Ben hainim!

Eskiden olsa, “faşizme karşı omuz omuza“ der yürürdük hep birlikte. Ne kolaymış her şey! Şimdi yürüsen de kâr etmiyor; eski çocuklar büyüdü, yeni çocuklara anlatamıyorlar örgütlü olmanın güzelliğini ve katmerli açıyor faşizmin suladığı çiçekler gece renginde.

İstanbul — Dağlar eritti karını, sen dağlarını eritemedin Hayat! Koca koca buzlar koptu okyanuslarda da sen şuncacık buzunu söküp atamadın! Gezegen ısınıyor sen donuyorsun, gezegen direniyor, sen çözülüyorsun!

Tuz basayım mı açtığın yaralara? Bıçak bıçak sarkan buzlarının altına yatayım mı? Bedenime saplanırsan belki kanım sıçrar, sıçrar da belki al basar yüzünü. Görenler, “Hayat utancından kızarmış”, der. Desin! Utanmazlığın sınırı çizildi her yere.

Yanlış! “Utanmazlık sınır kaldırdı”, demeliyim. Yeniden paylaşılıyor Dünya. Yeniden sınırlar çizilecek; gözlerimizin içine baka baka, gözlerimiz acıyacak bakılmaktan. Bir sınır neyle çizilir Hayat? Kanla! Kan en ucuz değer artık. Kansızlar, “ötekiler”in kanını emerek yapacaklar dünyalarını. YA-PA-CAK-LAR! Kurmakla yapmak arasında senin şu dağların kadar fark var Hayat.

Hayır! Benim kanım ucuz değil! Sana iyi gelir belki benim sıçrayan kanım. Çözülmeyi unutursun, dağların erir, her türden canlıyı yeniden beslersin belki. Şu köpekbalığı, bu kılıç balığı, o japon balığı demezsin. Ve dememiş olmaktan utanmazsın. Diyenleri gördükçe utanırsın ancak. Hadi utanalım! Birileri de utansın, ha Hayat!

Utanmaktan başka bir şeyin yapılamadığı zamanlardayız. Ama utanmanın da pahası arttı be Hayat. Kanın grafiği düştü, utanmanın grafiği arttı dünya borsalarında. Utanmak, utanç duymak “hainlik”e endekslendi. Bu izleniyor şimdi uydulardan.

“Her türlü savaşa ve militarizme karşıyım. Bombalar yağdırıp parçaladıkça sen, ben utanıyorum” dediğimde, “HAİNSİN” diyorlar. “Bu güneş altında herkese yer var. ‘Benden değil’ deyip öldürdükçe sen, ben utanıyorum” dediğimde, “HAİNSİN” diyorlar. “Memleketimi çok seviyorum, ama ‚benim sevgim seninkinden değerli’ye tapındıkça sen, ben utanıyorum” dediğimde, “HAİNSİN” diyorlar.

Daha söyleyeyim mi, ha Hayat!?

Söylemeyeyim! Söyledikçe memleketin şairi de ağlıyor yattığı yerde.

//…Evet, vatan hainiyim, siz vatanperversiniz, siz yurtseversiniz,
ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tınaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim…//
(*)

demişti de resmini asıp sokaklara, suratına tükürmüşlerdi! (Şimdi tükürmekle kalmıyorlar; giydiği bir tişört veya konuştuğu dil yüzünden insanları köşelerde kıstırıp linç etmek istiyorlar.) Sonradan -devletin de katkılarıyla- mezarına bir çınar ağacı diktiler Nâzım‚ın! Şimdi bu ikiyüzlülük karşısında utanmayayım da ne yapayım, ha Hayat?

Eskiden olsa, “faşizme karşı omuz omuza” der yürürdük hep birlikte. Ne kolaymış her şey! Şimdi yürüsen de kâr etmiyor; eski çocuklar büyüdü, yeni çocuklara anlatamıyorlar örgütlü olmanın güzelliğini ve katmerli açıyor faşizmin suladığı çiçekler gece renginde.. Hele bayrak taşımıyorsan elinde ve asmıyorsan olur olmaz yerde pencerelere… En adi kendini saklama biçimi “milliyetçilik” artık. Hırsız mısın, tecavüzcü müsün, kadın-çocuk-hayvan düşmanı mısın, erdemlerin yok mu… Fark etmez. İki vatan cümlesi edip, bir de bayrak sallandırdın mı, tamam!

Ben en iyisi gıdıklayayım en olmadık yerlerini? Gülümser misin o zaman Hayat? Şu kekremsi suratın biraz güzelleşir mi? Ya da bu gül tomurcuğunu versem durulur mu hırçınlığın? Bahçemden şimdi kopardım. O gittiğinde (veya ben ondan gittiğimde) dikmiştim. Büyüdü gül, bütün dallarında açtı sarı sarı. Katlanabilirim sanmıştım sarıya. Katlanamadım! Ben de,  açtıkça hemen kopartıyorum kafalarını! Ben kopartıyorum, o inadına açıyor! Ben kopartıyorum… Kendimi kandırıyorum! “Kökünden sök bakalım kadın kişi aşksızlığa cesaretin varsa!” diyorum, kendime sövüyorum!

Çünkü ben hainim!
Çünkü her türlü savaşa ve militarizme karşıyım.
Bu güneş altında herkese yer olduğuna inanıyorum.
Memleketimi çok seviyorum be hey
ve aşka ihanet edip sevdalar gömüyorum gül renginde.
Beni „hainlikten“ başkası kurtarmaz, kurtaramaz!
Evet, evet
Ben hainim!


*) Nazım Hikmet

Fotoğraf: Emine Başa
eylulguz@gmail.com

Vielleicht gefällt dir auch