ATA EYÜP KAYNAR

Fleksiteryan beslenme ve dünyayı kurtarmak

Endüstriyel hayvancılığın dünyamızın ökolojik dengesini ve insan sağlığını olumsuz yönde etkilediği uzun süredir bilinmesine karşın etkili adımlar atılamamaktadır. Bitki ağırlıklı fleksiteryan beslenme bu konuda çözüme katkı sunabilecek alternatif bir beslenme kültürü olabilir.

Endüstriyel hayvancılık gezegenimizin ökolojik sistemi için eksi bir bilonçoya sahiptir. Tahıl üretiminin %40 kadarı ve soya fasulyesi üretiminin ise %70 kadarı hayvancılıkta yem olarak kullanılmaktadır. Bitkisel protein üretiminin sadece %15 kadarı insanlar tarafından tüketilmektedir.

1 kg hayvansal protein üretimi için 6 kg bitkisel protein kullanılmakta ve bu da büyük bir kayıp anlamına gelmektedir. Daha az hayvansal protein tüketerek bizler bu kaybı azaltabiliriz. 1 kg sığır eti üretimi için 15.000 litre su tüketilirken, bu tüketim 1 kg tavuk eti için 4.000, 1 kg tahıl üretimi için 1.300 litredir. Sera gazlarından CO2 salınımına baktığımızda, 1 kg sığır eti üretilene kadar atmosfere 36 kg CO2 salınmaktadır, bu miktar 250 kilometrelik bir araba yolculuğunda ortaya çıkmaktadır. 1 kg tavuk eti için 10 kg, 1 kg ekmek için 3 kg karbondioksit atmosfere salınmaktadır.

Bu veriler, kaynaklara göre değişiklik gösterse de gerçek olan şudur ki endüstriyel sığır üretimi gezegenimizin ökolojik dengesini diğer besin kaynaklarında olduğundan kat kat daha fazla yıpratmaktadır. Kırmızı et tüketiminin insan sağlığına olan doğrudan etkisine bakarsak, kalp-damar ve birçok kanser hastalığından meydana gelen erken ölümlerin kırmızı et tüketimine paralel olarak arttığını görürüz. 16 Ocak 2019 tarihinde Lancet dergisinde yayınlanan EAT araştırmasına göre, kırmızı et tüketiminin global olarak azaltılması ve bitkisel ağırlıklı, yani fleksiteryan beslenme ile 2030 yılına kadar 11 milyon erken ölüm engellenebilir.

Gezegenimizde 800 milyon kadar insan yeterli beslenme olanağı bulamazken, bu sayıdan daha fazlası da aşırı beslenmeden kaynaklanan hastalıklardan ölmektedir. Tabii ki ülkeler düzeyinde makro iyileştirmeler kaçınılmaz olsa da bireysel olarak da hepimizin yapması gerekenler var.  

Et, özellikle dana ve sığır eti tüketimimizi azaltıp bitki ağırlıklı, bitkisel protein tüketimini ön plana çıkaran beslenme kültürünü benimsemek ile önce kendi sağlığımız, aile ve yakınlarımızın sağlığı için çok doğru bir yola çıkmış olacağız. Fasulye, nohut, mercimek, bezelye ve soya fasulyesi gibi baklagilleri protein kaynaklarımız olarak ön plana çıkarmalıyız. Siyez buğdayı, kamut buğdayı, horasan buğdayı, kara buğday, yulaf gibi eski otantik tahıl çeşitlerini daha çok tüketerek hem sağlığımıza katkı sağlamış olacağız, hem de gezegenimizin ökolojik dengesini korumaya katkımız olacak. Dünyamız bir tane, onu kurtarmak bizim elimizde.

Sağlıklı ve keyifli bahar günleri dileğiyle.

………………………………………….………………….
Aile Hekimi & Tıbbi Beslenme Uzmanı 
www.kaynar.at – kaynar@chello.at

Vielleicht gefällt dir auch