‘Görünmeyen zaman’a mesaj

Ne yazık ki bütün o uluslararası çabalara, başarılara, ilerlemelere rağmen bugün gelinen nokta pek de iç açıcı değil. Ne çocuk ticareti, ne çocuk işçiliği, ne de birçok ülkede çocukların seks kölesi olarak çalıştırılmalarının önüne geçilebilmiştir.

İstanbul –  Düşünür Der Neil Postman’ın anlamlı sözleriyle giriş yapayım: “Çocuklar, göremeyeceğiniz bir zamana gönderdiğimiz, canlı mesajlardır.” Belki birçoğumuz için “görünmeyen zaman”ın pek bir anlamı yoktur. Oysa “görünmeyen zaman”, geleceğin ta kendisidir. Peki, görmediğimiz biz zamana mesajlar gönderirken ne türden anlamlar yüklüyoruz onlara? “Görünmeyen zaman”a mesajlarımız olan çocukların zihinlerini, acı ve ızdırap veren şeylerle doldurursak, geleceğe şiddet ve gözyaşından başka hiçbir şey taşıyamazlar. Bu nedenle, çocuklara ne tür değerler aşılandığı önemli. Aşıladığımız değerler üzerinden, verimler alacağız. Çocuklar geleceğin tohumlarıysa, o saf tohumları geleceğe taşırken hiçbir şekilde genetikleriyle oynamamalıyız.

Göremediğimiz zamana sevgi, barış ve huzur taşınsın istiyorsak, çocuklara bunları aşılamalıyız. Gelecekte daha iyi bir dünya kurulmasına katkıda bulunmamız ancak öyle mümkün olabilir. Bunu da ancak biz yetişkinler kendimizden ödün vererek başarabiliriz. Tercihimizi bugünden, kısa vadeli mutluluklar yerine uzun vadeli mutluluklardan yana yapmalıyız. Başta çocuklar olmak üzere, insanlığa büyük kayıplar verecek ne varsa onu bertaraf etmeye bugünden başlamalı, o gücü hemen göstermeliyiz.

“Çocuk” kime denir? “Çocukluk”, hangi yaş dilimini kapsar? Dünya çapında belli bir standarda oturmuş sayılan çağdaş hukuk sisteminde, ilgili ceza kanunlarında bu sorulara verilen en yaygın cevap şudur: “18 yaşını doldurmamış her bir birey çocuktur.” Yine çağdaş hukuk sistemlerinde, 18 yaşın altındakiler, hem insan hem de çocuk olmaktan dolayı birtakım haklara sahiptir. Bu hakların alınması ve tanınmasının yaşanmış uzunca bir tarihi vardır. Çocuklara yönelik hak ihlallerine dikkat çekmek, o ihlalleri egellemek; ardı sıra “çocuk hakları”nı tanımlamak, tanınmasını talep etmek ve zamanla yasal çerçevede güvence altına almak uzunca bir sürecin ürünü olmuştur. Yıllar yılı sayısızca konferanslar düzenlenmiş, komiteler kurulmuş ve bildirgeler yayınlamıştır.

Sonra, uluslararası çapta bağlayıcı olması istenen ve beklenen birçok anlaşma gündeme gelmiştir. Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Milletler Cemiyeti, 1919’da Cenevre’de “Çocuklarını Koruma Komitesi” kurmuştur. Çocuk ticaretine karşı ilk uluslararası konferansın ürünü olmuştur bur adım. Milletler Cemiyeti çatısı altında, 1924’te “Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi” yayınlanmış ve bu bildirgeyle çocukların hakları yasal korumaya alınmıştır.

Ne yazık ki bütün o uluslararası çabalara, başarılara, ilerlemelere rağmen bugün gelinen nokta, içinde bulunulan durum pek de iç açıcı değil. Ne çocuk ticareti, ne çocuk işçiliği, ne de birçok ülkede çocukların seks kölesi olarak çalıştırılmalarının önüne geçilebilmiştir. Bütün irili ufaklı savaşlarda, bu savaşların çıkmasında hiçbir katkıları olmamasına rağmen en büyük mağduriyeti, zulmü ve ölümü yaşayan sosyal grupların başında çocuklar gelir.

ABD, 1945 Ağustos ayında, üç gün arayla Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine ayrımsız ve toplu öldürücü gücü olan bombalar atarken, imza attığı o uluslararası anlaşmaları yoksaymıştır. Savaşla hiç ilgisi olmayan binlerce çocuk ölmüştür. Aynı şey, Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak Hükümeti’nin 1988’de El-enfal Hareketi adıyla Halepçe’ye atılan “elma kokulu” kimyasallarla gerçekleştirilen katliam içinde geçerlidir. AB’nin yanı başında Sırplar tarafından 11 Temmuz 1995’te Boşnaklara karşı yapılan Srebrenitsa Katliamı için de. Bugün Suriye, Irak, Yemen, Sudan ve Afrika’nın birçok farklı ülkesinde, “dinler savaşı” kisvesi altında süren çatışmalar da. Bu bölglerdeki savaşlarda aç ve susuz ya da çatışmaların ortasında kalarak can veren çocukların ölümlerine engel olunamamaktadır.

Uluslararası Çalışma Örgüt (ILO) tarafından hazırlanmış ve 1999’da Cenevre’de imzalanmış “Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Mücadele Edilmesine İlişkin Acil Önlemler Sözleşmesi” var örneğin. Bu sözleşmenin amacı, savaşların yanı sıra çocukların ekonomi sisteminin çarklarına da kurban edilmemisidr. Sözleşme çocukların alım-satımı ve ticaretini, borç karşılığı veya bağımlı olarak çalıştırılmasını, fahişeliğe zorlanmasını, pornografik yayınlar veya gösterilerde kullanılmasını, ilgili uluslararası anlaşmalarda belirtilen uyuşturucu maddelerin üretimi ve ticareti gibi yasal olmayan faaliyetlere araç edilmesini, askeri çalışmalarda zorunlu tutulmalarını yasaklar.

Çocukluğunda, yukarıda sıralanan kötü muamelerden birine, birkaçına maruz kalmış bir çocuk, sonraki yıllarda bu durumun dışına çıksa bile yaşadıklarının travmasını hiç kuşkusuz bir ömür boyu taşımakla yüz yüzedir. Bir Kızılderili atasözünün de belirttiği gibi, “Yeryüzü, bize atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık”. Öyleyse, bizler de o ödünç aldığımızı, en iyi şekilde geleceğe aktarmaktan sorumluyuz.

(Fotograf kaynağı: birgun.net)

Vielleicht gefällt dir auch