Madeleine Petrovic’le çokkültürlü yaşama övgü

Çokkültürlülüğün hedef tahtası haline getirildiği bir dönemden geçiyor Avusturya. Madeleine Petrovic, bu akıntıya karşı duranlardan biri.

Viyana – Çokkültürlülüğün kanıtlarından biri olarak tanımladığım Madeleine Petrovic’le Şubat 2013’te tanıştım. Yol Tv’nin Avusturya temsilcisi olarak çalıştığım bir dönemdi. Ekibimizden Elbeyi Akpolat ve Özgür Taşdelen’le birlikte, Aşağı Avusturya eyaletini tanıtan ve gündemde olan eyalet seçimlerini konu edinen bir program hazırlamak üzere, eyaletin başkenti St. Pölten’deydim birkaç günlüğüne. Madeleine Petrovic, o seçimlerde Yeşiller Partisi’nin “1. Sıra Adayı” idi. Aslında, 1956’da Viyana’da doğmuştu ve 2003 yılına kadar da burada sürdürmüştü yaşamını. Viyana’yla bağları hâlâ çok sıkıydı, ama artık Aşağı Avusturya’nın güneydeki yerleşimlerinden Gloggnitz’de yaşıyordu.

Çokkültürlülüğün hedef tahtası haline getirildiği bir dönemden geçiyor dünya. Avusturya da ırkçı ve ötekileştirme konusunda sıkıntılı bir döneme girmiş bulunuyor. 1986’da atıldığı aktif politikayı, milletvekilliği ve parti yöneticiliği bazında 2018’de bırakan Petrovic, bu akıntıya karşı duranlardan biri. Hem Yeşil politika kulvarında bir birey hem de Mayıs 2008’den beri Viyana Hayvanları Koruma Derneği‘nin (Wiener Tierschutzverein) başkanı olarak çalışmalarını sürdüren onun gibi birini, toterwinkel.at’de de tanıtmak istedim.

1986’dan beridir aktif politikadaydı

Doğduğu Viyana’da, ilk ve orta okuldan sonra, lise eğitimini 1974’te tamamladı. Viyana Üniversitesi’nde hukuk okudu ve 1978’de doktorasını tamamladı. Daha sonra Viyana Ekonomi Üniversitesi’ne bağlı işletme bölümüne devam etti. Bu arada, ek dil eğitimini de tamamlayan Petrovic, İngilizce ve Fransızca da biliyor. Eğitim süreçleri bittikten sonra, Viyana Ünivesitesi’nde Roma Hukuku ve Eski Hukuk Tarihi bölümlerinde araştırma görevlisi olarak çalıştı. 1984 yılında, Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı’na memur olarak girdi.

Petrovic’in aktif siyasi yaşamı ise, 1986 yılında, Viyana’nın Döbling Belediyesi’nde başladı. 1987’de, Yeşiller Partisi’nin Viyana Eyalet Yönetimi’ne girdi. 1990’da, Yeşiller’in listesinden Ulusal Meclis’e milletvekili oldu. Bu görevi sırasında, parlamentodaki “Anayasa ve Eşit Muamele Komisyonu”nun üyesiydi. 1992’de, Yeşiller’in Parlamento Grubu Başkanı oldu. Petrovic, aynı zamanda çok sıra dışı bir rekora imza atmış bir politikacı: 11 Mart 1993 günü, Ulusal Meclis’te 10 saat 35 dakikalık bir konuşma yaparak sahip oldu bu rekora. (Onun bu rekoru, 17 Aralık 2010 günü, partili arkadaşlarından Werner Kogler tarafından aşılacaktı.) Madeleine Petrovic, 1995’teki genel seçimlerde Yeşiller Partisi’nin başında, partisinin birinci sıra adayıydı. 1999’da, Yeşiller Parlamento Kulübü Başkanlığını, Alexander Van der Bellen üstlenince, Petrovic onun yardımcısı oldu. (Van der Bellen, şu anda Avutsurya’nın cumhurbaşkanlığı görevinde.)

Petrovic’in politik hayatını Aşağı Avusturya’daki Yeşiller Parti teşkilatında sürdürmesi ise, 2003’ten sonradır. 2008, 2013 eyalet seçimlerinde, Yeşiller’in birinci sıra adayıydı. Eyalet parlamentosunda yer alan Yeşiller temsilerden biri olarak çalıştı yıllarca. 22 Mart 2018’de politika alanındaki aktif görevlerini bıraktı. Ama bu ne genel olarak politikaya, ne de Yeşiller’le çalışmaya son vermek anlamına gelmeyecekti.

Yaşadığı yeni eyaletle ne kadar barışık?

Yeni eyaletiyle ilgili duygu ve düşünceleri neydi? “Çok güzel bir eyalet, ama politik açıdan bayağı sıkıcı, kabuk bağlamış durumda, daha modern olmalı”, diyor. Önce, eyaletin güzel bulduğu yanlarını ortaya çıkaralım istiyorum. Aşağı Avusturya’nın, diğer eyaletlere göre avantajları neler olabilirdi? “Yaşam kalitesi oldukça yüksek”, diyor ve devam ediyor: “Spor alanları, kültürel etkinlikleri bakımından çok zengin. Kültürel alanlara destek ve katılım da çok iyi bir düzeyde. Zamanınızı doğada, farklı etkinlik alanlarında geçirebilmeniz için çok sayıda seçenek var. İnsanın sıkılması mümkün değil.”

Gelelim eyaletin, en azından Avusturya’nın diğer eyaletlerine göre sıralayacağı “dezavantajları”na. Aşağı Avusturya, yüzölçümü bakımından en geniş, büyük alana yayılmış eyaletidir. İlk dezavantaj da buradan çıkıyor ortaya: İş imkânının, her sakinini kapısının önünde olmadığı bir bölge burası. Gerçi, örneğin Viyana veya Vorarlberg gibi, yüzölçümü daha küçük eyaletlerde de işe gidiş-gelişlerin çok kolay olmadığı bir gerçek. “Ama” diyor Petrovic, “kopukluk bu kadar devasa boyutlarda değil. Burada, bir insan günde bir – bir buçuk saatini ulaşıma harcıyor. Çok aktarma yapılması gerekiyor. Ya da araba sahibi olmanız şart. Toplu taşıma araçları çok yeterli değil ve çok pahalı. Aşağı Avusturya eyaletinde yaşayanların aylık ulaşım masrafları, 1000 Avroyu bulabiliyor.”

Aşağı Avusturya’nın nüfus dağılımı için, “dengesiz” diyor. Bazı bölgelerde çok yoğun bir yerleşim varken, bazı bölgelerde ise gereğinden fazla sığ. “İnsanlar arasında iletişim, koordinasyon sorunları olabiliyor”, diyor. Yoğun yerlerde yaşanan sıkışmaların başında ise kreş, anaokulu gibi mekânlarda yer bulma sorunu yaşanabiliyor olması gelir.

Çokkültürlü bir geçmişten çokkültürlü bir geleceğe

Çokkültürlü bir geçmişten gelen Magdeleine Petrovic, çokültürlü yaşıyor bugününü ve çocuklarına da çokkültürlü bir gelecek bırakmaktan yana. “Ben çokkültürlü, çokrenkli bir Avusturya’dan yanayım”, diyor ve devam ediyordu:

“Tek ton, tek renkten yana değilim. Benim eşim Bosna’dan gelme. Çocuklarımız iki dilli ortamda yetişiyorlar. Bunu her zaman büyük bir şans olarak gördüm.” Avusturya’da, eskiden beri enternasyonal bir iç içelik olduğunu ifade ediyor. Ona göre, elbette ve iyi ki de böyle olmuştu. “Benim büyük büyükannem, bugünkü Ukrayna, eskilerin Batı Galiçya bölgesinden gelmiştir. Ailenin bir parçası, Almanya’nın Bayern eyaletine gitmiş. Benim eşim ise Bosna’dan. Biz şimdi, küçük bir aileyiz. Ben bu durumu, pozitif olarak değerlendirmekten yanayım. Başımızdan savuşturmamız gereken bir şey değil. Bu, müthiş bir şanstır. Benim kızım, çok dilli bir ortamda büyüyor. Hırvatçayı, Almanca kadar öğrenme olanağına sahip. Ki kimseden ders almadan oluyor bu. Aşağı Avusturya’nın kreşlerinde de Avusturyalı, Sırp, Hırvat, Türk, İngiliz, Fransız, Alman, Arap kökenli çocuklar bir arada. Sadece, biraz pedagojik desteğe ihtiyaçları var çocukların. Birçok şeyi pekâlâ birlikte öğrenebilirler. Bu, çok daha iyi.”

Diğer Avrupa ülkeleri gibi, Avusturya, tam da bu konularda sıkıntılı bir döneme girmiş bulunuyor. Peki, çokkültürlülük, çokrenklilik neden hedef tahtası haline getirilir oldu? Bunun sonuçları nasıl tezahür ediyor günlük yaşamımızda? Petrovic’e göre, çokkültürlü bir yaşamın, bir toplum yapısının önündeki en önemli engel, hukuksal düzeydeki ayrımcılıktı.

“Hiçbir göçmen aile görmedim ki hukuksal sorunlar yaşamasın. Mesala, kısa süreli çalıştırıp, haklarını öldürüyorlar. Sosyal güvence, oturum hakkı, sigorta ve çalışma iznini, her yıl yeniden ayarlamak zorunda bırakıyorlar. 20 yıl çalıştığı halde, bunları yapmak zorunda olanlar var. Bu bir skandal aslında. Bunun hiçbir gerekçesi olamaz. Göçmenler olmasa, Avusturya ekonomisi bir gün içinde durur. Ana işkollarında; eğlence ve turizm, inşaat, restoran, tarım ve hayvancılık ve daha birçok diğer alanda ağırlıkla göçmenler istihdam ediliyor. Avusturya iş piyasası bu konuda çok duyarlı değil. İnsanları, birinci veya ikinci sınıf şeklinde ayırmalarının hiçbir anlamı yok.”

Magdeleine Petrovic, o gün konuşmasını, “çokuluslu bir toplumdan yana” olduğunu belirterek şöyle tamamlamıştı: “Doğa ve çevre korunmalı. Atom ve gen teknolojisine karşı çıkılmalı hep. Her şeyi idareli kullanmaktan yana, israfa karşı olunmalı. Açık ve şeffaf bir çalışma tarzı şart. Finans kaynakları düzenli ve net olmalı; gelirler, vergiler spekülatif bir şekilde kullanılmamalı.”

10.11.2018

Vielleicht gefällt dir auch