ROHAT MİRAN

“Erkekler daha çok intihar ediyor”

Yapılan araştırmalara göre, dünya genelinde yıllık ortalama 800 bin insan intihar ediyor. Yaklaşık olarak her ay 10 kadın intihar ederken, 18 de erkek intihar ediyor.

Pek alışıldık gelmiyor ama verilere dayalı araştırmalar böyle sonuçlar olduğunu açıklıyor.

Peki, erkeklik birçok yönüyle otoritenin, gücün, kuvvetin “merkezi” iken nasıl oluyor da intihar oranları erkekler arasında yüksek oluyor? Bu paradoks neden ve nasıl oluşuyor?

Bu sorunun cevabı henüz net olarak verilebilmiş değil, araştırmalar birçok olasılığın üzerinde duruyor. Leipzig Üniversitesi’nde Pkiyatri ve Psikoterapi kliniğinin yöneticiliğini yapan Aislinne Freeman, 2017 yılında konuyla ilgili bir araştırma yaptı. Almanya, Fransa, İrlanda, Portekiz ve Macaristan’daki birçok klinikte yapılan bu sorulu-cevaplı araştırmalardan sonra, Freeman kimi sonuçlara ulaşmış. Geleneksel erkeklik rolü bunun esas nedeni” olabilirmiş Freeman’e göre.Neden peki? “Çünkü” diyor ve devam ediyor: “Erkekler erken yaşlardan itibaren problemlerini kendi başlarına çözmek ve halletmek eğilimi gösteriyorlar.”

Son alıntı cümlenin, erkek okuyucuların hoşuna gittiğini düşünüyorum, çünkü bu durum gerçekten de “erkeklik”in baskın ve karakteristik bir yönünü tarif ediyor. Ama işte erkekliğin çelişkisi, paradoksu ya da dramı da tam burada başlıyor.

Erkekler bunun ilk pratik kazanımlarını da oyunlardan öğreniyor olmalılar. Hatta evliliğin ilk dönemlerinde ibre erkeklerin lehine bir seyir gösteriyor. Ama kısa bir süreliğine!

Şöyle bir cümle ile “kadınlık”ı da dahil edeyim: Kadınlar, birlikte yaşadıkları erkeğin, ruhsal şemalarını keşfedene kadar, erkeğe “her şeyi kendi başlarına çözme fırsatı da veriyorlar”, diye düşünüyorum. Bu bir tercihten çok, çoğunlukla “öğrenilmiş” bir eğilim, tutum, davranış ya da gerçekten tercih ya da erkeğin otoriter geleneksel rolünü içselleştirmiş bir annenin yönlendirmesi ya da babanın geleneksel rolden taviz vermeyişi de olabilir.

Ne zaman ki evlilik/birliktelik ile beraber, erkeklerin sorumlulukları ikiye – üçe katlanıyor, kadının ruhsal dünyasını da anlamak ya da tek taraflı değil de evliliğin/birlikteliğin ruhuna uygun ikili ya da ortak çözümler üretmek süreci başlıyor. Erkeğin, “doğallığından gelen” otonom ve özgür olmak özelliklerine sınır koyması gererekiyor ve erkek “çuvallamaya” başlıyor. Yani, öğrenilmiş geleneksel erkek modeline son vermesi gerekiyor ama bunu beceremiyor. Onun yerine çoğunlukla kısa vadeli, palyatif ve zararlı “yeni” alışkanlıklar ediniyor: Yalan söylüyor veya şiddete başvuruyor. Bu ikisinde de “başarılı” olamadığında, artık erkek olmanın sonuna geldiği hissine kapılıyor ve moral, dugusal zayıflık yaşıyor. Erkek için moral ve duygusal zayıflık, östrojenlerin “zaferi” anlamına geliyor ki bu da uzun süredir biriktirdiği illüzyoner “başarının” sonu olabiliyor.

Kadınların aksine, ikinci veya üçüncü kişilere kendi korkularından, moral ve duyusal zayıflıklarından, acılarından, yetersizliklerinden ve çaresizliklerinden bahsedemeyen, “konuş(a)mayan” erkek için hayat “game off the end” olabiliyor maalesef. Erkeklerin kadınlardan daha fazla intihar ediyor olmalarının altında böylesi ‘anlaşılır’ ama fark edilmesi zor hipotezler bulunuyor.

Acıklı bir trajedi.

Erkekler yaşlanmadıkça, kendi sağlıksızlıklarından bahsetmeye pek de “tenezzül” etmiyorlar.  Hatta ruhsal sorunlarından bahsetmeyi hem sevmiyorlar hem de bilmiyorlar. Ruhsal olan şey, erkekler için; “kadınsılık”, “yumuşaklık”, “erkek olmamak” olarak algılanmaya açık. Ve dolayısıyla,  erkekler bunu tehlike olarak algılamaya müsaitler. Şunu da bir yan cümle olarak aktarayım: Psikolojik danışmanlığa ya da terapilere başvuran erkeklerin büyük bir oranı, eğer herhangi bir kurum tarafından gönderilmemişlerse, eşleri tarafından gönderiliyorlar, yani kendileri karar verip de psikolojik danışmanlığa ya da terapiye başvuran erkek sayısı oldukça az. Neredeyse, hiç yok.

Yazı uzun oldu. Bitireyim.

Buradan kadınlara yönelik bir fısıltı haber vererek yazımın son cümlelerini kurayım: Kahvelere giden erkekler ya da erkek arkadaşlarıyla buluşan erkekler, aslında “bilinçlenmek” için kahveye gidiyor ya da buluşuyorlar! Bu söylediğime saşırmayın. Çünkü oradan-buradan duydukları konuşmalarla, kendilerine yol-yöntem çiziyorlar, kendilerini kıyaslıyorlar. Eşleriyle veya profeyonel insanlarla konuşup bilgi edinmekten çekindikleri konularda (ki bunun nedeni yazımın giriş kısmında ifade ettiğim problemlerini kendi başlarına çözme eğilimleridir), kahve ortamında veya erkek arkadaş ortamlarında bir şekilde “bilgileniyorlar”.

Basit ama durum biraz da bu.

Fakat geleneksel rol modellerini terk edemeyen erkeklerin yanı sıra; ‘erkeklik’, ‘erkeklik’in duygu dünyası üzerine düşünen, güç ve otoritye dair ‘kurulu erkeklik’in dışında, alternatif erkeklik perspektifi üzerine kafa yoranlar da az değil.

…………………………………………………………………………
rohatmiran@hotmail.com
Psikolojik Danışman

Vielleicht gefällt dir auch