Avusturyalıların, “Alman” kimliğinden sıyrılma süreçleri

Üniter devlet seçeneğinin revaçta olduğu dönemlerdi. Bu coğrafyada, “Alman-Avusturyalı kimliği” tezi güç kazandı. Avusturyalılar, “Almanların bir kolu”ydu.

Viyana – Dizi yazımızın ilk bölümünde, günümüz Avusturya Federal Cumhuriyeti’nin ilk nüvesinden (Osttarichi kontluğundan) başlayarak devlet yapılanmasının geçtiği dük, arşidük, imparatorluk ve iki cumhuriyet aşamalarına değinmiştik. İkinci bölümde ise, bu coğrafyanın uluslaşma öncesi dönemlerindeki “erken dönem halkları”nın başlıcalarını ele almıştı. İşte, o erken dönem halkların başında, Cermenlerin bir kolu olarak Almanlar (Alamanlar) geliyordu. Almanlar, ilk nüve sınır kontluğundan beri işin içindeydiler ve Avusturya coğrafyasındaki uluslaşma sürecinin uzun bir zaman diliminde (20. Yüzyıl’ın ortalarına kadar) başat bir roldeydiler. Öyle ki 1918’de cumhuriyet ilan edildiğinde, “Alman-Avusturya Cumhuriyeti” adı kullanılacaktı. Avusturyalıların kendilerini Alman kimliğinin dışında tanımlamaları, esasen İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra netleşecekti. Dizi yazımızın ilk bölümünde, Avusturyalıların “Alman” kimliğinden sıyrılma süreçlerini inceleyeceğiz.

Bir kere daha monarşi yıllarına döneceğiz kısacık. Avrupa’nın batı ve doğu bölgelerinde uluslaşma süreci, vakti zamanında farklı yaşandı. Batıda (İrlanda istisna), feodalizm tasfiye edilip kapitalizm geliştikçe İngilizler, Fransızlar, Almanlar, İtalyanlar, İspanyollar birer ulus olmaya doğru evrildi. Orta Avrupa’nın doğusunda sayılan Avusturya’da ise, uluslaşma süreci hem daha “geç”, hem “çok”lu, hem de daha “sorunlu” oldu. Bilindiği gibi, Çarlık Rusyası ve Osmanlı’ya benzer bir şekilde, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu da “çok uluslu devlet” olarak sahnedeydi.

Sosyal demokrat politikacı Otto Bauer.
(Foto: de.wikipedia.org)

İmparatorluktan bir cumhuriyetin çıkış sürecine girildiğinde, Avusturya’nın önemli bir özelliği şu idi: Sosyal demokrat parti (SDAP) ve bileşenleri çok etkin bir roldeydi. İmparatorluk ayakta olduğu sürece, bu hareketin önerisi, “çok uluslu bir cumhuriyet” şeklinde formüle edilmekteydi. Bu öneriye göre, “çok uluslu bir cumhuriyet”e dönüşen imparatorluğun “kültürel özerklik” atmosferinde, her bir ulus eşit ve özgür yaşayacaktı. Rudolf Springer ve Otto Bauer, bu tezin teorisyenleri olarak öne çıkıyorlardı. Fakat, “çok uluslu bir cumhuriyet”e dönüşmesi öngörülen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra (1918’de) dağıldı. Geleceğin devlet yapısına yönelik tartışma ve öneriler de mecburen yön değiştirecekti.

Alman-Avusturyalı kimliğiyle uluslaşma süreci

İşte, o dönemde biraz da “üniter devlet” seçeneğinin revaçta olmasından dolayı, bu coğrafyadaki uluslaşma süreci çerçevesinde “Alman-Avusturyalı kimliği” tezi güç kazandı. Bu teze göre Avusturyalılar, “Almanların bir kolu”ydu. İmparatorluk tarihe karıştığına göre, Avusturya ya Almanya’ya katılacak ya da “ikinci bir Alman devleti” (“Almanlık misyonuna sahip ikinci bir devlet”) olacaktı. Bu çerçevede, dönemin ilk büyük partisi olan ve 1889’dan beri faaliyet sürdüren Sosyal Demokrat İşçi Partisi (SDAP) ile1893’te kurulan Hıristiyan Sosyaller (CS), bir “Alman-Avusturya Cumhuriyeti”ni savundu.1918’de oluşturulan Avusturya Komünist Partisi (KPÖ) ise, o cumhuriyetin “sosyalist”, “sovyetik” olması gerektiği teziyle diğerlerinden ayrılıyordu.

Kurucu ilk iki parti (SDAP ve CS), 21 Ekim 1918 günü biraraya gelip “Geçici Ulusal Meclis”, 30 Ekim’de “geçici cumhuriyet hükümeti” oluşturup, 12 Kasım 1918’da da “Alman-Avusturya Cumhuriyeti”ni ilan ettiler. Bu cumhuriyetin ilk üç önemli özelliği şöyleydi: Habsburg hanedanı topraklarının “Almanca konuşulan kesimleri”ni içine alıyordu; kuzeydeki komşu Alman Cumhuriyeti’nin “tamamlayıcı parçası”ydı ve “demokratik” olacaktı. 1919’da kurulan ve Büyük Alman Halk Partisi (GDVP) de böyle bir cumhuriyetin inşasından yana tavır koydu. Cumhuriyetin “sovyetik” olmasını talep eden, KPÖ idi. Ne var ki bu parti, ilk dört parti içinde en zayıf konumda olanıydı.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarına göre yeni dönemin devletler düzenine esas ve kesin şeklini veren anlaşma, St. Germain olmuştu. 10 Eylül 1919’da imzalanan bu anlaşma, Avusturya’nın cumhuriyet yapısını da yeni bir yönelime soktu. Anlaşmayı, 21 Ekim 1919’da onaylayan Alman-Avusturya Cumhuriyeti Ulusal Meclisi, devletin adını “Avusturya Federal Cumhuriyeti” olarak değiştirdi. Avusturya artık, Alman Cumhuriyeti’nin “tamamlayıcı parçası” değil, “bağımsız bir cumhuriyet” idi. Milletler Cemiyeti’nin onayı olmaksızın, Almanya ile birleşme yönelimi içine bile giremezdi.

Üç büyük parti, Alman-Avusturya Cumhuriyeti’nden mecburen vazgeçti. Anlaşmanın, Avusturya-Almanya ilişkileriyle ilgili maddelerini mecburen kabul etti.

“Alman-Avusturya” kimliğinin aktörleri ve kitle temeli

Avusturya’nın Almanya’nıntamamlayıcı parçası, Avusturyalıların Alman olduğunun ve dolayısıyla Almanya ile birleşilmesi gerektiğinin kitle temeli vardı o yıllarda. Özellikle Batı eyaletlerinde yapılan resmi olmayan halkoylamalarında, çoğunluk “birleşme”den yana görüş bildirmişti örneğin. Zamanın sosyal demokrat Dışişleri Bakanı Otto Bauer de, koalisyon hükümetin Almanya ile birleşme (Anschluss) konusunda ısrarlı olduğunu, o koşullarda açıkça dillendirmişti.

Avusturya’da monarşi dönemlerinden beri, “ulusal kimlik” arayışı ya da inşası, “Avusturyalılar Almandır” baskın tezine uygun yaşandı. Bu süreç, İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar uzayıp gelir üstelik. 1945’e kadarki Avusturya tarih yazını, “Alman-Avusturyalılık”a dair kuramlarla doluydu. Ki uygulamalar da buna uygun bir seyir izlemişti. İşin ilginç tarafı, Avusturya’daki Almanların azınlık olduğu, herkesçe biliniyor ve kabul ediliyorken yaşanıyordu bütün bunlar.

Bir “Alman-Avusturya Cumhuriyeti” isteniyordu ama yukarıda sıralanan zamanın başat aktörü bütün partilerin bu isteklerinin altını doldurmaları farklılıklar arz ediyordu. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında, Avusturya sosyal demokrasi hareketinin de Almanya ile birleşmekten yana oluşunu, o günlerin somut atmosferi içinde değerlendirmek gerekir. Sosyal demokrasinin galebe çaldığı bir Almanya’nın parçası olma arzusu ve Avusturya’da o yönde bir kitle temeli bulunması, “birleşme” şiar haline getirmeyi kolaylaştırıyordu.

Dahası vardı: bu tez sadece Avusturya soysal demokrasi, hıristiyan muhafazakar ya da “Büyük Alman” milliyetçi hareketi tarafından kabul görmedi; “Alman-Avusturyalı kimlik”i, dönemin Rus komünist devrimcileri tarafından da savunuldu. Avusturya’nın hanedan ailesi Habsburgların “Cermen” (German) olmasına atıfta bulunarak, imparatorluktaki halklar arasında Almanların başrol oynayacağı ve ulusu inşa edeceği varsayılıyordu. “Avusturya’da Almanların politik bakımdan en fazla gelişmiş oldukları görüldü ve Avusturya milliyetlerinin bir devlet biçiminde birleştirilmeleri görevini de bunlar üstlendiler…” (Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu-6. Defter, İnter Yayınları, İstanbul, 1990, s. 25.)

Peki bu teze hiç mi karşı çıkanlar yoktu? Vardı elbette. Hatta bu tezi yanlış bulanların kimi, monarşinin çöküşünde bu “temelsiz” kuram ve uygulamaların önemli rol oynadığı görüşündeydi. Friedrich Heer, hanedanlıklar döneminden imparatorluklar döneminin sonuna, 1918’deki Alman-Avusturya Cumhuriyeti’nden 1938-45 arasındaki Almanya’nın bir eyaleti oluşuna kadarki süreci kapsayan “Avusturya’nın Kimlik Savaşı“ adlı kitabında; kralların ve yönetici sınıfların, daima “eşit haklara sahip çok halklı bir devlet” olunması seçeneğine karşı savaştıklarını, “Alman-Avusturyalı azınlığın üstün” kimliği için, Prusya ile sürekli ittifak halinde olduklarını anlatır.

Bakıldığında, çok kolayca anlaşıldığı üzere, Avusturya’da cumhuriyetin ilk 25 yılında, bütün gel-gitlerine rağmen, “Alman-Avusturyalı kimliği” tezi etkin bir konumda oldu. Bu tezin önemini yitirmesi esasen 1945’ten itibarendir. Avusturyalı sosyal demokratların, sosyal hıristiyanların (muhafazakarların) ve “Büyük Alman” milliyetçilerinin, “Alman-Avusturya kimliği” konusunda yollarını ayırmaları, “yerli” faşizmin iktidar yıllarından itibarendir. 1934’ten itibaren Austro-faşizmi, 1938’den itibaren ise Alman faşizmi ülkede iktidar oldu.

Avusturyalıların geleneksel kadın giysisi „drindl“. (Foto: de.wikipedia.org)

“Alman-Avusturyalı kimliği”nin sönümlenmesi

1945’ten sonraki ilgili kamuoyu araştırmalarına kısaca değinelim. Fessel-Institut’un, “Sizce biz Almanların bir kolu muyuz, yoksa ayrı bir halk mıyız?” sorusunu merkezine koyduğu 1956 tarihli araştırmaya katılanların yüzde 49’u, Avusturyalıların kendi başlarına ayrı bir ulus; yüzde 46’sı Almanların bir parçası olduğuna inandığını ve yüzde 5’i ise bu konuda kararsızlık dile getirdi.

Benzer bir araştırma, 1964-65 yıllarında “Sosyalbilimler Araştırma Topluluğu” tarafından, “Avusturyalılar kendine özgü bir ulus mu?” sorusu temelinde gerçekleştirildi. Katılanların yüzde 47.4’ü, bu soruya “evet” cevabı verdi. “Hayır” diyenler, yüzde 15.3; kararsızlık belirtenler ise yüzde 15 idi.

1979’daki başka bir araştırmada ise, Avusturyalıları ayrı bir ulus olarak görenlerin oranı, yüzde 68’i buldu. (Kaynak: Ernst Bruckmüller, Nation Österreich, 1996, Wien) Aynı araştırmanın verilerine göre farklı partilerin potansiyeli olan kitleler arasındaki duruma da kısaca değinelim. Avusturyalıları bir ulus olarak görenlerin oranı SPÖ’de yüzde 75, ÖVP’de yüzde 66, KPÖ’de yüzde 60 ve FPÖ’de ise yüzde 49 idi. (Devam edecek)

www.huseyin-simsek.com – huseyin.simsek@gmx.at

Vielleicht gefällt dir auch