HÜSEYİN A. ŞİMŞEK

Aydın ile entelektüel arasındaki fark

Viyana – Biri Eylül, diğeri Ekim ayındaki köşe yazısında olmak üzere, gazetemiz yazarlarından ikisi ard arda “entelektüeller”i işlemiş oldu. Süha Sertabiboğlu,[1] 21 Eylül’de yayımlanan yazısına, “Taklidi değil gerçeği arayan entelektüel” başlığını atmıştı. Hakan Gürses’in[2] 27 Ekim tarihli yazısının başlığı ise, “Aydın, entel ve kımıl zararlısı“ şeklindeydi. Bu iki sevgili yazarımız, Kasım ayı yazımı, aynı ya da benzer bir girizgâhtan giderek yazmaya yönlendirdi beni. Bana öyle geliyor ki dünyanın içinde bulunduğu konjonktür, “entelektüel olmak”lığı yeniden, ama belki de biraz farklı bir şekilde konuşturacak, yazdıracak, tartıştıracak bize.

Arşivimi taradığımda gördüm ki “entelektüel” sözcüğünü/tanımlamasını, ilk kez Ocak 1989’daki bir yazımda kullanmışım. Aylık Komün dergisinin yayın yönetmeni olarak çalıştığım yıllardı. Andığım derginin 2. sayısında, “Depolitizasyon ya da entelektüel zor” başlıklı altı sayfalık bir yazım yer almış. Elbette o günkü kavrayış seviyem çerçevesinde, kapitalist sistemlerde egemen sınıfların, ezilen kitlelere karşı ‘fiziki zor’un yanı sıra; ellerindeki insan malzemesinin zekâsını, analitik düşünme ve anlama yetisini, bilgi birikimi ve yayma becerisini kendi otoritesini koruma, kollama ve sürdürmenin bir aracı haline getirmelerinin ifadesi olarak kullanmışım bu tanımlamayı: “Entelektüel zor.” (İlerde başka bir yazıda buna yeniden değinebilirim belki.)

Daha sonra, İstanbul’da basıma hazırlanan günlük Demokrasi gazetesi için, çok sayıda ilgili insanla yapılmış görüşmeler üzerine oturtulan „Kürtlerde Entelektüel Gelişim“ adlı bir yazı dizisi hazırlamıştım. 8-10 Ocak 1997 tarihleri arasında yayımlanan dizinin bitiminde çok sayıda destekleyici, önerici ve eleştirici yazıyla, tartışma on güne yakın sürdü. Sertabiboğlu’nun yetkin bir şekilde tanıtımını yaptığı Edward Said’in ilk Türkçe basımı 1995 yılında gerçekleştirilen “Entelektüel; sürgün, marjinal, yabancı” adlı kitabını da bu dönemde okumuştum. 2001’de ise, Avrupa’da yayımlanan günlük Özgür Politika gazetesinin Ekpolitika adlı dergisinin 155’inci sayısında, “Kürtler ve entelektüel tartışma” başlıklı bir yazım çıkmıştı.

Gürses, sözünü ettiğim yazısında ‘aydın’ ile ‘entelektüel’ arasındaki farkları sıralarken, şöyle bir belirleme yapıyor: “Aydın; okumuş, kültürlü, görgülü ve bilgili, yani eski deyimiyle ‘medeni’ insanları tanımlarken, entelektüel daha çok akademisyen, meslekten düşünür, bilgi yayan, özellikle de kültür ve sanat alanlarında yazıp çizen kişilere verilen ad. Yani iki kavram arasında küçük de olsa, bir anlam farkı var.”

Entelektüel kelimesinin kökeni Latince intellectus (anlamak) sözcüğüne dayandırılır.[3] Türkçe gibi birçok dile taşınması ise Fransızca’dan (Entellekt, Entellektuel) ve 19. Yüzyıl sonları ile 20. Yüzyıl’ın ilk çeyreğinde gerçekleşmiş. TDK Büyük Türkçe Sözlük, bu sıfatın kaynağını “Fransızca”; anlamını, “fikir sorunlarıyla ilgili” şeklinde verir.

Sözcüğün Kürtçesi için de bir parantez açmak istiyorum. Yukarıda andığım yazı dizisinde görüşlerine başvurduğum kaynaklarıma göre, Kürtçe’de ikisi de Farsça kökenli olan „rewşenbir“ ve „ronakbir“ sözcükleri kullanılır. Kaynaklarımın tartışmalarından çıkardığım kadarıyla, “ronakbir” daha uygun düşüyor. Fakat, Kürtçe açısından şöyle  bir sorun var: “Ronakbir” de „rewşenbir“ de hem aydın, hem entelektüel kavramının karşılığı olarak kullanılıyor.

Aydın ile entelektüel arasına ayrım koymak çok mu önemli? Hakan Gürses dostumuz, “iki kavram arasında küçük de olsa, bir anlam farkı var”, diye yazmıştı ya, ben konuyu buradan irdelemeye çalışacağım. “Aradaki farkın aslında çok da küçük olmadığı” tezine (hiç tereddütsüz “taraftar” değilse de) tercüman olacağım. Bunu, “ışık olma” ile “ışığı yansıtan olma” hallerini karşılaştırarak yapmayı deneyeceğim.

“Işık olma” ile “ışığı yansıtan olma” arasındaki fark

“Aydın” ile “entelektüel” arasında esasa dair bir fark olduğunu ileri süren teze göre aydın; bir toplumdaki ortlama bireyden daha kültürlü, okumuş, görgülü, akademik bir yetenek kazanmış bireyi ifade eder. Entelektüel ise, aydın topluluğu içinde, daha kristalize olmuş bir gruptur. Her bir toplumda, “aydın kitleselliği”nden söz edilebilir, ama entelektüeller kitle olarak nitelendirelecek kadar çok değildir. “Aydın” sözcüğü, nicelik olarak “entelektül”e göre çok daha geniş bir kesimi ifade eder. Her entelektüel aynı zamanda aydın sayılabilirse de her aydın otomaktikmen entelektüel değildir. Aradaki fark, “ışık olma” ile “ışığı yansıtan olma” şeklinde betimlenebilir.

Bu açıklama, entelektüellikte hiç ‘yansıtma’ olmayacağı anlamına gelmez elbette. Fakat yansıtma hal ve eyleminde bile, aydın ile entelektüelin bilgileri toplama, o bilgileri yüklenme, daha sonra da dağıtma yöntemleri çok farklıdır. Aydın, ışığı yansıtan olma (aydınlatma) fonksiyonu dolayısıyla daha aktivisttir örneğin. Yoğun bir taşıyıcı olma özelliği gereği, önemli ölçüde talep edileni karşılama yükümlülüğü altında hareket eder. Sık sık militan, partizan pozisyonlarda görebiliriz aydını. Hareketinin biçimi ve içeriğiyle, toplumun belirli bir kesiminin üyesi, taraftarı, neferidir. Onun somut, kesin, işlevsel bilgilerle donanmasını ve o bilgileri dağıtmasını dayatan da bu hal ve gidişatın sonucunda ortaya çıkan ideolojik yüklenmedir.

Entelektüel ise, bilme ve anlama yeteneğine, yargıda bulunmayı da ekler her şeyden önce. Ulaştığı bilgi ve bulguları, verili kamusal, toplumsal yönlendirme veya belirlemelerden, yarar ve zararlarından azade tuttuğu bir akılla ölçüp biçer. Bu, elde edilen ya da üretilen bilginin kaynağına, revaçtaki ve üzerine boca edilen cümle klişelere rağmen “ihanet” etmeme ahlâkıdır. Egemenin, güçlünün, ezenin, ait olduğu ya da içinden geldiği sınıfın, cenahın -dolaylı ya da dolaysız- bilgiyi saptırma çağrılarına, tehditlerine ‘entelektüel vicdanı’na el koyarak karşı çıkmaktır. Yurttaşların çoğunluğuyla çelişkiye düşer, çatışır sıklıkla. Özellikle de fikir/düşünce alanında -ama her biri özgün bir temelde- yoğunlaşıyor diye, akla hemen sınırlı sayıdaki alanlar gelmemeli. Bilim, politika, kültür, sanat ve özgün bir kolu olarak edebiyat… Entelektüel, aracını bir roman olarak da belirlemiş olabilir, politik bir bakış açısı olarak da. Bir gösteride yapılan bir konuşma, öteki araçlardan daha önemsiz değildir.

Özgün, marjinal ve yalnız

Özgün olmak, entelektüelin en ayırıcı özelliğidir. Aralıksızdır özgün çalışmaları, yoksa kendini var edemez. Birikmiş bilgiyle yetinmez, “bilgiyi bilgilendirmek”, ulaştığı bilgiye bilgi katmak ister. Bu temelde gerçekleşen bir bilgi üretme süreci dolayısıyla marjinaldir entelektüel. Her ürettiği bilgiyle yeni bir kalabalığa kanat çırpıyor görünse de hep yalnızdır. Cemaatlerce/topluluklarca dışlanandır sık sık, genelde sürgündür.

Bir entelektüel de bir partinin, derneğin, vakfın üyesi olabilir elbette. Ancak kendi kurumu tarafından, sırf bu aidiyet üzerinden paravan, yandaş olarak kullanılmaya karşı durur. İdeolojik, düşünsel, politik, sanatsal, ekonomik vs. çıkarlar için yedeklenemeyen bireydir o. Zira hüküm verirken, yargıda bulunur, tanı koyarken çifte standart uygulamaz. Terkisinde, gerekli durumlar için at gözlüğü bulundurmaz. Onun için “ölü açılar”, yarım ifade etmek yoktur. Sözünü esirgememe, günün birinde bir kavşağa getirirse onu, doğru bildiği yolda yalnız yürümeyi tercih eder. “Yalnız kalmak”la, “yanlışta kalmak” arasında tercihini yapmıştır. Hakaret, küfür, fiziki saldırı, sürgünlük, hapislik, yaşam hakkının elinden alınması vs.

Toplumların, sosyal sınıfların ve halkların kendini yenileme, aşma süreçlerinin en önemli dinamiklerinden biri, entelektüel faaliyetiridir. Entelektüeli olmayan ya da çok az olan bir toplum düşünün. Kendini aşması ve yenilemesi, imkânsız değilse bile, bir sürü sakatlıklar taşıyacaktır. Entelektüele doymamış bir toplum, refah düzeyini ne kadar yükseltirse yükseltsin, ahlakî ve vicdani bir açlıkla kıvranmaya mecbur kalır. Özgün bir fikrî ve kültürel üretimde bulunamaz.


[1] http://www.toterwinkel.at/taklidi-degil-gercegi-arayan-bir-entellektueel/

[2] http://www.toterwinkel.at/aydin-entel-ve-kimil-zararlisi/

[3] Oxford Dictionary of English 2e, Oxford University Press, 2003

http://www.huseyin-simsek.com/
huseyin.simsek@gmx.at

Vielleicht gefällt dir auch