Çevirmenlik, yazarlığın hazırlık sınıfı değildir

Her çevirmene sorulmuş bir soru var: “Kendi kitabını ne zaman yazacaksın?” Bence çevirmenlik, yazarlığın hazırlık sınıfı, yazarlığa bir atlama taşı ya da yazarlığın sulandırılmış hali falan değil, yazarlıktan bağımsız, ayrı ve kendi başına bir uğraştır.

İstanbul – Bir önceki bölümün sonunda, çeviri yapmanın zorluklarına Türkçenin eklediği zorluklardan söz etmeye başlamış ve ilk zorlukla ilgili şunları söylemiştik: Zorluklardan ilki, Türkçenin sözcük sayısının batı dillerinin yaklaşık üçte biri kadar olması. Sözcük sayısının az olması ifade olanağının kıt olması demek ve batı dillerinden Türkçeye çeviri yapanlar o dillerde ifade edilen şeyleri Türkçeye “sığdırmak” zorunda.*

İkinci zorluksa Türkçenin Hindo-Cermen dillerinden olmamasından kaynaklanıyor. Batı dillerinde kurulan cümlelerin ifade sırası “özne—yüklem—nesne—yan cümleler”, Türkçeninkiyse “özne—yan cümleler—nesne—yüklem” şeklinde. Bu durumda, batı dillerindeki ifade sırasını tersine çevirme gereğinin yanı sıra, başka bir sorun daha çıkıyor: Batı dillerinde yan cümleler en sonda, yani cümlenin tamamlanmış anlamını geliştiren öğeler halindedir ve bu yüzden, cümle ne kadar uzun olsa da okuyucunun kafasında bir anlam boşluğu yaratmaz.

Ama Türkçede yan cümleler özneyle nesne ve yüklemin arasına girdiğinden, cümle uzadıkça, anlamı tamamlayan iki ana öğe birbirinden uzaklaşır, yani özneyle yüklem arasında bir kopukluk oluşur ve çok uzun cümlelerde okuyucu bazen özneyi unutup cümlenin başına dönmek zorunda kalabilir. Bu yüzden, Türkçe uzun cümlelere pek elverişli değil. Aşırı derecede uzun cümleleri, okuyucuyu zorlamamak adına, uygun bir yerinden bölmek gerekiyor.

Yazarlık, çevirmenlikten daha mı zor?

Benim kanımca, hemen hemen her çevirmene sorulmuş bir soru var: “Kendi kitabını ne zaman yazacaksın?”. . . Diğer çevirmenler adına konuşamam ama bence çevirmenlik, yazarlığın hazırlık sınıfı, yazarlığa bir atlama taşı ya da yazarlığın sulandırılmış hali falan değil, yazarlıktan bağımsız, ayrı ve kendi başına bir uğraştır.

Ama bu sorunun altında yatan ima, asıl önemli olanın çevirmenlik değil yazarlık olduğu, dolayısıyla da, yazarlığın çevirmenlikten daha zor olduğudur ki, bu yargıyı tartışmakta yarar var. Yazarlığın (örneğin bir roman yazmanın) zorluğuyla çevirmenliğin (yani o romanı çevirmenin) zorluğu birbiriyle aynı türden değildir ve kıyaslanamaz. Yazarlığın zorluğu kelimenin gerçek anlamıyla bir zorluk değil. Bir romanı kurgulamak, olmamış, tanık olunmamış bir olayı zihinde kurarak bunu sanatsal, estetik bir nesne haline getirebilmek bir yaratıcılıktır. Yapabilen için belki nefes almak kadar kolay olabilen bu yaratı, yapamayan içinse yapılması tamamen olanaksız bir şeydir. Yani çevirmenliğin zorluğu, zorluk sözcüğünün gerçek anlamı olan “başarılması güç”e tam uyan, tırmanması güç bir yokuşun, yazarlığın ‘zorluğu’ dediğimiz şeyse, bu sözcüğün asıl anlamından ziyade, ‘yapılabilir’le ‘yapılamaz’ arasındaki aşılmaz uçurumun karşılığı.

Yazarlık bu anlamda ‘zor’. Fakat öte yandan yazar kendi sözünü, kendi içinden geldiği gibi, kendi dilediği şekilde söyler ve bu, yazar için görece bir özgürlüktür. Çevirmense başka birinin sözünü, üstelik onun söylediği şekilde, ama sanki kendisi söylüyormuş gibi söylemek zorundadır ve salt bu yönden bakılırsa çevirmenlik yazarlıktan zordur.

Öte yandan, çevirmenlerin dili kullanmada yazarlardan daha usta olduğu bir hüsn-ü kuruntu değil. Yazar arkadaşlardan, metinlerinin redaksiyonunda çevirmenleri tercih ettiklerini, çünkü çevirmenlerin dile yazarlardan daha hakim olduğunu duydum.

Çevirmenler, sanatçı mı mühendis mi?

Yazar bir mimara, çevirmense o mimarın sanatsal eseri olan mimari projeyi gerçekleştiren, örneğin Paris’te yapılmış bir binanın projesini ülkemizdeki bir arazinin koşullarına uygun hale getiren inşaat mühendisine benzetilebilir. Zaten çevirmenlik, yabancı dildeki bir yaratıya en uygun ‘yapıyı kurmaya’ dayalı bir dil mühendisliğidir ve bu benzetme, “Çevirmen sanatçı mıdır?” sorusunu da yanıtlamaya yarayabilecek bir örnektir. Çevirmenler için en doğru niteleme “sanatçı” değil, mühendis kavramını da kapsayan, daha genel bir “teknisyen” sıfatı bence.

Çevirinin yalnızca teknik yönleriyle sınırlı kaldığım bu denemede çevirinin hep zorluklarından söz ettim. Ama çeviri yapan ve bundan heyecan duyan kişiler içinse çevirmenlik dünyanın en zevkli işidir. Su olup, akıp gidiyormuşsunuz gibi bir duygu verir insana ve karşılaşılan güçlükler de bir akarsuyun üstünden atladığı taşlardan öte bir şey değildir.

Bitti

…………………………………………………..
*Bkz. http://www.toterwinkel.at/her-kitap-ya-da-her-metin-tuerkceye-cevrilemeyebilir/

Vielleicht gefällt dir auch