Çok tartışılan bir konu: Şiir çevrilir mi?

Çeviri yaparken kullandığımız şey kişisel olarak biriktiregeldiğimiz kültürdür aslında. Çevirmen, çevirdiği konuda biraz kültür sahibi ve o konuya vakıf olmalıdır. Peki şiir çevrilir mi? Edebiyat çevrelerinde hâlâ tartışılan bir konu.

İstanbul – Nurullah Ataç’ın ‘anlam eşleştirmesi’ görüşüne, yani “bu yazar Türk olsaydı bunu nasıl söylerdi” diye düşünmek gerektiğine yürekten katılıyorum. Ama bunu yaparken, yabancı bir yazarın ağzında yadırganacak (örneğin “gidinin hayınları” gibi) söylemlerden kaçınmak gerekir. Aksi takdirde yine burada da kendi sözel tercihini kullanan çevirmen okurla yazarın arasına girmiş olacaktır.

Dili özellikle bozmak gerekebilir

Çeviride kimi zaman dili özellikle bozmak gerekebilir; dili düzgün kullanması beklenmeyen cahil insanların, çocukların, psikolojik şok geçirmiş kişilerin ağzından düzgün bir Türkçe çıkması, çevirmen ustalığından yoksun olmaktan başka bir şeyle açıklanamaz.

Çevirmen, “Bu durumda bizde ne denir?” sorusunu sormalı

İyi bir çevirmen, “Bu durumda bizde ne denir?” sorusunu sormalı hep kendine. Örneğin yabancı bir romanda, dükkana giren bir müşteriye tezgahtar “How can I help you?” diyor. Bunun kelime kelime çevirisi “Size nasıl yardımcı olabilirim?”; ama bizim ülkemizde, sıradan bir dükkanın sorumlusu müşteriyi hiçbir zaman böyle bir hitapla karşılamaz. Bu durumda genellikle söylenen, “Buyurun” ya da “Buyurun efendim”dir. (Nişantaşı gibi yerlerdeki lüks mağazaların züppe tezgahtarları hariç; kaldı ki onlar da Amerikan filmlerinin kötü çevrilmiş altyazı ya da dublajlarından kapmıştır bu lafı.) “Good morning” deyişini nasıl, “İyi sabahlar” olarak değil de, bizim dilimizde bu durumda söylenen “Günaydın” diye çevirmek zorundaysak, “How can I help you”yu da “Buyurun efendim” diye çevirmek zorundayız. “Dozens of people” deyişinin sözlük karşılığı da “Düzinelerce kişi ” olabilir. Ama bunun dilimizdeki tam karşılığı “Onlarca kişi”dir. Okuyucuların önüne “çeviri kokan” yapıtlar koymamak için, Türkçe metin belli zaman aralıklarıyla tekrar tekrar okunmalı ve her seferinde, “Bu durumda bizde nedir?” sorusunun karşılığı aranarak bu tür tuhaflıklar düzeltilmeli.

‘Aşırı sadakat-aşırı serbestlik’ ikilemi

Çeviride iki aşırı uç var: Hani herkesçe bilinen, “Çeviri kadın gibidir, güzeli sadık olmaz, sadığı güzel olmaz” esprisiyle birlikte hatırlanan, ‘Aşırı sadakat-aşırı serbestlik’ ikilemi. Bunların ikisi de kötü tabii. Ama “Hangisi daha kötü?” sorusunun karşılığı tabii ki, metne sadık kalma kaygısıyla yapılan motamot çeviridir. Ötekine nazaran çok daha sık karşılaşılan bir defekttir ve çeviri metinleri okunmaz hale getiren bir illettir bu. Nedeni de bence Türkçeyi yeterince bilmemek, biraz daha açayım, yeterince okumamış olmak, daha doğrusu, Türkçe edebiyatı yeterince okumamış olmak. Dile hakimiyeti besleyen en önemli kaynak o dilin kendi edebiyatıdır çünkü.

Türkçeye hakimiyetin yetersiz olmasının bir nedeni de dile yeteri kadar ilgi duymamaktır. Örneğin herkes araba kullanıyor ama çoğu kişinin, arabasıyla ilgisi benzin doldurmaktan öteye gitmez. Fakat arabayla, motorla çok ilgili bazı kişiler arabaya diğerlerinden daha hakimdir ve bir arabanın sesinden arızasını anlayabilir. Bir çevirmen de dile, derdini anlatmak için kullanılacak bir araçtan öte bir ilgi duymalıdır. İyi bir çevirmen kötü bir cümleyi ya da zayıf bir ifadeyi hemen fark eder ve bundan, başkalarına göre daha çok rahatsız olur. Güzel bir Türkçeyi duyunca da hemen kulak kesilir ve diğer herkesten daha çok hoşlanır.

‘İlgilenme’ sözünün çağrıştırdığı başka bir örnek: Futbolla ilgili kişilerin kendi aralarında kullandığı birtakım sözcükler, terimler, söylemler, yani özel bir jargon vardır ve bu bir tür altkültürdür. Futbolla ilgili iki kişinin arasındaki konuşmaları çeviren, ama hayatında futbolla hiç ilgilenmemiş bir çevirmen bu terimleri ve jargonu bulmada yetersiz kalabilir. Böyle bir çevirmen metnin o kısmını futbolla ilgilenen bir tanıdığına okutmalı, yardım almalıdır.

Buna benzer şekilde, çok yoğun argo ve kaba-vulgar sözcüklerin kullanıldığı bir diyalogu çeviren, böyle konuşmaların geçtiği ortamlarda pek bulunmamış, örneğin genç bir kızın da burada kullanılan sözcük ve söylemlerin gerçek karşılığını bulup o havayı yansıtmada yetersiz kalması muhtemeldir. Bu kişiler yeterince hakim olmadıkları jargonları, aslına sadık kalma kaygısıyla kelimesi kelimesine çevirirlerse, çeviri kokan, ham bir metin ortaya çıkacaktır.

Yani çevirmenin bizzat sahip olduğu dil dağarcığı, içinde yaşadığı kültürel çevrelerden gelir. Ama bir çevirmen elbette her çevreye giremez. Buradaki eksiğini Türkçe edebiyatla kapatacak, cismen bulunmadığı çevrelerin dilini, söylemini yazar aracılığıyla duyacak, öğrenecektir.

İşin doğrusu, çeviri yaparken kullandığımız şey kişisel olarak biriktiregeldiğimiz kültürdür aslında. Çevirmen, çevirdiği konuda biraz kültür sahibi ve o konuya vakıf olmalıdır. Örneğin felsefi bir pasajı çeviren, ama konuya vakıf olmayan çevirmenin yaptığı şey karanlıkta resim yapmaya benzer.

Aynı metnin farklı çevrilmesi

Aynı metnin farklı çevirmenlerce yapılan çevirilerinde çok farklılık olabilir mi? Aslında böyle bir durumda iki metin arasındaki fark ancak, bir konçertonun I Musici yerine Leipzig Gewandthaus orkestrası tarafından çalınması kadar olmalıdır. Ama gerçeğin böyle olmadığı, farklı kişiler tarafından, hem de yakın zamanlarda yapılan çevirilerde büyük farklar olduğu görülüyor ve bunun da, yanlış çeviri ya da konuya vakıf olamamaktan kaynaklanan niteliksiz çeviriden başka bir açıklaması yok.

Fotograf: www.daad.es

Çok tartışılan bir konu: Şiir çevrilir mi?

Şiir çevrilir mi? Edebiyat çevrelerinde çok tartışılmış ve hâlâ tartışılan bir konu bu. Bir söz dizme sanatı olan şiirde, anlam ve söylemden öte bir de sözel armoni vardır ki, şiirin yaratıldığı dilde taşıdığı armoninin başka bir dilde aynen kurulmasının çok zor olduğu kesindir ve başka bir dile çevrilen şiirin şiirliğinden, daha doğrusu ‘o şiir’liğinden bir şeyler yitirmeyeceğini söylemek olanaksızdır. Ama bugüne dek taa Latin ozanı Vergilius’tan, Japon haikularına kadar, çevrilmiş ve insanlığın ortak kültür mirasına katılmış binlerce şiir varken, bunların aslında çevrilemediğini savunmak da mümkün değil.

Öte yandan, şiirin nasıl çevrileceği konusunda da çevirmenler arasında hiç bitmeyen bir tartışma var. Bazı çevirmenler, şiir çevirisinde içeriğin biçimden önemli olduğu görüşündedir ve bunlar şiir dizesinde yazan her şeyi çevirip alt alta yazmakla yetinirler. Oysa bence şiirde biçim, içerik kadar önemlidir. Örneğin nasıl, roman çeviriyorsanız sonuç metnin roman, öykü çeviriyorsanız öykü olması gerekiyorsa, şiir çevirdiğinizde de sonuç metnin şiir olması gerekir; ve sözleri yan yana değil de alt alta dizmekle şiir yazmış olunmaz. Şairin yarattığı sözel armoninin olabildiğince benzerini kurmanız gerekir. Orijinal metnin dizelerinde hece sayısı sabitse sizin de her dizede hece sayısını sabitlemeniz, kafiye olan yerlere kafiye koymanız, mısra içi kafiye olan yerlere de mısra içi kafiye koymanız, şiirdeki —kısa kısa hece ve sözcüklerin yer aldığı dizelerdeki hızlı, uzun hece ve sözcüklü yerlerdeki yavaş ve dingin— ritimleri vermeniz ve tüm metni şiir diline uygun bir şekilde düzenlemeniz, yani daha önce söz ettiğim dilsel estetiğin yanı sıra, ses uyumuna da dikkat etmeniz gerekir.

Bu durumda, orijinal şiirde yer alan bazı şeyler sonuç metinde yer almayabilir; şiir metinde yazan her şeyi ille de çevirmeye kalkarsanız özellikle hece sayısını tutturamazsınız. Zaten, şairlerin kullandığı bazı sözcükler sırf hece sayısı ya da ses uyumu nedeniyle seçilmiştir ve bunları çevirmeye çalışmak anlamsızdır. Örneğin, Yahya Kemal’in Sessiz Gemi şiirindeki “Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol / Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol” dizelerinde yazan her şeyi çevirme gibi bir saplantınız varsa, şairin sırf kafiye gereği koyduğu “kol” sözcüğünü de çevireceğinizden, “kol sallama” gibi, nahoş çağrışımlara yol açabilecek bir terimi kullanmanız gerekebilir.

Bir de, örneğin bir şarkı ya da marşın sözlerini çevirdiğinizi düşünün; burada, hece sayısını sabitlemeniz yetmez, orijinaldeki hece sayısına tam uymanız gerekir, yoksa sözler melodiye uymaz. Ayrıca, kafiye olan yerlere de kafiye koymanız gerekir, yoksa yazdığınız şey şarkıya benzemez. Sizden istenen buyken siz kalkıp, “Bakın, şiirde içerik biçimden önemlidir, bu nedenle ben size içeriği çevirdim” diyebilir misiniz? İşte şiir çevirisi budur; bunu yapmayanlar şiir çeviriyorum diyemez.

(Devam edecek)

…………………………………………………………
suhaser@gmail.com

Vielleicht gefällt dir auch