Avusturya’da “sovyetik cumhuriyet” ve KPÖ nezdinde komünist hat

Savaşın sona erdiği 1918’de, bir cumhuriyet sistemi için kolları sıvayan SDAP ve CSP, “Geçici Cumhuriyet Hükümeti” kurmuşken, komunistler “Sosyalist (Sovyetik) Cumhuriyet” teziyle çıkıverdiler karşılarına.

Viyana – Önceki bölümlerde, Avusturya’nın bütün cumhuriyet tarihi boyunca (1934-38 Austro-faşizm ve 1938-45 Nazi faşizmi dönemleri hariç) ülkenin ilk iki güçlü partisi olagelmiş, Ulusal Meclis’in dışında hiç kalmamış, önümüzdeki 29 Eylül erken genel seçimine de en büyük ilk iki parti olarak girecek olan sosyal demokrat SDAP-SPÖ ile sosyal hıristiyan CSP-ÖVP’nin temsil ettiği siyasal hatların 1800’lerin sonunda partileştiğini anlatmıştık. Birinci Dünya Savaşı’nın yenilenleri arasında yer alan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağılması, bir Avusturya Cumhuriyeti kurulması şartlarının oluştuğu 1918’de, kraliyet/meşrutiyet meclislerinde yer almış diğer partiler geri plana düşmüşken, yeni devletin inşası için kolları sıvayanın, inisiyatifi eline alanın bu iki parti olduğunu da. Birinci Cumhuriyet’in etkili dört siyasal gücünün sosyal demokratlar (SDAP), sosyal hıristiyanlar (CSP), komünistler (KPDÖ) ve Alman milliyetçileri (GDVP) olduğunun altını çizmiştik. İşte bu dört hattan ilk üçü, kendine özgü birer parti örgütlülüğü üzerinden hâlâ sahnede ve sıradaki seçim için kampanya yürütmekte. SDAP-SPÖ ile CSP-ÖVP hatlarını irdelemiştik, bu bölümde ise Birinci Cumhuriyet döneminin AlmanAvusturya Komünist Partisi (Kommunistische Partei Deutsch-Österreich-KPDÖ) ile İkinci Cumhuriyet döneminin Avusturya Komünist Partisi’nin (Kommunistische Partei Österreich-KPÖ) merkezinde yer aldığı Avusturya’da komünist haretetin gelişimi ve tarihsel macerasını mercek altına alacağız.

Avusturya’da “Sovyet” denemeleri ve bertaraf edilişleri

Savaşın sona erdiği 1918’de, bir cumhuriyet sistemi için kolları sıvayan SDAP ve CSP, 21 Ekim masaya oturdu, bir “Geçici Ulusal Meclis” toplama kararıyla kalktılar. 30 Ekim’de de ilk “Geçici Cumhuriyet Hükümeti”ni kurdular. Komünist hattın partileşmesi, bu adımlardan sonra gündeme geldi. KPDÖ, 3 Kasım 1918’de Viyana’da kuruldu. KPDÖ’nün sahneye çıkması, aynı zamanda kurulmak istenenin nasıl bir cumhuriyet olması gerektiğiyle ilgili ikinci/yeni bir tezin savunusu anlamına geldi. SDAP ve CSP, başka Avrupa ülkelerinde de tanık olunan “burjuva demokrasisi” üzerine oturtmuşlardı projelerini. Oysa komunistler, “Sosyalist (Sovyetik) Cumhuriyet” tezini ileri sürüyorlardı. 1917 Ekim Devrimi’yle Rusya merkezli inşa edilen “Sovyetik Cumhuriyet” seçeneğine mesafeli (karşı) olan sosyal demokratlar, komünistlerle değil, sosyal hıristiyanlarla ittifak halindeydiler. Ki, burada “Alman-Avusturya Cumhuriyeti”nin ilan edilişinden sadece beş ay kadar sonra, eski ortak ve kapı komşu Macaristan’da sınırlı da olsa bir “Sovyet Cumhuriyeti” ilanı söz konusu olmuştu. SDAP-CSP koalisyonu, kaderini Almanya ile bütünleştirip, bu “sovyetik” tarzdaki devrimci dalgayı bertaraf etmenin derdine düşecekti.

Komünist partisinden sonra, 1919’da kurulan Alman milliyetçisi GDVP’yi (Büyük Alman Halk Partisi (Großdeutschen Volks Partei) de yanlarına alan SDAP-CSP koalisyonu, KPDÖ’yü o dönem için en önemli “pürüz”, “engel” olarak görmeye başladı hemen. Uluslararası sosyal demokrat hareket ile komünist hareket de yeni doğacak cumhuriyete güçlü bir şekilde müdahildi. İki cumhuriyet projesi, Avusturya’da da yarışacaktı: SDAP-CSP’nin, Almanya’yla bütünleşmeye ayarlı “burjuva cumhuriyeti” tezi ve KPDÖ’nün esasen çiçeği burnunda Sovyetler Birliği, yanı sıra Almanya, Macaristan, Hollanda gibi ülkelerde de ortaya çıkmış “Sovyet/Sosyalist Cumhuriyet” tezi. Yani, kuruluş sürecinin etkili dört siyasal partisi, “üçe karşı bir” şeklinde cepheleşti.

KPDÖ’nün kuruluşundan dokuz gün sonra, SDAP-CSP koalisyonu 12 Kasım 1918 günü “Alman-Avusturya Cumhuriyeti”ni ilan etti. Bunun üzerine, “sovyetik/sosyalist bir cumhuriyet” kurulmasından yana olan KPDÖ, aynı gün kitlesel bir gösteri düzenledi. Kurulmakta olan cumhuriyetin esaslarına yönelik alternatif konumda olan bir çıkıştı bu. Gösterilerde, “Yaşasın sosyalist cumhuriyet” pankartları taşınıp, aynı içerikli sloganlar atıldı. Fakat hem çok yeni hem de çok sayıda farklı fraksiyon ve grupların toplamı gibi duruyordu bu parti. Savaştan sonra SPÖ‘den atılan gençlik derneği üyeleri, SB’den geri dönen eski savaş tutukluları, Elfriede Friedländer‘nın başını çektiği fraksiyon, Franz Koritschoner etrafında toplananlar… KPDÖ, bir partide gerekli olan yekpare bir yapıya sahip değildi henüz. Dahası, partiye kuruculuk yapmış ya da sonradan katılmış bütün o fraksiyonlar, kısmen birbiriyle çatışma halindeydi de! Dolayısıyla bir parti çatısı altına girmiş olmaları, birlikte güçlenmeyi getireceğe benzemiyordu. İçerden birbirlerine karşı ayakbağı olmayı görev edinmiş gruplar hiç de az değildi. Böyle bir komünist partisinin, Almanya ve Macaristan’a göre çok sınırlı sayıda kurulan Avusturya’daki “sovyetik yapılar”da hakim olması ve tutunmasını zorlaştırdı.

KPDÖ’nün 12 Kasım 1918 günkü “ayaklanma”sı, aynı gün içinde bastırıldı. Sosyal hıristiyanlarla (CSP) “kader birliği” yapmış sosyal demokratlar (SDAP), hasbelkader KPDÖ çatısı altına girmiş komünist fraksiyonların “sovyetler”deki konumunu kısa zamanda bertaraf etti. Öyle ki bu parti ve bileşenleri, daha 1919’un ortalarında yeni devlet için tehlike olmaktan çıkarıldı. “Sosyalist cumhuriyet” isteyen KPDÖ, tehlikesiz bir konuma düşürüldü. Cumhuriyetin ilk genel seçimi, Kurucu Meclis’in inisiyatifi ve organizasyonuyla Şubat 1919’da yapıldı. Seçim sonuçları da KPDÖ’nün yeniden atağa geçmesini sağlayacak sonuçlar olmaktan çok uzak çıktı. Ulusal Meclis’e sadece SDAP, CSP ve GDVP temsilci gönderebildi. Komintern (Komünist Enternasyonal) tarafından desteklenen, o momentte 6000 üyesi olan KPDÖ, tek bir temsilci çıkarabilecek kadar bile oy alamadı. KPDÖ’nün milis gücü Kızıl Muhafızlar da bu “sovyetik konseyler”in ürünü olmuştu. Bu milislerin önemli bir kesimi, sosyal demokrat SDAP’ın (Daha sonra Cumhuriyetçi Savunma Birlikleri / Republikanischer Schutzbund adını alacak olan) milis gücü “Halkın Bekçileri”ne (Volkswehr) katıldı.

1917 Devrimi’nin de tetiklemesiyle birlikte, Avrupa ülkelerinden Almanya, Macaristan ve Hollanda’da olduğu gibi Avusturya’da da “sovyetik işçi ve asker konseyleri” kurulmuştu. Lenin, “Avrupa ve Amerika İşçilerine Mektup”unda, “Şu anda, 12 Ocak 1919’da sadece eski Çarlık’ın farklı parçalarında, örneğin Litvanya, Finlandiya’da değil, ama aynı zamanda Batı Avrupa’da da Avusturya, Macaristan, Hollanda ve nihayet Almanya’da da güçlü bir ‘Sovyetik’ harekete tanık oluyoruz”, diye yazar. “Güçlü bir ‘Sovyetik’ hareket” belirlemesi, Avusturya için ne kadar isabetli, bu tartışılır bir nokta. 1918’in sonunda ortaya çıkan Avusturya’daki “sovyetleşme” kesinlikle Almanya ya da Macaristan’daki kadar yaygın ve güçlü değildi. Sadece Viyana başta olmak üzere (Yukarı Avusturya eyaletinin sanayi bölgelerindeki) bir dizi büyük kentte sahnedeydi. Lenin’in tespitini Avusturya için “olan” değil de “olması istenen” şeklinde okumak daha doğru gibi.

Birinci Cumhuriyet boyunca KPDÖ

KPDÖ 1. Parti Kongresi’ni Mayıs 1919’da topladı. Komintern’in 1. Dünya Kongresi’ne göndereceği delegeyi (Karl Steinhardt) belirledi. İşçi konseylerinde komünistlerin seçme ve seçilme haklarını kullanması, Macaristan’daki Sovyetleri desteklemek üzere 1.200 gönüllü gönderilmesini, FRSI’nın (Uluslararası Devrimci Sosyalistler Federasyonu / Föderation Revolutionärer Sozialisten – Internationale) partiye katılmasını karar altına aldı. Bu örgüt, Kasım 1918’de Julius Dickmann, Leo Rothziegel ve Johannes Wertheim’ın liderliğinde kurulmuştu. (Bu grubun federal bir örgütlenme biçimi vardı. Merkezî parti modeline sıcak bakmıyordu. Sovyetlerde yer alan komünistleri, solcu radikalleri, sendikalistleri, anarşistleri ve bazı sol sosyal demokratları içeriyordu. Konseylerin kurallarına uymadığı gerekçesiyle Rudolf Grossmann’la sürtüşme halindeydi. Yapılan ilk genel seçimlere katılmayı da oluşan Ulusal Meclis’i de reddeden bir pozisyondaydı. Bu haliyle, parti içinde hep bir hizip olarak kalacaktı.) Bu 1. Parti Kongresi’nde, Ernst Bettelheim başkanlığındaki dört üyeli bir kurul, KPDÖ liderliğini devraldı.

Bu dönemde, “işçi sovyetleri”ndeki gücü yüzde 5 kadar olan KPDÖ, önemli liderlerinden Leo Rothziegel’i (FRSI’den) destek için gittiği Macaristan’daki çatışmalarda kaybetti. Bu arada, 1920’deki İkinci İşçi Sovyetleri Konferansı’ndan sonra, Yukarı Avusturya’daki işçi sovyetlerinde sosyal demokratlarla ipler iyiden gerildi. SDAP, KPDÖ’nün hakim olduğu 41. Kızıl Muhafız Taburu’nu (Volkswehrbataillons 41) dağıtılmasını sağladı. Bunu protesto etmek için, Hörlgasse’de organize edilen ve 10 bine yakın kişinin katıldığı gösteride, polisin açtığı ateş sonucu 17 kişi öldürüldü ve 130 partili “komünist darbe girişimi” iddiasıyla tutuklandı. Bu olaylardan sonra, komünistler işçi konseyinden dışlandı. Partinin merkezi yayın organı “Sosyal Devrim”, “Kızıl Bayrak” adıyla çıkarılır oldu. 2. Parti Kongresi yapıldığında, partinin üye sayısı 10 bin civarındaydı.

1920 genel seçimlerinde, KPDÖ 26.652 oy aldı, Ulusal Meclis dışındaydı yine. Fakat parti, kitleler ve kitle kurumları içinde güçlenme çalışmalarını aksatmak istemiyordu. 1921, sol sosyalist işçi konseyleriyle birleşme, 1. KPDÖ Kadın Konferansı, asker gruplarının ülke konferansı, Viyana ağırlıklı olarak Komünist Öğrenci Birliği’nin (KJV) kurulması gibi çalışmalar yürütüldü, gelişmeler kaydedildi. Aynı süreçte, özellikle de Tirol ve Salzburg eyaletlerinde “Almanya’ya katılma”ya (Anschlus) karşı kampanyalar organize edildi. 6.300 komünist sendikacının katılım sağladığı ülke bazlı bir konferans gerçekleştirildi. Bu dönemde, “asker sovyetleri”ndeki seçimlerde KPDÖ taraftarlarının oranı yüzde 22,5’i buldu. Parti, parlamentoda sosyal kesintilerle ilgili düzenlemeler görüşülmeye başlamışken, 100 bine yakın kişinin katılım sağladığı gösteride, aynı kitleselliği bulan ekmek zamlarını protesto eyleminde ve demiryolu grevinde aktif bir role sahipti. 1921’in önemli gelişmelerinden biri de SDAP’tan kopan ve Josef Frey çevresinde örgütlenen geniş “Yeni Sol Grubu”nun partiye katılımıydı. KPDÖ’nün 1920’lerin bu ilk birkaç yılındaki üye sayısı, 18.000 kadardı.

Uluslararası gelişmelere bağlı olarak, KPDÖ 1922’de “faşizme karşı birleşik cephe” çağrısı yaptı. Bu arada, “Kitlelere Doğru” sloganı sonlandırıldı. Yeraltı çalışmasına uygun bir örgütlenme (hücre) tarzına ağırlık verilmeye başlandı. Hem sekiz saatlik iş günü için ortak eylem yapma, hem de birleşik cephede biraraya gelmekle ilgili, SDAP’a hitaben bir “açık mektup” yayınlandı. Bu çerçevede, Aşağı Avusturya sanayi bölgelerinde iki partinin yerel organları kısmi ortak toplantılar yaptı da. KPDÖ’nün inisiyatifinde yapılan, “sekiz saatlik iş günü” ve “birleşik cephe” talepli gösteriye 110.000 kadar insan katıldı. Parti ayrıca, ilgili oturumları engellemek amacıyla parlamentonun önünde 30 bin katılımcıyla kitlesel bir geçit töreni düzenledi. 16.000 kadar üyeye sahipti bu dönem.

Bir taraftan sınıf mücadelesi yükseliyor, aynı zamanda KPDÖ’nün içindeki hizip çekişmeleri de kızışıyordu. Ücret kesintileri, işsizlik, faşist hareketin yükselişi, yeni savaşa tehlikesine yönelik çok sayıda kitlesel gösteri yapılıyordu ülkede. Komünistler, yeni kurulan “Cumhuriyet Savunma Birliği”nde (Republikanischen Schutzbund), “İkinci Serbest Sendikalar Kongresi”nde (2. Kongreß der Freien Gewerkschaften) varlık göstermeye çalışıyordu. Grünbach am Schneeberg’de, Franz Honners liderliğinde kömür madeni grevi patlak vermişti. Komintern’in 1923 yılı içinde yapılan genişletilmiş konferansı, KPDÖ temsilcilerinin hizip savaşlarına sahne oluyordu ve bu hengamede parti, 6. Parti Kongresi’ni topladı. Yönetim organı ve Komintern temsilcisi Alois Neurath devre dışı kaldı. Johan Koplenig organizasyondan sorumlu sekreter, Gottlieb Karl Fiala, ülke sekreteri oldu. Bu yıl içinde yapılan genel seçimde, 22.000 oy alan KPDÖ, Ulusal Meclis’e yine giremedi. Sadece Niederösterreich, Oberösterreich, Salzburg, Steiermark’ta eyalet meclislerine temsilci gönderebildi.

Hizip savaşlarından yakasını kurtaramayan KPDÖ’ye, Komintern el atacaktı. 1924’de Georgi Dimitroff, KPDÖ için Komintern (EKKI) danışmanı olarak tayin edildi. 7. Parti Kongresi, yeni hizip savaşlarından azade kalamadı. “Kommunistischen Initiative-KI“ adıyla geçici bir yönetim belirlendi, Koplenig de ülke geçici sekreteri oldu. Metal işçileri Viyana’da 70.000, federal eyaletlerde 15.000 katılımcıyla “Cenevre rehabilitasyonu”na karşı ayaktaydı aynı süreçte. Sosyal demokratlar, komünistleri Cumhuriyetçi Savunma Birlikleri’nden çıkarmaya başladı. KPDÖ, Olağanüstü Ülke Kongresi’ni topladı. Koplenig, Genel Sekreter olarak seçildi, geçici yönetime son verildi ve hizip savaşlarının bitirilmesi kararı alındı.

Foto; unsere-zeitung.at

Komünistler, yetersiz buldukları cumhuriyeti savunmak zorunda kalıyor

1920’lerin ortalarından itibaren, 1918’de “Sovyet Sosyalist Cumhuriyet” şiarıyla karşı çıktığı “burjuva cumhuriyeti” de tehlikeye girince, KPDÖ ilgili politikalarında değişime gitmek zorunda kalacaktı. Bunun anlamı, faşizme karşı çıkan bütün muhalif güçlerle bir mutabakat sağlamaya çalışmaktı. En korkulan engel ise, parti içindeki fraksiyonların yeniden hizip savaşlarına tutuşmasıydı. Bu yüzden Merkez Komite, genişletilmiş oturumunda hizipçiliği kınama ihtiyacı duymuştu. KPDÖ’ye bağlı askerler ise, “Cumhuriyetin Korunması İçin Program”ı yayınladı.

Sovyetler Birliği’nin bütün komünist partileri anti-faşist cepheye eklemlenmeye teşvik ettiği, hatta zorladığı; KPDÖ’nün de bu çerçevede sosyal demokrat SDAP’a “faşizme karşı birleşik bir mücadele” için açık bir mektup yayınlayarak çağrıda bulunduğu bu koşullarda yapılan genel seçimlerde, partinin oyu önceki seçimlere göre geriledi; 22.000’den 16.000’e kadar düştü. Hem seçim sonucu, hem de “Açık Mektup” dolayısıyla parti liderliği, “sol”dan ağır eleştiriler almaya başladı. 1927’de partinin üye sayısı, 3.435 kişiye kadar indi.

1929’da ekonomik bunalımın doruğa ulaşması, çalışan sınıfların mücadelesine ivme kazandırdı. Bu, KDPÖ’nün çalışmalarında ve örgütlü yapısında sınırlı gelişmelere neden oldu. Koplenig’in liderliği, belli bir istikrar sağlamış, süreklilik kazanmış görünüyordu. Komintern’deki temsil de bu çerçevede daha iyi bir noktadaydı. Koplenig, 1928’de yapılan Komintern 6. Dünya Kongresi’ne bizzat katılmış, Avusturya’nın diğer ülkelere göre daha ağır bir bunalımla yüz yüze olduğunu ifade etmişti. 1927’den sonraki bir yıl içinde yapılan grevler iki katına çıkmıştı. Partinin, 1928’de 3.127 kişi olan üye sayısı, 1929’da gerçekleştirilen 10. Parti Kongresi’nde 4.250’e yükselmişti. Bu kısmi gelişme, 9 Kasım 1930’da yapılan genel seçime de yansıdı ve KPDÖ, yaklaşık 5000 artışla, 20.930 oy aldı. 1931 içinde düzenlenen 11. Parti Kongresi’ndeki üye sayısı, 6,813 olarak geçti kayıtlara. 1932’de, Alfred Reisberg’in yönetiminde “Komünist” adlı teorik yayın çıkarılmaya başlandı. Linz’de, polis tarafından yasaklanan bir “açlık yürüyüşü” planlandı. Viyana, Linz, Leoben ve Klagenfurt’ta, savaş karşıtı ve “anti-faşist cephe” talepli kongreler organize edildi.

Önceki bölümlerde anlattığımız gibi, Kasım 1930’da gidilen seçimde, sosyal demokrat SDAP uzun bir aralıktan sonra yeniden birinci parti olmuştu. Meclisteki parti sayısı dörde yükselmiş, KPDÖ dışarıda kalmaya devam ederken, İtalyan modeli bir faşist partiye dönüşmüş “Vatan Savunması” (Heimwehr) 8 milletvekili ile temsil edilmekteydi artık. İkinci sıraya düşmesine rağmen, Alman milliyetçilerinin desteğiyle hükümeti yine CSP kurdu. 1932’de yerel seçimlere gidildiğinde, CSP oylarının bir bölümü, Avusturyalı Naziler’e (Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi / Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei-NSDAP) aktı. Muhalefet erken genel seçim istemeye başladı. Fakat seçimler, ne Avusturyalı Naziler’e, sosyal demokrat SDAP’a, ne de KPDÖ’ye yaradı. Yeni hükümeti, Engelbert Dollfuss’un başına geçtiği CSP kurdu ve Dollfuss, “Austrofaşizm”in iktidara yürüyüşünü organize edecek lider olacaktı.

Bu süreçte KPDÖ, benzin zamlarına karşı taksi şoförleri tarafından Viyana şehrinin ablukaya alındığı bir eylem organize etti. Devletin bu partiye karşı tutumundaki sertleşme devam etti. Steyr’deki toplantısı, polis tarafından yasaklandı mesela. Avusturya genelinde 800 KPDÖ görevlisi tutuklandı. Merkez Komitesi, “partiyi güvence altına almak için önlemler” başlığı altında bir dizi yeni karar aldı. Dollfuss hükümeti, bir “acil durum kararnamesi”yle KPDÖ’yü yasakladı, milis gücünün dağıtılmasını istedi. Komünistler ve sosyal demokratlar Linz’de “diktatörlüğe karşı” ortak miting yaptı, ancak Dollfuss hükümeti daha hızlı davranmaktaydı. KPDÖ’nün Merkez Komitesi’nin genel kurul toplantısını yasadışı ilan etti. Partinin yayın organı “Kırmızı Bayrak”ı yasakladı. Merkez Komitesi, Dollfuss diktatörlüğüne karşı genel bir grev düzenlemeyi gündemine aldı. Viyana’da 350, Burgenland’da 80 komünist ve devrimci sosyalist tutuklandı. Parti, 12. Parti Kongresi’ni Prag’da toplayacaktı. Adım adım yeraltına itilen sosyal demokratlardan 12.000 kişinin katılımıyla KPDÖ’nün üye sayısı, 16.000 fırladı.

Avusturya’daki komünist siyasal hattın, faşizm dönemindeki (1934-1945) çalışmalarını, direniş hareketini ve İkinci Cumhuriyet’in kurulmasındaki rolünü, günümüze kadarki macerasını ise sonraki bölüme bırakalım.

(Devam edecek)

………………………………………………………
Bu bölümde yararlanılan kaynaklar:
– Hüseyin Şimşek, Türkiye’den Avusturya’ya Göçün 50 Yılı, Belge Yayınları, İstanbul-2014
– de.wikipedia.org
– wien.gv.at
– kpoe.at

Vielleicht gefällt dir auch