AZİZ KEMAL HIZIROĞLU

Familyasının dölyatağını kurcalayan tür | Deneme

İzmir – Deneme nedir? Makaleden, fıkradan, fikir yazısından, gezi notlarından, metinler arası izlenimlerden, köşe yazılarından hangi özellikleriyle ayrılır? Deneme öncelikle yazmak; ifade etme ‘derdi’nin olanaklarını araştırmak, kurcalamak ya da yenileştirmeye çalışmaktır diyebiliriz… Doğal olarak da şiir, roman, öykü ya da inceleme alanlarından en büyük sızmaların gerçekleşeceği öznel bir tür… Bir başka açıdan ise ‘anlatı’dır deneme, ancak nasıl bir anlatı?

Deneme, herhangi bir yazın türünün gereksindiği yapısal kuralları, kesinliği, vargıyı göstermek yerine; bir arayışı, belirsizliği, kayboluşu dile getirmeyi, paylaşım edimine daha yakın durmayı yeğlemektedir. Yani bulmak için aramak değildir bu, arayış biçimini ve amacını okura iletebilmek ve belki de aranacak şeyi okuyucunun bulmasını sağlamak ya da kolaylaştırmaktır.

Deneme; başlangıcı Batı edebiyatında olan kısa düzyazı türlerinden biridir. Antik edebiyatın Plutarkhos, Cicero, Seneca gibi yazarlarından esinlenerek, 16. Yüzyıl’da Montaigne tarafından denenen ve adı konulan bir tür… Montaigne’e, yazış tarzı ve farklı düşünmeyi önerebilmesi yüzünden, çağcıl deneme olgusunu gündeme getiren ilk düşünürdür diyebiliriz.

Edebiyat türlerini işlevsel açıdan incelerken ‘bilgi verici olanlar’, ‘değerlendirici olanlar’, ‘bildirici niteliği taşıyanlar’ ve ‘yazarın özgeçmişini işleyenler’ şeklinde bir sınıflandırmayla karşılaşıyoruz. ‘Deneme’ dediğimiz tür, ‘değerlendirme işlevi yüklenen düzyazılar’ grubu içinde ele alınıyor. Aynı grupta ‘deneme’den başka ‘fıkra’, ‘yorum’, ‘başmakale’ ve ‘eleştiri’ de var. İşlevleri ‘değerlendirmek’ olan bu dört türün ortak özelliği, yazarın öznel bakış açısını ön plana çıkarmaktır. Değerlendirme işi; açıklayarak, ölçüp biçerek, tartışarak, söyleşerek ya da eleştirip yargılayarak gerçekleşebilir. Yani burada temel ilke olan ‘öznellik’ yazarın, geniş edebiyat olanaklarından yararlanmasını sağlıyor ve kolaylaştırıyor.

Deneme; diğer değerlendirici türlerden, ‘sanatsallık’ ve ‘esneklik’ kaygıları taşımasıyla ayrılır. Deneme yazarı eleştirici ve eleyici tavrı yüzünden, sınırlı bir okuyucu kitlesine hitap etmekte; fosilleşmelere, tabulara, klişelere karşı çıkmakta, doğal olarak bir takım kanıtlamalarla kendi görüşünü de ortaya koymaktadır. Bu nedenle kişisel ve özgün bir tarza sahip olduğu kadar, estetik etkiyi gözetici ve önemseyici bir biçeme de sahip olması gerektiğini söyleyebiliriz.

Deneme yazarının edimi geniş anlamda ‘eleştirmek’tir. Etki alanı siyaset ile toplum, daha çok da sanat ile toplum ilişkisidir. ‘Deneme’yi bir kitap, tiyatro oyunu ya da film eleştirisinden ayıran özellik, ele aldığı ‘konu’yu amaç değil, araç olarak kullanmasıdır. Yani denemeci el attığı konuyu, kendi düşüncelerini ortaya koymak için bir fırsat sayar; amacı, o konuyu nesnel ve yansız bir biçimde aydınlatmak değildir. Deneme denilen tür, doğal bir eleştiriyi içermektedir. Ancak, onun içerdiği eleştiriyi herhangi bir inceleme eleştirisinden ayrı tutmak gerektiğini savunanlar olduğu gibi, ‘deneme, eleştiri biçiminin ta kendisidir’ diyen düşünürler de vardır.

Fransız  edebiyat bilimcisi F. Robert Curtius denemeyi ‘hayat eleştirisi’ olarak nitelerken, Teodor W. Adorno ile Lukacs denemeyi, ‘düşünce ürünlerinin tutarlı eleştirisi’ şeklinde vurgulamaktadırlar. Lukacs’ın gözünde denemeci her şeyden önce bir eleştiricidir. Bir sanatçı-yazar imajlar yaratırken; denemeci, yaratılmış imajlara, yani var olan şeylere anlam kazandırır, onları yeniden bir düzene sokar. Lukacs, denemecinin bu tür düzenleme ve eleme işini yargılamaya benzetir: “Deneme bir mahkemedir, ama önemli olan, yön veren şey yargı değil, yargılama sürecinin kendisidir.” Lukacs ayrıca, deneme türünün en çok benimseyeceği konunun edebiyat ve sanat olması gerektiğini belirterek, denemecinin ‘biçim’ duyarlığını önemsediğini şöyle vurgular: “Eleştiricinin yazılarında biçim gerçekliktir ve onun hayata yönelttiği soruların sesidir.”

Denemeyi eleştiriyle özdeş sayan düşünürler de vardır. Örneğin bunlardan biri olan Max Bense’e göre, eleştirici beynin en belirgin özelliği olan yaratıcı hayal gücü, ‘deneme’ biçiminin de belirleyicisidir. Bu yetenek sayesinde soyutla somut (düşünsel olanla duyusal olan) arasında ilişki kurulur. “Hayal gücü” diyor Bense, “bağlayıcı yetenek olarak durmadan elle tutulur, gözle görülür olanı düşünceye çevirir ve düşünsel olanı da gözle görülür, elle tutulur yapar.” Bu görüş, eleştirinin her zaman kişisel yaratıcı hayal gücüyle iç içe olduğunu, yani salt nesnel eleştirinin hiçbir zaman düşünülemeyeceğini, eleştirinin denemecilikle koşut ilerlediğini savunmak anlamına geliyor. Bense’e göre denemenin işlevselliğiyle estetik kaygısı yarı yarıyadır. “Deneme ne salt güdümlü eserdir, ne de salt yaratı…”

Bu durum bizi; denemenin, eleştirel ve sanatsal bir tür olduğu vargısına götürüyor. İşlenmiş bir dil, biçemde incelik ve öznellik, yazarın kendi mizacı, yaşam deneyimleriyle renklenip biçimlenmiş bir kavrayış ve sunuş, ‘deneme’yi yüzlerce yıldır taze ve yeni tutan özelliklerdir. Bağımsız bir tür olmanın ötesinde ‘deneme’, çağdaş roman sanatında düşünselleştirici boyutun uygulama alanı olarak da karşımıza çıkmaktadır. Günümüz romanındaki denemeci öğeler ve deneme tarzı anlatı parçaları romanın çağdaşlığını, güncelliğini, düşünselliğini beslemektedir. 

Denemenin bir edebiyat türü olarak değil, bir söylem biçimi olarak tanımlanmasını savunan düşünürler de var. Onlara göre ‘bilimsel’ bir söylem, ‘felsefî’ bir söylem gibi, deneme de bir söylemdir ve yapısı ile biçimi diğer söylem biçimlerine koşut, ele aldığı gerçekliğin niteliği tarafından belirlenmektedir. Denemeyi tanımlamak için, bu gerçekliğin niteliğini araştırmak, açıklamak gerek…   İlk ve kolay karşılaştırma bilimsel söylem ile deneme arasında yapılabilir. Bilimsel yazı dışsal ve nesnel gerçekliğin araştırılmasına adanmıştır. Denemenin bilimsel yazıdan farkı, dışsal ve nesnel bir gerçeklik alanına yönelmekten kaçınmak değildir, çünkü deneme de böyle alanlara sık sık yönelir. O halde bilimsel yazıdan farkı, hangi gerçekliği ele aldığında değil, gerçekliği nasıl ele aldığında yatıyor. Deneme; her türlü gerçekliği, en dışsal gerçekliği bile, içsel değer perspektifi içinde ele alan bir yazı türüdür. Son kertede bu gerçekliğin, kişi açısından temsil ettiği değere yönelir.

Öte yandan, bilimsel yazı ile denemenin ele aldığı olguların, insan bilincinde oluşturdukları biçimler arasında da önemli bir fark olduğu söylenebilir. Denemede ileri sürülen fikirler, daha ziyade tamamlanmamışlık aşamasını ifade eder. Yani deneme, tartışmaya açık olan bilimsel hipotezin öncesindeki bir zihinsel arayışa benzetilebilir. Felsefi söylemden de ayrılır deneme. Kavramlarla konuşan bilimden ne oranda uzaksa, kategorilerle konuşan felsefeden de aynı oranda uzaktır. Felsefi söylem son analizde bireyüstü ve nesnel kategorilerle örülür. Deneme ise, kişilerin hayatını kuşatan genel anlamın değerlerini araştırmaya yönelir. Dolayısıyla denemede biçem söz konusudur. Bilimsel ve felsefi söylemler, karşıladıkları gerçekliğin niteliği gereği bir kişiliksizliğe, bir biçemsizliğe erişmeye çalışırken, bireyselleşmiş değer bağlantısı üzerine kurulu olan deneme biçemden ayrılamaz.

Deneme temelde, kişinin kendisiyle konuşmasıdır. Ancak onun, heterojen bir okur kitlesi karşısında başarılı olabilmesi için, başkalarıyla da konuşmaya dönüşmesi gerekiyor. Aksi takdirde aşırı bireyselleşen, kendine saklanan ve toplumsal oluşumlarla hiçbir ilişki kuramayan, edebiyat tarihinin tozlu sayfalarında küflenmeyi bekleyen pek çok mastürbasyon ürünüyle birlikte unutulup gidiverir… Deneme yapısı itibariyle, öznelden yola çıkarak genele açılmayı hedefleyen bir yazı türüdür. Denemenin yazarı ve okuru arasında sağlıklı ilişki kurulmasının yararı; sadece okurun zenginleşmesini değil, aynı zamanda yazarın, okurlar tarafından kendi gereksinimlerine yönlendirilmesini ve yoğunlaştırılmasını sağlamasıdır. Familyasının dölyatağını kurcalama konusunda geniş olanaklara sahip olan denemenin, edebiyatı topluma (aktif ve pasif tüm okuyucu kitlesine) sevdirebilme olanağı da o denli geniştir. Yeter ki deneme yazarı, bir ön koşul olan ‘fikri ortaklık ve paylaşım’ olgusunu göz ardı etmesin…

…………………………………………………..
Yararlanılan Kaynaklar:
– Belge, Murat; Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı, 1978, s. 83-89
– Aytaç, Gürsel; Edebiyat Yazıları I, 1984, s. 107-111

azizkemalhiziroglu@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch