DENİZ ÖZEN-BAŞARAN

Siyah beyaz

İnsanların hem iyi hem kötü olduğunu bu savaşta öğrendim.  

Dünyanın bir yanı bahar bahçe, diğer yanı kış.

Hiçbir şey yerli yerinde değil bugün. Biz bile!

Elma ağacının gölgesi orada, iğde ağacının kokusu, çocukluğum diğer yanda, dedemin mezarı, fesleğenlerim geride.

Huzur, zaman, yaşam ileride. 

Kızımın minnacık elleri ve oğlumun yorgun gözlerinden ayrılmıyorum, ayrılmıyorum hiç.

Masallar da gerçek, ne anlatsak?

Kadınların savaşı çıkartmadığını mı?

Onca çığlığın üstünden uçan halımızın bizi buraya bıraktığını mı? Şimdi bunca kadın bunca çocukla burada. 

Kimin ağacı bu bilmiyorum, kimin suyu? 

Neden burdayız?

Bilmiyorum.

Sonrası dün.

Kavafis’e sormak lazım aslında; “insan bütün şehirleri ardından sürükler mi?” diye. “O şehir arkandan gelecektir” derken, bunu mu kastetmiştir? 

Benim kentlerim içimde büyüyor. 

Bazen öyle bir kalk borusu ötüyor ki, uykumdan fırlıyorum sese. Aranıyorum, yok.

Sonrası sessizlik.

Bazen öyle bir mavi ki kentin üstü, diyorum aynı gök işte, aynı toprak. Hem memleket doyduğumuz yer değil mi? 

Sonrası dalgınlık. 

Bazen öyle bir gülüş yakalıyorum ki, aşk sanıyorum. Tutup bakıyorum gözlerine, konuşamıyorum. Ya anlamazsa beni? O konuşuyor, ben yürüyorum.

Sonrası kadın.

Çocuklar kırmızı. Niyeyse? Ayakkabıları, çantaları ya da gömlekleri mutlaka kırmızı. 

Onlar mutlu olsun, biz güleriz. Bütün kentler güleç olur.

Sonrası anne.

Güneşe ödünç verip dışımı, yatırıyorum denizin dalgasına ‚iç’imi. 

Deniz her yerde aynı. Kadınlar madem taşıyorlar yüzlerinde acıyı, siler belki gülümsediğim rüzgar yumarsam düşlerimi.

Sonrası Umut.

Otobanda, beyaz şeridin üstünde, o şehirden diğerine rüya.

Ağaçların dökülen yaprakları, yol kenarındaki kahveye çalan dikenler, otlar, çiçekler. Hep bir ağızdan söylüyorlar şarkılarını. Kadınsan duyarsın.

Sonrası Düş.

Gece çıkıyorsan yola, içine de gidersin. Yollar değildir, otobüsün tekerlerinin yuvarlandığı.

Kalbinin üzerinde hissedersin o lastik tekerlek izlerini. Yol boyu fotoğraflar, resimler, anılar.

Sonrası Gurbet.

Bir kenti bitirip noktayı koyduysanız eğer, ardınızdan gelmez, geldiğiniz şehir. 

Gittiğiniz şehir dizilir yolunuzun üzerine. Her durağını, evini, duvarını, içiniz neşeyle izlersiniz.

Ama koyamadıysanız o noktayı eğer, direklerde dizilmiş kuşlar size bakar, siz onların üzerinden geçen yıllara. Bir kente nokta koymak zor iştir. 

Birkaç hayat yaşamanız, birkaç ölüm eklememiz gerekir ömrümüze.

Sonrası, sonrası gerçek.

Siyah beyaz bir fotoğraf.

Gözlerindeki korku mu cesaret mi kadının? 

Hem yerli hem yurtsuz. Kaçıp kurtulan ve sanki son anda yetiştiği bu trenin kirli camından sarkıtıverdiği kollarıyla gözümüzün ta içine bakan bir kadın. 

Sobeledi mi dersiniz oyunu? Ebe kim?

Sonrası bakış.

………………………………
*Savaş mağduru kadınlara.
d_dalgasi@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch