EMİNE BAŞA

Duman hayatlar | Torakçılık

Fotoğraf yaşamınıza girdiği andan itibaren, hiç gidilmedik yerlere gider, hiç ulaşılmadık insanlarla tanışır, hiç bilinmedik mesleklerle karşılaşırsınız. O makine elinizde olduğu sürece şehir şehir, köy köy, dağ tepe dolaşmanız artık bir dürtüdür. Bundan kaçamazsınız. Görüp yaşadıklarınızla daha çok zenginleşir, yaşamın karşısında daha dirençli olursunuz.

Fotoğraf grubumuzun lideri, “Arkadaşlar Torak’a gidiyoruz” dediğinde çok sevinmiştik. Yine kadim bir meslekle ve emekçileriyle tanışacak, mesleğin inceliklerini öğrenecek, fotoğrafla belgeleyecektik.

Hepimiz yaşamımızda birkaç kez mangal yapmışızdır. Bu mangallarda kullanılan kömürlerin nasıl üretildiğini ise çoğumuz düşünmemişizdir bile. Ben de düşünmemiştim doğrusu. İşte ‘torak’, bu mangal kömürlerinin üretildiği yerlere deniyor. Pikniklerde mangalın sefasını sürüyorduk ama kömürlerin nasıl zorlu bir süreçten geçip elimize ulaştığını, ancak torakları görünce, torakçıları tanıyınca anlayacaktık.

İlk torak deneyimimizi, Kırklareli’nin Evrencik ilçesinde yaşadık. Grup liderimiz bizleri eski kıyafetler, eski ayakkabılar giymemiz noktasında uyarmıştı. Çünkü çok dumanlı, isli bir yere gidiyorduk. Dediğini yaptık. Fotoğraf makinelarimizi de sarıp sarmaladık. Heyecanlıydık!

Aracımız şehirden çıkıp ormanlık bir alana geldiğinde, ilk olarak yol boyunca huni şeklinde dizilmiş odun yığınlarıyla karşılaştık. Yol, araç için bittiğinde inip yürümeye başladık. Her taraf is kokuyordu ve az ilerde dumanlı bir nokta görünüyordu. Bir süre sonra o noktaya geldik. Gerçekten de dumandan göz gözü görmüyordu. Makinelerimizi hazırladık, ağzımızı burnumuzu kapatıp yaklaştık. Yoğun duman çıkan, huni şekilli bir tepeciğin üzerinde bir işçi, elindeki kürekle, üzeri toprak örtülü olan yığını karıştırıyordu. Yüzü gözü simsiyahtı. Önceden izin almıştık. “Kolay gele” deyip çekimlere başladık. Öylesine yoğun bir duman vardı ki ilk birkaç dakikadan sonra uzaklaşıp nefes alma ihtiyacı hissediyorduk. Torak işçilerinin bütün gün bu duman altında çalıştığı düşünülürse, yine zorlu bir meslekle karşı karşıya idik.

Çekimlerimiz bitip işçilerle konuşmaya başladığımızda ise mangal kömürü yapımının sadece o dumandan ibaret olmadığını, balkon ya da piknik alanlarında sefaya dönüşmeden önce çok çeşitli aşamalardan geçtiğini anladık. Yani hiç de kolay bir iş değildi.

Haftalar süren mücadele…

Mangal kömürü en kaliteli meşe ve pınar ağaçlarından yapılıyor. Bu nedenle torakçılık bu ağaçların yoğun olduğu ormanlık bölgelerde, Orman Bakanlığı’nın izin verdiği ölçülerde yapılabiliyor. Kesilen ve budanan odunlar, güneşte iyice kuruduktan sonra, harman diye tabir edilen kömür kuyuları üzerine sınıfına göre istifleniyor. Bazen üç metreyi bulan huni şeklinde bir kubbe görünümüne kavuşuyor. Öyle ki son sıralar dizilirken, artık merdivene ihtiyaç duyuluyor.

Huninin ortasına diklemesine bir direk çakılıyor. Odunların üzeri, yanmaları için çeşitli ot ve çalı çırpı ile kaplanıp, bunun da üzeri, dışarıdan hava girmeyecek şekilde kum ve toprakla örtülüyor. Sonra, çatılan ana direk alınarak burada oluşan boşluktan, benzine bulanmış bir bez tutuşturulup en aşağıya sarkıtılıyor. Böylece alttaki odunların ateş alması sağlanıyor. Ateş eşit ve dengeli olmazsa kömürleşme olmuyor. Yani kuyudaki odunların istenen kıvamda tutuşması çok önemli. İstenen iç yanma, kıvamına üç-beş gün gibi bir sürede erişilebiliyor. Bundan sonra tüm gün ve geceler boyunca sürecek torak nöbetleri başlayacaktır. Arada, üst kısımlarda açılan boşluklarla istenen yanma kıvamı yakalanmaya çalışılır. Ateş hızlanacak olursa bu açıklıkların hemen kapatılması gerekiyor. Yoksa torak patlar! Yani tecrübe çok önemli. Torağın ne zaman söküleceğini ise torakçılar bu tecrübeyle anlıyorlar.

Yaklaşık bir ay süren bu mücadelenin ardından, yanma aşamasını tamamlayan ocaklar, bir-iki gün soğumaya bırakılıyor. Sonra üzerleri açılarak kömürler açığa çıkarılıyor. Kömürler çok fazla ufalanmadan çuvallara dolduruluyor. Altı-yedi ton meşe odunundan, yaklaşık bir ton civarında odun kömürü elde ediliyor. Yapılan bunca zahmetli işin sonunda elde edilen kazanç ise çok az.

Kok, linyit ve havagazının henüz bilinmediği dönemlerden bu yana kullanılan odun kömürü enerjisi, kadim bir enerji türü. Türkiye’nin birçok yöresinde üretiliyor. Konya, yüzde 10’la mangal kömürü üretiminde başı çekiyor. Trakya’da, özellikle Istrancalar’ın güney yamaçlarına bakan yerlerde; Kırklareli’nin Vize ilçesi, Küçükyayla, Kışlacık, Evrencik, Kömürköy, Balkayalar gibi yerleşimlerde ve Çatalca’nın Karadeniz’e kavuşan tepelerinde yapımı yaygın.

Bazı bölgelerde ‘torluk’ da denilen mangal kömürü üretimi, en çok şubat ve mayıs ayları arasında yapılıyor. Sadece piknik alanlarında değil; kebap, döner ve balık lokantalarında da yaygın olarak kullanılıyor. Fabrikasyon üretimler, yeterli ısı vermediği gerekçesiyle pek tercih edilmiyor.

Torakçılık, birçok meslekte olduğu gibi kaybolma riskiyle karşı karşıya. Çok zahmetli bir iş ama kazancının az olması, gençlerin bu işe yönelmesine engel oluyor.

Çevre bilimciler, çevre dostları ise bu türden ilkel bir üretimin hem insan hem de çevre sağlığına zararlı olduğu konusunda birleşiyorlar. Çünkü “yanma” ile oluşan enerjinin çevreyi kirletmemesi olanaksız. İnsanın neden olduğu ve tüm yeryüzünü tehdit eden enerji kirlenmesi göz önüne alındığında, „temiz enerji“ artık hepimiz için yaşamsal önem taşıyor. Kanımca da ille de “mangal kömürü” kullanılacaksa teknolojinin devreye sokulması ve insan sağlığını da tehdit eden bu türden üretimlere son verilmesi gerekiyor. (Fotoğraflar: Emine Başa)

eylulguz@gmail.com

…………………………………………..
Fotograflı versiyon linki: http://www.toterwinkel.at/duman-hayatlar-torakcilik/


Vielleicht gefällt dir auch