Çevirmenin, yazarlık altyapısına sahip olması gerekir

İyi çevirmen, yazarla okuru baş başa bırakıp aradan yok olmalı, hiç fark edilmemeli. İyi çevirmenlik için Türkçeyi “doğru kullanmak” yetmez; “iyi kullanmak” gerekir. Öte yandan, çevirmen-redaktör ilişkileri bu işin içinden nasıl çıkılacağı bilinmeyen, riskli bir parçasıdır ve çok tartışmalı bir meseledir.

İstanbul – İyi çevirmenlik için Türkçeyi “doğru kullanmak” yetmez; “iyi kullanmak” gerekir ki, bu ikisi tam aynı şey değil. Düşünün ki bir şoför arabayı doğru kullanıyor ama, hız yapması gereken yerde yapmıyor, ustaca sıyrılıp geçmesi gereken bir yerden geçemeyip trafiğin duraklamasına yol açıyor. Öte yandan, iyi şoföre benzeyen iyi çevirmense dilinin esnekliği ve kıvraklığıyla metinde gereken akıcılığı sağlar. Usta bir şoförün kullandığı arabayla yolculuk yaparken arabayı ve sürücüsünü unutup çevrenin doğal güzelliğini algılayabilir, kitap bağlamındaysa, okuduğunuzdan zevk alabilirsiniz. Fakat ustalıktan uzak bir şoförün kullandığı, tekeri boyuna çukurlara giren bir arabayla giderken dikkatiniz araca ve sürücüsüne yönelir, bu yüzden çevreyi zevkle seyredemez, yani kitap bağlamında da, dikkatiniz aslında bir araç olan dile yöneleceğinden, kitaptan zevk alamazsınız.

Yani iyi çevirmen olmak için öncelikle iyi bir yazar olmak ya da daha doğrusu bunun altyapısına sahip olmak gerekir. Yazarlığın altyapısıysa dilin ifade olanaklarını iyi kullanmak, yazım kurallarını bilmekle kalmayıp pratiğe geçirebilmektir ve iyi bir yazarla kötü bir yazarı birbirinden ayıran en basit gösterge de noktalama işaretlerinin yerinde kullanımıdır. Özellikle, en çok yanlış kullanılan noktalama işareti virgüldür ve bunun en yaygın örneği de virgül eksikliğinden ziyade gereksiz virgüllerdir. Metnin akışkanlığını bozan bu hatadan sakınmak için en pratik yol şu: Bir virgülün gerekli mi gereksiz mi olduğunu sınamak için, cümleyi bir virgüllü, bir de virgülsüz okuyun; anlam değişmiyorsa o virgül gereksizdir. 

Çevirmen-redaktör ilişkileri

Öte yandan, çeviri metindeki her hatadan ötürü muhakkak çevirmenin suçlanamayacağını da belirtmek lazım. Çevirmenin yayınevine teslim ettiği metin redaktör —ya da yayına hazırlayan, ya da son okuyucu— tarafından gözden geçirilir ve metni muhtemel hatalardan arındırması, daha mükemmelleştirmesi gereken bu kişilerin bazen gereksiz işgüzarlıklarla çeviriyi sakatlamaları çok da seyrek rastlanan bir durum değil. Çevirmen-redaktör ilişkileri bu işin içinden nasıl çıkılacağı bilinmeyen, riskli bir parçasıdır ve çok tartışmalı bir meseledir. Bir yanda, çevirmeni hiçe sayan ve redaktörlüğü egosunu tatmin etmek için fırsat olarak gören, ama çapının yetmediği metinleri kurcalayıp berbat eden redaktörler, öte yanda “Ben çevirimin bir virgülüne bile dokundurtmam” diyerek sorun çıkaran, egosu şişkin çevirmenler.

Bence redaktör çevirideki basit hataları düzeltmeli, cümle hiç anlaşılmıyor, yahut iyi anlaşılmıyorsa cümleyi yeniden düzenlemelidir ve bu tür hatalar çok fazlaysa tek tek işaretleyip çevirmenden bunları düzeltmesini isteyebilir. Ama redaktör bir cümleye “Şöyle olsa daha iyi” diye müdahale ettiği zaman, kantarın topunu kaçırma riski başlar. Redaktörün görev anlayışına, kişiliğine bağlı olarak, metni mükemmelleştirmesi de, bozması da muhtemel olan böyle bir girişim bıçak sırtında gider.

Çevirmen, yazarla okuru baş başa bırakmalı

İyi çevirmen, yazarla okuru baş başa bırakıp aradan yok olmalı, hiç fark edilmemeli. Eğer çevirmen fark ediliyorsa bunun iki türlü nedeni vardır: Ya okuyucu, doğru dürüst anlaşılmayan, isabetsiz seçilmiş sözcüklerle dolu, yahut kötü Türkçe ya da kulağı rahatsız eden bir dil yüzünden, taşı bol bir pilav yemiş ya da çukuru bol bir yola girmiş hissine kapılarak “Kim çevirmiş ulan bunu?” deyip kitabın kapağına bakar; ya da çevirmen Türkçe metne kendinden, okuyucuyu yadırgatacak kadar çok şey katmıştır.

Örneğin Can Yücel’in yaptığı çevirilerde Shakespeare’in ağzından “Kötüler Yemen’e kadı olmuşsa” sözcüğünün çıkması gibi bir garabetle karşılaşıldığında bu, Can Yücel’in okuyucuyla Shakespeare’in arasına girmesinden ve hem Shakespeare’e hem de tüketici haklarına tecavüzden başka bir şey değildir. İyi çevirmeninse varlığı hiç hissedilmez. Bunu içine sindiremeyen, yani mutfaktan hiç çıkmamayı kabullenemeyenler çeviriyi bırakıp kendi kitaplarını yazmayı denemeli bence.

(Devam edecek)

…………………………………………………………
suhaser@gmail.com

Vielleicht gefällt dir auch