Avusturya’da ‘sosyal hıristiyan‘ siyasal gelenek: CSP

Sosyal hırsitiyan hareket, Avusturya’da köklü bir hareket. Partileşme süreci 1893’te CSP ile başladı. 1945’te ÖVP ile devam etti. 2017’de şimdiki genel başkan Sebastian Kurz’la birlikte, artık “Yeni Halk Partisi”.

Viyana – 29 Eylül Pazar günü yapılacak erken genel seçime katılan partiler arasında en eski olan ikinci parti, hırisyitan muhafazakar Avusturya Halk Partisi (Österreichische Volkspartei-ÖVP) 1893’te kuruldu. Ama, sosyal demokrat partide olduğu gibi, bugünki isimle değil. Kurulduğu günden, 1938’deki Almanya işgaline kadar Hıristiyan Sosyal Parti (Christlich Sozialen Partei – CSP) adını taşıdı. ÖVP adını, 1945’teki yeniden kuruluş döneminde aldı. Bu parti bir isim değişikliği de 2017’de, şimdiki genel başkan Sebastian Kurz liderliğe geldiğinde yaşadı: Şu anda, “Yeni Halk Partisi” (Die neue Volkspartei) adını kullanıyor ve geleneksel rengi olan “siyah“ın yerini de “turkuaz“ almış bulunuyor. Ne varki bu son değişiklikler, bütün eyaletlerdeki parti teşkilatları tarafından benimsenmiş değil. Batıda kalan Salzburg, Tirol ve Vorarlberg parti örgütleri, ÖVP adını ve “siyah“ rengi kullanmakta ısrar ediyor. Aynı zamanda, parti hattını tanımlamada kullanıla gelen “sosyal hırisitiyan“ vurgusundan da vazgeçmiş değil.

Önceki iki bölümde anlattığımız sosyal demokrat SPÖ (ve önceli SDAP) ile ÖVP (ve önceli CSP), kuruldukları günden bugüne; birinci ve ikinci cumhuriyet döneminde, (1934-38 Austro-faşizm ve 1938-45 Nazi işgali dönemleri hariç) aralıksız en güçlü iki parti olageldi. Ya onların koalisyonu altındaydı ülke ya da biri yalnız veya daha küçük bir ortakla hükümet kurmuşsa, öteki ana muhalefet partisiydi.

“Sosyal hıristiyan” bir siyasal hareketin oluşum süreci

Avusturya’da “sosyal hıristiyan” hareket, politik anlamda da oldukça köklü sayılır. Partileşme öncesi tarihi, 1848 dönemine kadar iner. Böyle bir hareketin inşa sürecinde, Sebastian Brunners tarafından tam da 1848’de çıkarılan “Viyana Kilise Gazetesi” (Wiener Kirschenzeitung) ile dönemin Kardinali Anton Gruscha’nın önayak olduğu ve 1852’de kurulan “Katolik Kalfalar Derneği”nin (Katholischen Gesellenverein) büyük bir rolü olmuştur.

Sonraki önemli etken şu olmuştur: 1868’de Linz Piskoposu ve aynı zamanda milletvekili Franz Joseph Rudigier, yeni yasal düzenlemeler ve reformlar talep eden bir mektup kaleme alır. Bu sebeple, 5 Haziran 1869’da tutuklanır. Tutuklanması, başta Linz’de olmak üzere gösterilerle protesto edilir. İşte bu eylemler, “Hristiyan Sosyal Hareket”in ya da “Avusturya Demokratik Katolik Hareketi”nin asıl başlangıcı, doğuşu olarak kabul görür.

Sonraki yıllarda, bu harekette etkili isim olarak gazeteci Karl von Vogelsang sahnededir. Özellikle 1873’ten itibaren yönettiği gazete ve dergilerde, “hıristiyan sosyal reformları”nın deklaraasyoları sayılacak yazılar yayınlar. Hareketin partileşmesini ilk deneyen de Vogelsang oldu. Ancak o dönemde, sosyal politikalara karşı güçlü bir anti-Semitizm direnci vardı. Ekonomik liberalizm, “sömürgeci” olarak tanımlanır ve Yahudiler de bundan sorumlu tutulan halk grubuydu. Dolayısıyla, partileşme ertelenecekti bir süre daha. 1887 Viyana yerel seçimleri dolayısıyla, bir adım daha atılır. Alman milliyetçiler ile anti-liberaller “Birleşik Hıristiyanlar” adıyla seçime katılır. O güne kadar “Sol Liberal Demokratlar”ın üyesi olan Karl Lueger, bu seçimler sayesinde harekete kazandırılır. Lueger 1888’de, Hıristiyan Sosyal Derneği‘ne katılır. Vogelsang tarafından düzenlenen tartışma turlarında yer alır. Hareket içinde hızla sivrilir.

Dernekler, kulüpler çoğalmış, partinin kurulması aşamasına gelinmişti. CSP’nin kuruluşunda bizzat yer almış olan o kurumların bazıları şunlardı: Katolik Muhafazakarlar, Demokratlar, İş Reformcuları, Katolik Sosyal Politikacılar Serbest Birliği, Hıristiyan Sosyal İşçiler Birliği. Gerek birey, gerek kurum olarak kurucu bileşenler çok fazlaydı. Ama parti 1893’te kurulduğunda, liderliğin Karl Lueger’de olduğu üzerinde anlaşılan bir nokta. Lueger, 1897’de Viyana Belebiye Başkanı da oldu ve bu görevini 1910 yılına kadar sürdürdü.

CSP, 1905’te Eggenburg’da yapılan parti kongresinde, “çok uluslu devletin varlığı”nı kabul etti ve savundu, gelecek açısından “federal bir yeniden yapılanma” çağrısında bulundu. Bu çıkışı, Arşidük Franz Ferdinand tarafından memnuniyetle karşılandı. Çünkü, özellikle de Alman kökenlilerde yaygın olan Almanya’yla bütünleşme yerine, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na olan bir “bağlılık” söz konusuydu partinin bu yöneliminde. Tahtın varisi, CSP ile yakın bir ilişki içinde olacaktı hep.

CSP 1907’de, Katolik Halk Partisi ile birleşti ve Kraliyet Temsilciler Meclisi’ndeki en güçlü parti oldu. Fakat Karl Lueger‚in 1910 yılında ölümü partiyi krize soktu. Liderlik, adaylık çekişmeleri ağır bastı. Parti, sosyal demokrat SDAP’ın gerisinde kaldı.

Cumhuriyetin kuruluş sürecinde CSP’nin rolü

Birinci Dünya Savaşı’ndaki tavrı, bu partinin 1910’da başlamış gerilemesini derinleştirdi. Yeni lider konumundaki Aloys von Lihtenstein’in başını çektiği kanat, monarşiyi savunuyordu. Bu partiyi, savaş boyunca monarşinin yanında, safında tuttu. Fakat yenilgi hali belirginleştikçe, cumhuriyeti savunan kanat güçlenme olanağı bulacaktı adım adım. Bu kanadın etkili olması, CSP’yi, cumhuriyetin kuruluşunda SDAP’ın yanına sürükledi. Monarşist Genel Başkan Lihtenstein, bugidişatı protesto etmek için görevinden ve partiden istifa etti. Onun yerine geçici olarak Yukarı Avusturya Eyalet valisi Nepomuk Hauser geçti. CSP, cumhuriyetin iki kurucu gücünden biri olarak, Hauser’nın yanı sıra Ignaz Seipel gibi simaların liderliğinde sahnede olacaktı.

Fotograflar: de.wikipedia.org

Birinci Dünya Savaşı sona erip, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu dağıldığında, 1918’de bir cumhuriyet sisteminin kuruluşu için kolları sıvayan iki partiden biriydi CSP. 21 Ekim 1918’de sosyal demokrat SDAP’la masaya oturdu. Bu iki partinin kararıyla öncelikle bir “Geçici Ulusal Meclis” toplandı ve 30 Ekim 1918’de ilk “Geçici Cumhuriyet Hükümeti” kuruldu: SDAP-CSP koalisyon hükümeti! Yani, Avusturya Cumhuriyeti’nin etkili, baskın ilk iki kurucu gücü, sosyal demokratlar ile sosyal hıristiyanlar olmuştu.

SDAP ve CSP, yeni devletin temelini atmada önemli ilk adımları attıktan sonra, önce 3 Kasım 1918’de komünistler (KPDÖ); 1919’da ise Alman milliyetçileri (GDVP) partileşecekti. GDVP, SDAP-CSP koalisyonunun inşa etmeye giriştiği cumhuriyet projesine eklemlendiler. KPDÖ ise başka bir cumhuriyet istiyordu: Sosyalist (Sovyetik) Cumhuriyet! KPDÖ’nün farklı bir cumhuriyet için başlattığı ayaklanma girişimi, Birinci Cumhuriyet’in ilan edildiği aynı gün içinde (12 Kasım 1918’de) bastırıldı. Sosyal hıristiyanlarla sosyal demokratların kurucu koalisyonu, önüne çıkan en önemli engeli bertaraf ederek yoluna devam etti. SDAP-CSP geçici koalisyon hükümeti, Şubat 1919’da ülkeyi ilk genel seçime götürdüğünde, üç parti girebildi meclise: SDAP 69, CS 63, ve GDVP 26 milletvekiliyle. KPDÖ ise, meclis dışında kaldı. Alınan sonuçlar, kuruluş döneminin geçici SDAP-CSP koalisyonunu, seçilmiş bir koalisyon hükümeti haline getirdi.

Sosyal” olmada, “demokrat” ile “hıristiyan” farkı

Önceki bölümlerde de vurguladığımız üzere, cumhuriyetin inşasında başat rol oynamış ilk iki parti olan SDAP-CSP, yapılan seçimlerden sonra da sürekli koalisyon hükümetleri kuran bir konumdaydı, ama bu, işlerin çok da yolunda olduğu anlamına gelmiyordu. Neredeyse hiçbir koalisyon hükümetleri uzun ömürlü olamamıştı. Öyle ki ilk iki yılda, iki koalisyon hükümeti kurulmuş ve yıkılmıştı.

Üçüncü genel seçimin sonuçlarından yola çıkarak, hükümet etmekte olan iki parti arasındaki sürtüşmelerin, çatışmaların daha çok CSP’ye yaradığını söylemek mümkündü. Çünkü bu seçimde CSP, ilk kez birinci parti konumuna gelmişti. Bu, ilk kez ikinci sıraya düşmek, sosyal demokratlar açısından önemli bir kırılmanın başlangıcı oldu. SDAP, Birinci Cumhuriyet boyunca artık bir daha iktidara gelmemek üzere muhalefete düşmüştü. 1920’den sonraki bütün Birinci Cumhuriyet başbakanları, 1928’den sonraki cumhurbaşkanları bu partidendi. Daha 1920’lerin başından itibaren yaşanmaya başlanan bu gelişmeler, sosyal demokratlar ile hıristiyan sosyallerin yol ayrımını 1930’ların başındaki derin uçurumlara vardıracaktı. Aralarındaki mücadele yer yer, zaman zaman mili güçleri üzerinden silahlı çatışmaya varacaktı.

Bir kere birinci parti olup, Alman milliyetçisi üçüncü partinin desteğiyle hükümeti tek başına kuran CSP, bir daha muhalefete düşmemek ve hükümeti sosyal demokratlara kaptırmamak ya da onlarla yeniden “ortak” olmak zorunda kalmamak için bütün iktidar olanaklarını kullanmaya yöneldi. Yürütmeyi güçlendiren düzenlemeler, bu çerçevede çok önemli bir işlev görecekti. Örneğin, 1929’da Anayasa’da önemli değişikliklere gidilerek, devlet başkanına, bakanları atama ve olağanüstü hal ilan etme gibi yetkiler tanındı. CSP, iktidar olanaklarını kullanarak peşpeşe hükümetler kurar konuma gelmiş; hükümetleri ard arda dizdikçe de iktidar olanaklarını her yeni gün genişletiyor, arttırıyordu.

Sistem krizine dönüşen 1930 seçimleri

Kasım 1930’da gidilen seçimde, CSP’nin olan iktidar olanaklarını seferber etmesine rağmen, uzun bir aralıktan sonra, SDAP yeniden birinci oldu. Bu arada, meclisteki parti sayısı da dörde yükseldi: SDAP 73, CSP 66, GDVP 19 ve İtalyan modeli bir faşist partiye dönüşmüş “Vatan Savunması” (Heimwehr) ise 8 milletvekili kazandı. Sosyal demokrat SDAP’ın birinci parti olması, sonuç itibariyle gidişatta bir değişime yol açamadı. Anlaşmazlıkları, çelişkileri artmış CSP’yle kurabilirdi koalisyonu. Ama SDAP, unu tercih etmedi. Böylece, Avrupa çapında iktidara yürüyen faşizmin hızlı bir yükselişe geçtiği 1930’lu yılların ilk hükümeti de CSP tarafından kuruldu.

CSP, ikinci sıraya düşmesine rağmen yine hükümeti kuran parti konumunda kalmıştı fakat, ülkede istikrar sağlaması kolay görünmüyordu. 29 Dünya Ekonomik Bunalımı, Avusturya’yı da kırıp geçiyordu. Savaştan sonra toparlanılamamıştı bir türlü. Bu koşullarda, 1932’de yerel seçimler yapıldı. CSP’nin oylarının bir bölümü, Avusturyalı Naziler’e (Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi / Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei-NSDAP) aktı. Avusturya NSDAP, hemen erken genel seçime gidilmesini istedi. Bu kez, sadece birinci parti olmakla kalmayacağı, mecliste çoğunluğu elde edebileceği umuduyla, sosyal denokrat SDAP bu öneriyi destekledi.

CSP’nin 1930’da kurduğu hükümet uzun ömürlü olamadı. Erken seçime gidildi. Fakat seçimler, hiç de beklendiği üzere Avusturyalı Nazileri’e ve sosyal demokrat SDAP’a yaramadı. Engelbert Dollfuss’un başına geçtiği CSP, yükselen faşizm dalgasına ayak uyduran bir konum almaya başladı. 1933’te yapılan o kritik genel seçimden sonra, Dollfuss başkanlığında yeni hükümeti yine CSP kurmuş, “Austrofaşizm”in iktidara yürüyüşü organize ediliyordu artık. Ki, Dollfuss başkanlığındaki bu CSP hükümeti, sadece “tek oy”luk bir çoğunluğa sahipti. “Güvence”den yoksun bir hükümet!

“Austro-faşist” bir hata geçiş

CSP, kuruluşundan beri burjuvaziyi, burjuva demokrasisini, kapitalist ekonomiyi, büyük çiftlik sahipleri ve zengin köylüleri, Katolik Kilisesi’ne yakın durarak ve onun desteğini alarak savunan bir partiydi. Çok partili bie cumhuriyet sisteminin iki kurucu partisinden biri olmuştu. Katolik Kilisesi’nin özendirdiği, yönlendirdiği; kitlesini korumak mümkünse artırmak hesabıyla önemsediği kadarıyla “sosyal”di. Şimdi, cumhuriyet bir kenara bırakılacaktı. “Austro-faşist” bir hata geçiş sürecine girilmişti. Engelbert Dollfuss, bu geçişin mimarı, akıl babası, lideriydi. İtalya’da 1922’den beri Mussolini, Almanya’da 1933’ten itibaren Hitler ne ise, Avusturya’da öyle olmak istiyordu. Burjuva demokrasisini önemsemeyen, benimsemeyen bir politikacıydı Dollfuss. “Batı tipi parlamenter rejimler, Orta Avrupa hükümetlerine zorla kabul ettirildi” diyor ve devam ediyordu: “Bu rejimler, askeri yenilgilere açık ve sosyalist devrimler karşısında korunaksızdır…”

Dollfuss liderliğindeki CSP’nin üst düzey yöneticileri, cumhuriyeti lağvedip faşist bir rejim kurmakta kararlıydı. Mart 1933’deki bir meclis tartışması, Ulusal Meclis başkanı ve iki başkan yardımcısının istifa etmesine neden oldu. Dollfuss, bu gelişmeleri gerekçe göstererek “parlamentonun çalışamaz hale geldiği”ni ilan etti ve ülkeyi “olağanüstü hal kararnameleri”yle yönetmeye başladı. Ulusal Meclis, tamamen devre dışı kaldı. Aynı zamanda, ülkede ne kadar irili-ufaklı faşizan fraksiyonlar, paramiliter gruplar varsa, olanca vurucu güçleriyle “siyasal ve toplumsal düzen”i, “otoriter bir rejim”le mümkün gören Dollfuß’un emri altına girmeye başladılar ve bunun adına “Vatan Cephesi” denildi. Bu cephenin kuruluşuyla, CSP’ye gerek kalmadı ve parti lağvedildi. Vatan Cephesi bileşenleri dışında kalan bütün siyasal yapılanmalar, partiler, partilerin milis güçleri adım adım kapatıldı, yeraltına itildi. Sadece komünistler, sosyal demokratlar değil; Almanya’da iktidara gelmiş NSDAP’ın Avusturya kolu olan Nazi yapılanması bile! Zira Dollfuß, “Duçe” ve “Führer” gibi, “kendi faşizmini” kurmak istiyordu.

CSP, 1920 Anayasa’sını 1929’da önemli maddelerde budamaya tabi tutmuştu. Dollfuß, 1 Mayıs 1934’de anayasada çok daha köklü değişiklikler yaptı. Bu değişikliklere göre, Avusturya, artık yasal ve anayasal düzlemde de “ruhani-otoriter-faşist bir devlet” idi. “Avusturya Federal Devleti” adıyla anılacaktı ve “cumhuriyet”in lafzına izin yoktu. Yürütme organına, yasama organının üstünde yetkiler tanındı. “Demokratik seçimler”, “insan haklarına anayasal güvence” gibi birçok madde askıya alındı. Böylece, Birinci Cumhuriyet dönemi sona erdi, bu dönemde kurulan partilerin hemen hepsi kapatıldı, yasaklandı, yeraltına itildi.

CSP’nin, 1945’ten sonra ÖVP olarak yeniden kuruluşu ve bugüne kadar siyaset eyleyişini sonraki bölümde irdelemeye devam edeceğiz.

(Devam edecek)

………………………………………………………..
Bu bölümde yararlanılan kaynaklar:

  • www.toterwinkel.at
  • Hüseyin Şimşek, Türkiye’den Avusturya’ya Göçün 50 Yılı, Belge Yayınları, İstanbul-2014
  • de.wikipedia.org
  • wien.gv.at

Vielleicht gefällt dir auch