ROHAT MİRAN

Bireysel ve kollektif huzurun anahtarı | Empati 

Anlamak için, önce dinlemek gerekir. Sürekli kendinden bahsedip, karşısındakini dinlememek bir iletişimsizliktir ve aynı zamanda, karşısındakine değer vermemek anlamına gelebilir. Peki kişi karşısındakini dinlediği halde, dinlediklerine, duyduklarına nasıl olumlu anlamlar verebilir? İşte buna yakından bakabilmek için, bu defa “empati” kavramının üzerinde duracağım.

‘Empati’, evrensel nitelikli kelimelerin arasından en sevdiğim, kendime en yakın hissettiğim olumlu ve sihirli bir kavram. Köken olarak, Yunan kültürüne ait olduğu kabul ediliyor. Bir başkasının duygularını, düşüncelerini, motivasyonunu, kişisel özelliklerini anlama yeteneği ve yine bunları anlamaya hazır olma, duyarlılık gösterme ve duyumsama haline, ‘empati’ deniyor.

Burada anlaşılmaz gibi bulunan duyum kelimesini de açıklarsam sanırım ‘empati’nin anlamı biraz daha zihinlerde netleşebilir. Duyum, duygularla edinilen izlenim anlamına geliyor. Yani, başkasının dünyasına girilebilindiğinde, onun ihtiyaçlarına, onun bilgisine, bilgisizliğine, onun olumlu-olumsuz varlık şemasına dahil olunduğunda, onun gözüyle görüp, duygusuyla hissedilebilindiğinde karşısındakiyle empati kurulmuş olunuyor.

Empatinin en önemli yapıtaşlarından biri kişisel algılamadır, kendini algılamadır. Kişinin algıları kendi duygularına yönelik ne kadar açık ise, başkalarını duyumsaması ve algılaması da o kadar daha mümkündür. Dolayısıyla, bir başkasının hissiyatını algılayabilmek ve duyumsayabilmek için zihnen, ruhen ve çoğu kez fiziksel olarak da başkasının yanında olmaya hazır olmak gereklidir.

Empatinin aktifleşebilmesi için, öncelikle duyguların bireyde aktif olması, görünür olması, hissedilir olması gerekir. Mesela, ”duygusuz insan“ şeklinde tanımlananlardan empati beklenemez. (Bu arada benden duymuş olun; duygusuz insanlar çok ama çok yaygınlar, oldukça çoklar… Erkekler bu konuda ipi önde gögüslüyorlar.)

Duygulanmak, duyguları göstermek, olur olmaz her şeye “evet“ veya ”hayır” demek de değildir. Bu bir duygusal zayıflık olabilir ancak. Duygusal olmak, birine çok acımak veya kederlenmek de değildir. Duygusal olmak, duygularının farkında olup, onları hissetmektir. Mesela en az birkaç duygunun ve aralarındaki farkın bilinir, hissedilir olması gerekir. Duygular da zeka gibidir. Positif veya negatif, yararlı ya da zararlı, istenildiği şekilde kullanılabilir. Duyguların, anlaşılması, hissedilmesi, ifade edilmesi ve yapılandırılması ciddi bir farkındalığı gerektirir. Duygular, asla zihinsel bir müdahale ile hiç yoktan öğrenilmezler. Sadece yapılandırılabilir ve aktifleştirilebilirler. Mesela bir insanın, “ben öfkelenmeyi öğrenmek istiyorum”, “ben yas tutmayı öğrenmek istiyorum”, dediğini duymuş olamazsınız. Özünde, her insanda duygular vardır, ama kişide ya tamamen aktiftirler, ya yarı aktiftirler ya da hiç aktif değildirler.

Empati ile sezgi karıştırılmamalıdır. Empati ile kişi kendisini karşısındakinin yerine koyar ve onun gibi düşünür, hisseder ve yaşar. Sezgi ise, tamamen içgüdüseldir. Sezgi de öğrenilmez. Örneğin bir kuşun veya insanın yavrularını beslemeleri, bakımını üstlenmeleri ya da acıkınca besin tüketilmesi vs. içgüdüseldir.

Empatinin üç çeşidi var: Duygusal empati, bir başkasının hissettiklerini aynı derecede hissedebilme yeteneğidir. Zihinsel empati, bir başkasının duygularını hissetmenin yanı sıra; onun düşüncelerini, meramını da anlama ve böylece ortaya çıkan algıyla, karşısındaki insanı doğru anlamaya yardımcı olur. Sosyal empati ise başka sistemleri, kültürel, karakteristik ve davranışsal çeşitlilikleri anlayıp onlarla yapıcı ilişkilere girebilme yeteneğidir. Bu anlamda bana göre sosyal empati, siyasi hayatın, siyasi terminolojinin içine daha doğrudan ve anlaşılır şekilde dahil edilebilir. Çünkü, siyaset, çok fazla etnosentrik bir kulvarda bulunuyor. Humaniter bir sosyal sistem için, empati çok özel bir kavram olarak idrak edilmeyi ve dahil edilmeyi bekliyor.

Empati kurmayı, olumsuz eleştiri ve kıskançlık engeller. Duygusal, zihinsel ve sosyal empatinin eksikliği, yıkıcı eleştirinin ve kıskançlığın oluşmasına sebep olabiliyor. Yıkıcı eleştirinin ve kıskançlığın ruhu ve algılama hali, yaralıdır; kişi, hayatında birçok kez kırılmıştır, ciddiye alınmamıştır ve çok üzülmüştür. Yaralandığı, kırıldığı ve üzüldüğü için, anlaşılmayı bekler. Başkalarının kendisini anlamalarını, görmelerini, dikkate almalarını, olumlamalarını bekler. Bu gerçekleşmediğinde kırıcı olur, ciddiye almaz, kıskanır ve karşısındaki şey her ne ise onu küçümser.

Empati neleri kolaylaştırır? Bir: İletişimi kolaylaştırır. İki: İlişkileri, karşılıklı anlayış çerçevesinde kolaylaştırır. Üç: Refleksif olmayı sağlar. Kendi davranışları ve düşünceleri üzerinde düşünüp, kendisini ve karşısındaki kişiyi ne kadar direkt anlayıp anlamadığını yansıtır, böylece kişisel ve sosyal gelişmeye katkısı olur. 

Empatinin sınırları var mıdır?

Elbette. Karşısındakinin anlamaya çalışırken kişi, eğer kendi hayatı kısıtlanıyorsa veya kendi hayatını dilediğince yaşayamıyorsa, orada empati kurmaya sınır getirilmesi zorunludur. Çünkü aksi halde, yeni bir ruhsal ve davranışsal huzursuzluk başlar. Ki o da “yardım sendromu“dur ve dikkat edilmediğinde ‘yardım sendromu’ kişiyi kendi iyi niyetinin kurbanı yapabilir.

Sanıyorum, günümüzün yükselen yeteneklerinden birisi olmaya yeniden aday görünüyor ‘empati’. Böylece doğayı, insanı, kültürleri, farklılıkları, çeşitlilikleri hissederek algılayabileceğimize ve zarar vermemeyi yeniden öğrenebileceğimize dair umutlu olmak istiyorum.

………………………………………………..
Psikolojik Danışman
rohatmiran@hotmail.com


Vielleicht gefällt dir auch