Aytmatov’un Cemilesi ve “sevgi” demeden sevgiyi anlatmak

Aymatov, diğer yapıtlarının birçoğunda olduğu gibi Cemile’de de içinde bulunduğu kültür dokusunu, geleneklerini, örf ve adetlerini anlatırken, daha kitabın başında ‘savaş ve kadınlar’a dikkat çeker. Olayların geçtiği coğrafyayı da ustaca anlatır.

İstanbul – “Cemile”, Cengiz Aymatov’un İkinci Paylaşım Savaşı’nın topluma, ailelere ve insana yansımalarını anlattığı, 67 sayfalık kısa bir roman. Anlatıcı, duvarda asılı olan bir tabloyu anlatarak giriş yapar kitaba. Sağlam bir olay örgüsünde, oradan geriye sarar, yaşananlardan duvardaki tabloya yansıyan bir kareye geldiği noktayı gösterir okura.

İki ana karakter, Cemile ve Danyar’la baştan sona birlikte olan anlatıcı, üçüncü karakteri oluşturur. Bütün olay örgüsü, bu üç kişinin etrafında şekillenir. Ya da bu üç kişi olayın içine sürüklenir… Tam da burada şunu belirtmek isterim: İçine doğdukları koşullar, karakterlerin hayatlarının biçimlenmesinde en büyük etken olur. Bunu söylerken, “kadercilik” algısı yaratmak istiyor değilim. Dayatılan bir yaşam var, ama Cemile ve Danyar, o dayatılan yaşamın içinden kendi yollarını, yönlerini belirleyebiliyor.

Aymatov, diğer yapıtlarının birçoğunda olduğu gibi Cemile’de de içinde bulunduğu kültür dokusunu, geleneklerini, örf ve adetlerini anlatırken, daha kitabın başında ‘savaş ve kadınlar’a dikkat çeker. Şöyle der mesela: “Kabilede hâlâ yaşatılan eski geleneğe göre, dul bir kadının çocuklarını alıp başka bir eve gelin gitmesine izin verilmez. Onun için bizimkiler bu kadını babamla evlendirmişler.” (s.9) “Büyük Ana”, geleneklere göre bu kadını kocasının ikinci eşi olarak kabul etmek zorunda kalmıştır. Kabul edilen ikinci kadının büyük oğlu askerdeyken, savaş çıkar. Henüz dört aylık evli olan küçük oğlu Sadık da askere alınır. Sadık, Cemile’nin kocasıdır.

Bütün erkekler askere alınınca, onlara ekmek yapmak için harmanda tınaz savurmak ve çıkan buğdayı istasyona taşımak kadın ve çocuklara kalır. Sadık’ın anası ve abisinin karısı Kolhoz’da (çiftçi kooperatifi) çalışırken, Cemile ve evin en küçük oğlu, aynı zamanda anlatıcı, Danyar’la birlikte at arabalarıyla buğday taşımaya başlar. “İnsanların savaşa gitmek için düştükleri yollarda acılar, acı yakarışlar kalıyordu” diyerek savaşın insanlara verdiği kavurucu acıyı bir kez daha duyumsatır.

Danyar, savaştan yaralı gelmiş kimsesi olmayan bir garibandır. Gidecek yeri de yoktur. Köye gelince bu aile, hayvan yemi olarak kullandıkları ot, sap bulunan yerde, Anadolu diliyle, “samanlık”ta kalmasına izin verir.

Cemile evin tek çocuğu olduğu için, çocukluğunda babasıyla birlikte yılkı peşinde koşmuş, erkek mizaçlı, hatta biraz da kaba davranışlı ve güçlü, kuvvetli biridir. Evin büyük Anası Cemile’nin çalışkanlığını ve açık sözlülüğünü kendine benzetir; ona güvenir, kendi yerine koyma düşüncesiyle içten içe sever, ama sert tabiatıyla disiplini ve hükmetmeyi de elden bırakmaz; “Mutluluk ancak namus ve haysiyeti koruduğun sürece vardır”, gibi hatırlatmalarda bulunur.

Sabah erkenden arabalarını yüklemek için harman yerine gider, oradan istasyonun yolunu tutarlar. Buğday ambarının boğucu havası ve tozu, nefeslerini kesse de, üçü bir arada olmaktan hoşnuttur. Sonra bir an önce dönmek için sabırsızlanırlar.

Anlatıcımız (evin en küçük oğlu), yengesi Cemile’nin güzelliğinden, davranışlarından gurur duyar, aralarında saklı gizli olmayan, iyi anlaşan iki dost gibidirler. Cemile’yi erkeklerden kıskanır, onu korumaya çalışır. Günler akıp gittikçe Cemile değişir. O kahkahacı, o çok konuşan Cemile yok olur. Gözlerinin feri sönmüş gibidir. Duru bir baharın hüznü bürünmüştür bakışları. Yolda giderken hep dalgındır. Danyar da hüzünlü, hep yorgun görünen, sakin bir adamdır. Kırgız ve Kazak lehçelerinin en tatlı, en güzel ezgilerini, şarkılarını söylemeye başlar yol boyunca.

Roman, insan psikolojisini sosyolojik, kültürel, ahlaki, geleneksel olaylar ve gelişmeler ağında, olancasıyla seriverir gözler önüne. Aymatov, bu romanında şunu duyumsatır okura: İnsan duygularının en yücesi olan sevgi, “sevgi” sözcüğü kullanılmadan ancak bu kadar güzel anlatılır! “Cemile’yi, eskiden yengem olan Cemile’yi, suçlamayan tek insan belki bendim. Varsın Danyar’ın kaputu eski, pabuçları delik olsun!” diye düşünerek, aşkı, sevgiyi kutsar anlatıcı olan evin küçük oğlu.

Cengiz Aymatov yaşadığı coğrafyayı anlatmakta da ustadır. Cemile’yi okurken kitabın sayfalarından kopup, olayın geçtiği mekânların içinde buluveriyorsunuz kendinizi.

“Bir yanda, yolun üst tarafında, yaban güllerinin kapladığı kayalıklı yamaçlar yükseliyordu. Öbür tarafta, aşağılarda, söğüt ve küçük yabani kavak kümelerinin arasında, Kurkurcu çayı çağıldıyordu hiç bıkmadan. Bazen, gerilerde bir yerden, köprüden iki tarafa geçen trenlerin uğultuları duyuluyordu. Trenler uzaklaşırken, demir tekerleklerin dilince söylenen güfteleri de uzun süre peşlerinden sürüklüyordu.” (s.39)

Başa dönecek olursak, duvardaki tablo, yaşamın sanata yansıması! Ânı, sonsuzlukta dondurmaktır! Bitirirken, Aytmatov’a dair kafama takılan, ama edebiyatla, romanla direk ilgisi de olmayan bir noktayı sizinle paylaşmak isterim. Sovyetler Birliği’ne devlet başkanlığı yapmış ve bu sosyalist devletler birliğinin çöküşünü hazırlamış Gorbaçov’un beş danışmanından biriydi yazarımız. İnsan sevgisiyle dolup taşan Aymatov’un, o olayların içindeyken öngörüsü, tepkisi, kararları ne olmuştu acaba?

…………………………………………………..
Cengiz Aymatov, Cemile, Elips Kitap
67 sayfa, 13. baskı 2009

Vielleicht gefällt dir auch