Eylemlerin içinde bir kadın fotoğrafçı

“Toplumun acısı, yarası çok, ne tarafa dönsen hak ve hukuk gaspı sarmış durumda. Gidip destek olmanın yanında fotoğrafını da çekip, gelmeyen, görmeyen, duymayan kesime ulaştırmak gerek diye kendiliğinden oluşan bir refleks benim yaptığım.”

İstanbul – Onu, İstanbul’daki hemen her eylemin içinde görebilir, haksız-hukuksuz açılan davaların duruşmalarını izlerken bulabilirsiniz. 90’lı yıllarda faili meçhullerde yakınlarını kaybeden ve 745 haftadır devam eden, “Cumartesi Anneleri/İnsanlarının” eylemlerinin birçoğunu takip etmiş örneğin. Son zamanlarda yoğun polis ablukası altında gerçekleştirilen bu buluşmaların fotoğraflarından bir külliyata sahip. Yalnızca İstanbul’daki eylemleri değil, Türkiye’nin her yanındaki eylemleri de izlemeye çalışır olanakları elverdiğince. İşçi direnişlerini, basın açıklamalarını, çevre protestolarını, mültecileri fotoğraflar. Yani nerede haksızlığı, hukuksuzluğu, adaletsizliği protesto eden insan varsa orada, sokaktadır o.

O, küçücük bir kadın. Ama yaptığı iş ve yüreği büyük! Sultan Güner’den bahsediyoruz. Her alanda olduğu gibi, fotoğraf camiasında da kadınlar görünür olmak için çok fazla çaba göstermek zorunda. Belgesel ve sokak fotoğrafçılığı, ülkelerin tarihine, kültürüne, sosyolojisine ışık tutan çok önemli bir alan ve bu alanda ürün veren kadın sayısı çok az. Sultan Güner, bu az sayıdaki önemli fotoğrafçılardan biri ve onu size tanıtmak benim boynumun borcu.

Sultan Güner, zorlu bir hayat mücadelesinin içinden gelmiş pek çok kadın gibi. “Bize kendini tanıtır mısın” dediğimizde, “Malatya/Arapkir şehrinde doğup İstanbul’un eski gecekondu semtinde, toprağı, yeşillikleri görerek, dokunarak büyümüş, haksızlıklara uğraya uğraya yaşadığı her noktada haksızlıkları görebilme yetisine ulaşmış, bir kız bebeği varken ‘şiddet’ sebebiyle eşinden ayrılmak durumunda kalmış, kızıyla birlikte yeniden büyümüş biriyim” diyor söyleşimizin başlangıcında.

Sözlerine devam edip daha gerilere gittiğinde ise, onun mücadeleci ruhunun daha çocukluk çağlarında ortaya çıktığını görüyoruz. Ortaokulu bitirdikten sonra aile üyeleri, “Yeter, artık evinde otur” dediğinde bunu kabullenememiş. Ne yapacağını da pek bilememiş ve kendini kitap okumaya vermiş. “Okuduğum kitaplardan Jack London’un Martin Eden romanından etkilenip kendi çapımda mücadeleye giriştim. Ağabeyimin de desteği ile bir gazete küpüründen gördüğüm ‘lise dışarıdan bitirme kursu’na giderek, ilk yıl sonu sınavlarını da verdikten sonra, bir muhasebe bürosunda çalışmaya başladım ve hem çalışıp hem de iktisat bölümünü dışarıdan bitirip mali müşavirlik belgesini aldım”,  diye devam ediyor sözlerine. Uzun yıllar, mali müşavir olarak çalıştıktan sonra emekli olan Güner, özel bir ilgi alanı olarak, Şarköy’de Namık Kemal Üniversitesi’ne bağlı ‘Şarap Üretimi Teknolojisi’ de okumuş. Şimdilerde ise AÖF Fotoğrafçılık ve Kameramanlık öğrencisi.

Solda, Cumartesi Anneleri/İnsanları; sağda Taksim Gezi Direnişi’yle ilgili bir kare. (Foto: Sultan Güner)

“Sanki bu dünyaya gördüklerimi kaydetmeye gelmişim”

Fotoğrafa 1992’de Zenit marka fotoğraf makinasıyla başlayan, 2007’den beri de digital makina kullanan Güner, 2015 yılında FIAP’ın AFİAP unvanını aldı. Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın üyesi bulunduğu, IFJ tarafından verilen ‘Uluslararası Basın Kartı’ sahibi. Uzun yıllar İFSAK üyesi olarak çeşitli projelerde yer alan, çeşitli fotoğraf sunumları yapan Sultan Güner, bağımsız olarak takip ettiği sokak olaylarını, video ve fotoğraf olarak paylaşıp, Türkiye’de olanları/olamayanları duyurmaya çalışıyor.

Türkiye’de Şarabın Öyküsü, Kazova Direnişi, Bombalara Karşı Sofralar, Hrant Dink’in Atlantisi: Kamp Armen, Ankara Katliamı (tanıklığı ile) foto belgeseli, Ankara Katliamı Karar Mahkemesi Sonrası foto belgeseli gibi foto-öykü çalışmaları var.

Fotoğrafla para kazanmıyor Sultan Güner. Yani bir ajansa bağlı olarak çalışmıyor. “Parayı ihtiyacım olması durumunda zaman zaman mesleğimi yaparak kazanıyorum” diyor. Eylemlerde çektiği fotoğrafları, çeşitli fotoğraf stok sitelerinde ve sosyal medya sayfasında paylaşıyor. Ajanslar haber yapmak istiyorsa oradan alıyor. “Yaşadığımız kapitalist düzen karşısında; sınırsız, savaşsız ‘başka bir dünya mümkün’ diyenlerdenim. Bu söylemi tekrarlayanların eylemlerini fotoğraflayarak kendimce destekliyorum. İnsanlar etrafında olup biteni görsünler istiyorum. Her bir direniş alanında çeşitli hareketlerin desteği ile hayata geçen hak arayışları, büyük kesime duyurulmasıyla başarıya ulaşabiliyor çünkü. Fotoğrafın rolünün burada önemini hep görüyoruz. Bir ‘kırmızılı kadın’ fotoğrafının Gezi Direnişi’ni tüm dünyaya duyurması buna iyi bir örnektir”, diye anlatıyor Sultan Güner.

Solda, Berkin Elvan’ın cenaze töreninden; sağda, Ankara Garı önünden bir kare. (Foto: Sultan Güner)

“Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın.”

Gezi Direnişi, Türkiye’nin yüz akı, gelmiş geçmiş en büyük hak arama mücadelesinin adı. Gezi Direnişi’ni de yakından takip edenlerden biri Sultan Güner. Sonrasında yargılama ve savunmaları da izledi. “Yasalar çiğnenerek bir yıkım söz konusuydu. Parktaki yıkıma, ağaçların sökülmesine ve tabii ki hukuksuzluğa karşı Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları’nın ve çevreci STK’ların ve duyarlı halkın Gezi Parkı’nı savunmasıydı. Ardından birçok  ilde sosyal bir patlama doğurup insanlar sokaklara döküldü ve Gezi’de dayanışmanın tarihi yazıldı. Elbette ben de orada olacaktım”, diyor. Polisin saldırıları sırasında yaşadıklarını ise şöyle anlatıyor: “Bir gece, sabaha karşı, hiç uyarısız gazlanıp tazyikli su sıkılarak, hınca hınç insan dolu alan boşaltılmıştı ve ben de kaçarken bacağımda bir kırık ve bir çatlakla, makinam da hasar görerek çıkmıştım parktan. Ama tabii dokuz gencimizin polis kurşunu ya da eylem karşıtları tarafından öldürülmesinin yanında sözü bile edilmez! Bunun için çok üzgünüm! Bu yıl anma gününde o çocukların annelerini çektim yine, yürüyüşlerine bile izin verilmedi!”

‘Cumartesi Anneleri’ adıyla Galatasaray Meydanı’nda başlayıp, bugün adı ‘Cumartesi İnsanları’na evrilen ve şimdilerde 745 haftadır devam eden bu hak arama mücadelesinin de önemli tanıklarından Sultan Güner. Bu acılara tanıklık etmek zor olsa gerek. Duygularını merak ediyoruz Güner’in. “Cumartesi Anneleri’nin dramını duyup da duyarsız kalmak mümkün değil. 90’lı yıllardan bu yana mücadele ediyorlar. Çocuklarının kemiklerine razı analar var orada, ağlayacakları mezarları bile yok. Galatasaray Lisesi önünde her cumartesi saat 12:00’de yarım saat barışçıl oturma eylemi yaparak, kayıplarını anıp kaybedilme hikayelerini anlatıyorlardı 24 yıldır. Fakat 45 haftadır polis buna da izin vermiyor. İstanbul IHD Şubesi önünde, tıkış tıkış bir vaziyette, polis ablukası altında seslerini duyurmaya çalışıyorlar bugünlerde.”

Ankara Katliamı, kuşkusuz Türkiye tarihine geçen en acı ve en karanlık katliamlardan biri. 10 Ekim 2015 ‘de, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarının çağrısıyla ülkenin dört bir yanından gelen binlerce kişi ‚Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi‘ için Ankara Tren Garı önünde toplanmış, Sıhhiye Meydanı’na çıkmaya hazırlanıyordu. Sultan Güner de oradaydı. Bir süre sonra, halaylar çekildiği sırada üç saniye arayla iki bomba patladı. Meydan kana bulandı! En küçüğü henüz 8 yaşında olan 103 can, kalleşçe düzenlenen bu saldırıyla katledildi. Sultan Güner bu katliamdan sağ kurtulmuştu, ama yaşadıklarını unutması elbette mümkün değildi. Şöyle diyor: Katliamdan sonra ben eski ben değildim tabii ki, doğum fotoğrafı bile çekemezken, 103 kişinin öldüğü ve yüzlerce yaralı barışseverin parçalanmış görüntüleri arasında bir saat kadar şuursuzca dolaşmış, birlikte geldiğimiz fotoğrafçı arkadaşları aramıştım. O dönem başbakanının ‘oy oranlarının arttığı’ şeklindeki açıklamasını ise hiç unutamıyorum. Nasıl  böyle bir vahşet yaratabildiler ‘iktidar’ uğruna!”

Suruç Çadır Kenti (Foto: Sultan Güner)

“Dışarıdan İçeriye-İçeriden Dışarıya Fotoğraf Köprüsü”

Sultan Güner, bütün bunların yanı sıra çeşitli projeler içinde de yer alan bir kadın. Bu projelerden en önem verdiği, benim de içinde yer aldığım “Dışarıdan İçeriye-İçeriden Dışarıya Fotoğraf Köprüsü” adlı projeydi. ‘Görülmüştür’ ve ‘Red Fotoğraf’ın öncülüğünde gerçekleştirilen bu projenin hayata geçmesinde Güner’in çok büyük katkısı ve emeği var. İki aşamalı bir projeydi bu. Birinci aşamasında, fotoğraf sanatçılarının çektiği fotoğraflar, hapishanelerdeki mahpuslar tarafından yorumlanacak; ikinci aşamada ise mahpusların hayal ettiği bir fotoğraf, fotoğraf sanatçıları tarafından çekilecekti. Projenin birinci aşaması sorunsuz tamamlandı ve sergi Türkiye’nin ve Avrupa’nın birçok yerinde sergilendi. İkinci aşama ise zordu elbet ve Türkiye OHAL koşullarına girmişti. Projenin yürütücüleri projeyi rafa kaldırmaya karar verdiler.

Fakat Sultan Güner’in içi rahat etmedi. Mahpuslara çekmek istedikleri fotoğraf hayalleri sorulmuş, yanıtlar alınmıştı. Projeyi bu şekilde bırakmak Güner’i üzüyordu. İnisiyatif alarak, OHAL koşulları da olsa projeyi tamamlamaya karar verdi ve fotoğrafçıları harekete geçirdi. O süreci ve sonrasında yaşadığı kırgınlığını şöyle anlatıyor Güner:

“Büyük bir beklenti oluşmuştu hapishanelerde. OHAL sebebiyle projeden çekilen fotoğrafçıların yerine yeni fotoğrafçılarla konuştum ve toplamda 60 fotoğrafçı arkadaşın emekleri ile çekimler tamamlandı. Bunları toparlayıp sergi ve kitapçık haline getirilmesini sağladım. İstanbul, Mersin, Adana, Gaziantep, Urfa, Ankara, İzmir, Kuşadası, İsviçre, Fransa ve Almanya’da sergilendi. Fakat, diğer proje ortaklarımın bu süreçte bana hiç katkısı olmadığı gibi, sergi açılışlarında benim emeğimden hiç söz etmemeleri beni çok yaraladı. Fikri hayata geçirene saygı bağlamında ‘emeğin değerini’ bir cümle ile de olsa ifade etmelerini beklerdim. Bana yapılan bu haksızlığı hiç unutmayacağım.”

Sultan Güner’in bu haklı kırgınlığı, cinsiyetçi yaklaşımların hâlâ ne kadar can yakıcı olduğunun da bir göstergesi. Bu durum, eylem alanlarında da böyle. Türkiye’de eylem fotoğrafçısı olmak zor elbette. Ama bir kadın olarak daha da zor! Polisin gazını, copunu yemenin yanı sıra, bu işin sadece kendilerine ait olduğunu düşünen erkeklerin engellemeleriyle de uğraşmak zorunda kalabiliyor bir kadın. Üstelik, kendilerine “ilerici”, “devrimci” diyen erkekler de olabiliyor bunlar! Yani aslında, şu-bu değil, “erkek” olmaları yeterli bir kadını engellemeleri için. Güner, “alanda fotoğraf çekerken en büyük sıkıntım ‘erkek’ fotoğrafçıların öne geçip ‘ben ajans için çekiyorum’ deyip kadınları arkaya doğru itmeleri. 8 Martlar da bile bu böyle”, diyor.  

Fotoğrafları sansürlendi…

Sansür, Türkiye’de hiç de yabancısı olmadığımız bir kavram. Sultan Güner de ülkede sansüre uğramış pek çok sanatçıdan biri ne yazık ki! 2015’de, fotoğraf alanında önemli işlere imza atmış olan FOTOGEN adlı Fotoğraf Sanatı Derneği’nin, üyelerinin fotoğraflarından oluşan 30. Kuruluş Yılı Sergisi’nde, Güner’in fotoğrafları da yer alıyordu. Taksim’deki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cumhuriyet Sanat Galerisi’nde fotoğraflar basılıp sergi salonuna asılmaya başlanmıştı. Fakat Sultan Güner’in fotoğrafları bir süre sonra duvardan indi.

Sultan Güner

FOTOGEN’den yapılan açıklamada, “Üyemiz Sultan Güner’e ait bazı fotoğrafların resmi ve halka açık bir mekânda sergilenmesi durumunda toplumsal hassasiyet nedeni ile şikâyetlere neden olabileceği, devlet memuru olan galeri yönetici ve çalışanları için son derece olumsuz sonuçlar doğurabileceği…” gibi garip bir açıklama yapılarak durumun üzeri örtülmeye çalışıldı. Sansürün, galeri sahiplerinden mi geldiği veya bir otosansür olarak mı uygulandığı ise açıklığa kavuşturulamadı. Sultan Güner, o günkü duygularını da şöyle anlatıyor: “Ben, dernek olarak ve topluluk olarak hareket edeceğimizi düşünüyordum ama öyle olmadı. Siyah kurdele takma fikri vardı, fotoğrafların tamamının duvarlardan indirilmesi, siyah branda çekilmesi gibi değişik protesto fikri vardı ama hiçbiri uygulanmadı ve olayın üstü örtüldü. Elbette çok üzüldüm..”

Güner’in, sansüre uğrayan fotoğrafları ise şöyleydi:  10 Ekim Ankara Katliamı’ndan hemen önce Ankara Garı önünde toplanan kitlenin pankartlı fotoğrafı, “Sokaklar Bizim” duvar yazısıyla beraber Gezi Direnişi günlerindeki Taksim’i gösteren fotoğraf,  Suruç Çadırkenti’nde bir illüzyon gösterisini izleyen çocukların fotoğrafı ve Berkin Elvan’ın cenazesinden bir görüntü.

Empati Gezileri’nin peşinde…

Sultan Güner’e son olarak bundan sonraki hedeflerini soruyoruz. “Toplumda bir bozulma, yozlaşma söz konusu ve artık içimizin almadığı bir dolu (kadın cinayetleri, çocuk tecavüzleri) haberleriyle her gün baş başa kaldık”, diyerek başlıyor söze ve devam ediyor: “Önce bir insan olarak sonra bir fotoğrafçı olarak acı çekenlerle toplumun diğer kesiminin empati yapması gerektiğini düşünüyorum. Bir süre önce gruplardan ‘kadın emeğini’ görmezden gelip kendini ön plana çıkarmaya çalışan adamlardan uzaklaşıp, bağımsız ‘Sokağın Nabzı / Sultan Güner’ adıyla facebook sayfasında paylaşımlar yapmaya başladım. Fotoğrafın toplumsal yardımlaşmada önemini olumlu yönde kullanmaya çalışarak Empati Gezileri adıyla, ‘desteklenmesi gerektiğini’ düşündüğüm kişilere, mücadele eden işçi ve emekçilere, hem ziyaret hem de fotoğraf çekerek empati yaratma çalışmaları yapmak istiyorum. Üç defa gerçekleştirebildim. Biraz dinlenip yeniden bir şeyler yapmaya çalışacağım. Tolstoy’un sözü ile noktalayayım; ‘Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın’, der.”

………………………………………………………………………………………………………………
Sultan Güner’in diğer fotoğraflarına buradan ulaşabilirsiniz.

Vielleicht gefällt dir auch