HÜSEYİN A. ŞİMŞEK

Başka bir ajanda yok, gazeteciyiz

Avusturya’da azınlıkların, göçmenlerin anadillerine de yer veren çokdilli gazetecilik geleneği yok değil, ama “verimsiz bir tarla“yı andırdığı da bir gerçek. Toter Winkel ekibi, böyle bir ortamda yayına başladığının farkında. Başka bir ajandamız yok, olanaklarımız ve gücümüzün sınırlarını zorlayarak kelimenin gerçek anlamında gazetecilik yapmak istiyoruz. Amacımız, başarılı olmaktır. Ama soyunduğumuz işi atlama tahtası ya da paravan olarak kullanıp başka işlerde değil, gazetecilikte başarılı olmak!

Toter Winkel, adının yaptığı tersinlemeyle amacını daha ilk adımda göstermektedir aslında. Toplum ve birey hayatındaki “at gözlükleri“ni ortaya çıkarmak ve devre dışı bırakılmasını sağlamak. Bunu, örneğin politik bir dava olarak değil de adına “gazetecilik“ denilen bir iş, bir uğraş üzerinden ya da eliyle yapmak. Gazetecilik bir meslektir ve kendine has bir etiği, alan disiplini vardır. Eğer bu alanın etiği ve disiplini umursanmazsa, ilkesiz ve omurgasız bir pratik sergilenir. Gazetecilik, tabela ya da kartvisit olarak kullanılırken, başka türlütevür işler yapılmış olur. Ne yazık ki günümüzde „gazetecilik“in bu versiyonu, bu türü revaçta ve baskın konumda.

Gazeteciliğin neredeyse her meslek alanından beslenmesi, farklı mesleki disiplinlerden bu işe dahil olanların kendi kurallarıyla geleceği ve kendince bir gazetecilik dayatabileceği anlamına gelmez. Haberde objektif olmak, bilgiyi hem kaynağına yabancılaştırmadan hem de kaynağının tevecühüne göre eğip bükmeden doğru ve eksiksiz vermek, vazgeçilemeyecek bir ilkedir bu işte. Gazetecinin görevi, haber kaynaklarına “mavi boncuk“ dağıtmak olmadığı gibi, onlara herhangi bir sebepten dolayı ayar vermek, şantaj yapmak da değildir. Onlara karşı dürüst olmaktır.

Yukarıdaki belirlemeler, sadece haber sütunları için değil; röportajlar, görüşmeler, araştırma ve inceleme yazıları için de aynen geçerlidir. Her bir gazeteci, gazeteciliğin bu alanlarında kendi biçim, üslup, öncelik-sonralık tercihini kullanma hakkına sahiptir elbette; ama bu hakkını, kaynağa dayandırılmış içeriğe halel getirmeyecek bir çerçevede kullanmakla sorumludur. Öznelliğin, özgünlüğün sadece biçim ve metod açısından değil içerik bakımından da anlaşılır kabul edildiği alanlar ise fikir yazılarıdır.

Siyaset bilimi insanı John Keane’nin deyimini anımsayalım: “Bazıları, bazı şeylerin bazı yerlerde yayınlanmasını istemez. İşte o şeylere haber diyoruz.” Haber, belirli bir tarafın, kesimin kendince sürdürdüğü, örneğin ne “hak ve özgürlük mücadelesi“nin ne de iktidarını berdevam ettirmesinin doğrudan bir aracıdır. Objektif bir haber, bağlamına oturduğu konjonktur dolayısıyla dolaylı bir etkiye sahip olur bu noktada. Yalan ve eksik haberler, bu meslek etiğini es geçenlerce üretilir bu yüzden. Haberin doğrusu olmaz aslında, gerçeği olur. Haberi veriş tarzının “doğrusu-yanlışı“ndan söz edilebilir ancak. Biz, haberi doğru vermek isteriz. Ne yapsak da eksik kalabilir bazen haber. Bu, aynı zamanda bir olanak meselesi çünkü. Fakat telefisi imkansız değil; “haberi sürdürmek“ diye bir gelenek vardır gazetecilikte.

Tekrarlamak gerekirse: Haberi eksik verdiğimiz olur, bu olanak meselesidir çünkü; ama yalan veya yanlış vermeyiz haberi, bu prensip ve mesleğin etiği meselesidir. Habercilikte yandaşlığa, payandalığa, borozan ya da sahibinin sesi olmaklığa vs sadece “başkaları“ ya da “bizden olmayan“ diye tanımladıklarımız yaptığında kıyameti koparmakla yetinemeyiz. Bu sepepledir ki Toter Winkel, kendi tüzel kişiliği dışındaki hiçbir parti, kurum veya örgütün yayın organı olmamak anlamında kurumsal bir bağımsızlığa sahip, özgür bir gazetedir. İsmi ve cismiyle orta yere çıkarak yazacak olanlara açıktır sayfaları. Karnından konuşanlarla da, “cesaret“lerini ya da “radikal olma halleri“ni köşe bucak saklanıp gizlenme yoluyla konuşturanlarla da kaybedecek zamanı yoktur.

Geride bıraktığımız zaman zarfında hem online, hem de matbu versiyonuyla paylaşmayı sürdürdüğümüz çıkış konseptimizin son paragrafı şöyle: “Özgür, eşit, barış içinde; katılımcı, çoğulcu, direkt ve yerinde bir demokratik yaşam tarzı talep eden ve kurmak isteyenlerin saffında bir mevzi olmak.” Fakat, görünen o ki bizi kendinden sayan, yani en yakınımızda durduğunu beyan edenlerce anlaşılmak bile çok da kolay olmayacak. Yukarıdaki ikinci cümlede yer alan tanımlamaya ve tanıtmaya rağmen en çok duyduğumuz iki soru: Amacınız ne? Çizginiz ne? Gayet açık ve anlaşılır olan çıkış konseptimizi ulaştırdıklarımızdan bile bu soruları duyunca, işe, “gazetecilik denilen şey“in ne olduğundan başlamak gerektiğini düşünmeden edemiyoruz her defasında.

Sosyal medyayı palavra meydanı, kinini kusma yeri ya da hasetine sibop gibi kullananlar yanılıyor; gazetecilik, başka bir şey ve muteber kalmaya devam edecektir.

huseyin.simsek@gmx.at

Vielleicht gefällt dir auch