Adil Okay’dan çok renkli, çok katılımlı iki kitap

Ütopya Yayınevi kitapları arasında çıkan “Şair Kapıları” ve “Duvarları Delen Çizgiler” adlı her iki çalışma da yazar, şair ve fotoğraf sanatçısı Adil Okay tarafından kotarılıp düzenlendi. Çok sayıda şair ve karikatüristin katkılarıyla.

İstanbulŞair Kapıları ve Duvarları Delen Çizgiler adlı çok renkli ve çok katılımlı iki kitaptan söz edeceğim burada. Ütopya Yayınevi kitapları arasında çıkan her iki çalışma da yazar, şair ve fotoğraf sanatçısı Adil Okay tarafından kotarılmış, derlenip düzenlenmiş. Birinci kitap, fotografçıyla şairlerin, yani fotoğrafla şiirin; ikincisi, hapisanelerdeki tutuklu ve hükümlülerin çizimleriyle mektuplarının birbirine eşlik etmesinin ürünü. İkinci kitapta yer alanları içinde şair, yazar, resam, karikatürist olarak yaptıkları üretimlerden dolayı hapisaneye atılanlar da var.

Afrika, Asya ve Avrupa’dan çeşit çeşit kapılara dizeler eşlik ediyor

Sanatçı, dünyanın dört bir yanından (Afrika, Asya ve Avrupa’dan) çektiği kapı fotoğraflarından, karelerden derlemiş Şair Kapıları kitabını. Kapıların kimisi ahşap, kimisi demir, kimisi tokmaklı, kimisi oymalı, kimisi sürgülü, kimisi tel örgülü, kimisi sütunlar arasında tarihin izlerini taşıyor, kimisi yeşillikler arasında zor görünüyor. Ama hepsinin de yaşamın içindeki anlamı büyük. Geniş bir avluya açılanıyla, bir zindanın karanlığında pas tutan demir parmaklıklı olanıyla! Her biri, insanı kendine çeken bir gizeme sahip. İnsan o kapılara bakınca, kendine sormadan edemiyor: Hangisi benim hayat kapım olabilir? Şimdiye kadar ben hangi kapılardan geçtim?

Kitabın önsözünde şöye diyor Adil Okay: “Her şairin bir kapısı var. Her kapının bir açanı, kapayanı. Ne kadar çok insan geçer gider ‘kendilerinin olmayan’ kapıların önünden. Kaçımız o kapıların sesini duyarız. Ayıp örten, korku savan, yaşamı kamudan özele geçiren. Her daim açık kapılar da var elbette. Gar ve otogar kapıları gibi… Modernizmin aklı tüm kapıları ardına kadar açmadı. Hala avama kapalı kapıların olduğu bir dünyada yaşıyoruz.”

Yine önsözden şunları da okuyoruz:

“Bir ‘nesne’ olmayı, bir nesnenin ‘adı’ olmayı çoktan aştı kapı… Bu ve öte dünyaya dair ne çok masal ve mesel yüklenmiştir bu dört harfli yorgun sözcüğe!

“Akıl der ki: Bir kapı ya açık durmalı, ya da kapalı.

“Kalp şöyle der: Kapı aralık durmalı! Bilirim, tekin değildir bu; korku üretir aralık kapı. Şair sonsuza kadar yitirdiği kadına fısıldar: Aklı korkutmayan Aşk’tan şüphe et…”

Adil Okay çektiği kapı fotoğraflarını, günümüz şairlerinin şiirleriyle buluşturup daha bir anlamlı kılmış. Bir anlam da dizeler kapıların dili olmuş sanki.

“Hadi; herkes kendi Kapı’sında dilensin…” (Celal  Soycan, s. 10)

“seninle kapı ve kapının altından atılan not gibiyiz” (Göçenur Ç., s.44)

“kendime geldim, çaldım kendimin kapısını, ben yoktum” (İlker İşgören, s.52)

“kapıyı çaldım. Herkese bir ayrılıştır kapıyı çalmak” (Ogün Kaymak, s. 88)

“ezeli bıçakla kapanır kapı” (Zeynep Köylü, s.124)

Duvarları Delen Çizgiler, “Görülmüş” mektuplarla omuz omuza

“Görülmüştür” yazısını okuduğunuzda ne düşünürsünüz? İlk olarak aklınıza ne gelir? Benim aklıma ilk gelen, bir asker ve bir mahpushane mektubu oldu. Duvarları Delen Çizgiler adlı kitabın -projenin- mimarı ve hazırlayanı Adil Okay. İşte bu kitabın üzerinde mühürlü bir “görülmüştür” yazısı var. Sonra gözünüz başka şeyler arar tabii. “Özgürlük Temalı Mahpushane Karikatürleri” yazısını da okuduğumda artık emindim; bu bir değil, birçok mahpushaneden çıkmıştı. Ama mektup değildi. Mektupları birleştirip kitap yapmışlar. Daha doğrusu çizgileri birleştirmişler. O çizgileri gördüğünüzde anlıyorsunuz, sanatı mahkûm edemediklerini. Sanatı, edebiyatı üreten düşünceyi mahkûm edemediklerini. O çizgiler duvarları delerek, duvarları aşarak özgürleşirken, karikatüristini de özgürleştiriyor! 

 “Hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek, tecrit edilen mahpusların sesini duyurmak…

“2019 yılı itibarıyla hapishanelerde sayıları her geçen gün artan 260.000 tutuklu ve hükümlünün varlığını dışarıdakilere yeniden anımsatmak…

“Hapishanelerde plastik sanatlarla ilgilenen mahpusları teşvik etmek. Kendilerini ifade olanağı sağlamak.” (s.4)  gibi birçok amaca yönelik bir çalışma.

Öyle karikatürler var ki hiçbir yerde göremeyeceğiniz derinlikte. Çünkü karikatürleri yapanlar kendi yaşamlarını nakışlamışlar. Bunu, bu derinliği, acıyı, içinde bulundukları durumu, koşulları ancak kendileri bu kadar iyi anlatabilirdi.

Karikatüristler birer mahkûm, siyasi tutuklular. İçlerinde hiçbirini şahsen tanımıyorum. Hiçbiriyle hiçbir iletişimim de yok. Ancak beni ilgilendiren yaptıkları sanat! Renkleri, çizgileri! Beni ilgilendiren üretmeleri! Edebiyat ve sanata ilgisi olan hiç kimse yaptıklarının karşısında duyarsız kalamaz. Tutuldukları hücrelerde yetersiz malzemeyle çalışarak üretiyorlar. İçlerinde birinin, gazeteci ve ressam Zehra Doğan’ın; boya kalemi, fırça, tuval gibi malzemelerin yasak olduğu hapishanede regl kanını, tentürdiyodu ve sebze artıklarını kullanarak boya yaptığını öğreniyorsunuz.

Cumhuriyet gazetesi davasından tutuklanan çizer Musa Kart’ın 27 Ocak 2017’de hapishanede kaleme aldığı bir mektuptan kısa bir alıntı:

“Buradan bir de çağrım olacak: ‘Ne çok gazeteniz, ne çok televizyonunuz var. İstediğinizi yazdırıyor, istediğinizi söyletiyorsunuz. Ama yine de korkuyorsunuz. Yazılarımızdan korkuyorsunuz, karikatürlerimizden korkuyorsunuz. Hadi artık, yenin şu korkunuzu da geri verin kâğıtlarımızı, kalemlerimizi, boyalarımızı, fırçalarımızı. Hadi artık!” (Kaynak: Bia Haber Merkezi, 27 Ocak 2017, s. 6)

Adil Okay, Karikatür ve Mizah Grubu’yla (HOMUR) birlikte, “Duvarları Delen Çizgiler”le birçok yerde sergisi de açmış. Daha geniş bilgiye sahip olmak için kitabı edinmek gerekir diyorum. Savaşsız ve sömürüsüz bir dünya için, demokrasi ve özgürlük için, daha çok umut, daha çok paylaşım, daha çok sanat ve daha çok mücadele!

……………………….………………………………
ayseesimsek@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch