GÜZEL VE DOLU İNSANLAR – I: Prag’da bir Jiri Amca

Jiri Amca’yla, 1994-96 yılları arasında Prag’da tanıştım. Henüz bölünmediği yıllarda, Çekoslovakya’nın Doğu Almanya Dış Ticaret Ataşesi olarak çalışıp emekli olmuştu. Almanca ve İngilizcesi kusursuzdu. Sosyalist değerlere sonuna kadar bağlıydı.

İstanbulToter Winkel‚de de yayınlanan „Anadolu insanı bilgeliği ya da Türkiye ısrarımın nedeni“ başlıklı yazım üzerine, bir dostum „Dolu ve güzel insanlar her yerde var, önemli olan karşılaşabilmek“ demiş. Çok doğru bir saptama. Ama beni bir düşünce aldı: Acaba yanlış mı anlaşıldım, meramımı yeterince anlatamadım mı? Bulunduğu yeri yüceltmek ya da başka kültürleri beğenmemek gibi bir yaklaşımım olmadığını belirtmek, kültürler üzerine biraz sohbet etmek için karalıyorum bu satırları. Beklemediğim anda, beklemediğim yerlerde karşılaşıp zenginleştiğim iki güzel insanı da anlatmak istiyorum bu vesileyle.

Tabii ki her yerde güzel insanlar var. Hiç ummadığımız bir anda çıkarlar karşımıza. Bazıları kalıcı olur, bazıları gidici. Gitseler de anıları yaşar bizimle. Dilleri, içinde şekillendikleri kültürleri bizimkinden çok farklı olabilir, ama dostlukları şaşırtır bizi. “Bu dünyayı kötüler yönetiyor, ama böyle insanlar da var”, deriz. Yaşam sevincimiz artar, toprağa daha bir güvenle basarız.

Gittiğim her yerde şansım yaver gitti, karşılaştım o insanlarla. Onlardan biri, Jiri Amca’dır. Onunla, 1994-96 yılları arasında, “biz neden ticaret yapıp zengin olmuyoruz, parayı bizden iyi kim paylaşır”, diyerek giriştiğimiz Prag macerasında tanıştım. Jiri Amca’yla (Onkel Jiri), ev ararken tesadüfen tanışmıştık. Görevde olduğu yıllar henüz bölünmemiş olan Çekoslovakya’nın Doğu Almanya Dış Ticaret Ataşesi olarak çalışıp emekli olmuştu. Almanca ve İngilizcesi kusursuzdu. Sosyalist değerlere sonuna kadar bağlıydı. Batı hayranı Çek gençleriyle alay eder, „bizim gençler, Amerikan filmlerinde gördükleri her şeye sahip olmak ve bunu hemen gerçekleştirmek istiyor; ama ne emperyalizmden haberleri var, ne de oradaki insanların o arabalar ve evler için bütün hayatları boyunca nasıl borç ödediklerinden“ derdi.

Jiri Amca’nın ataları varlıklıydı. Sosyalizmde kamulaştırılan mallar eski sahiplerine iade edildiğinde, „ben almasam da iyi bir işe yaramayacak“ diyerek bir villayı sahiplenmiş, tadilatını bitirmişti. Kafamız ve muhabbetimiz çok uydu, bir süre sonra bizim Phoenix adlı şirketimizin müdavimi oldu. Yollarına haritadan bakıp gidip şirket kurduğumuz, kiraladığımız depoya demir parmaklık yaptıracak ilişkiye bile sahip olmadığımız, o nedenle Prag’daki deponun parmaklıklarını Viyana’da yaptırıp Avusturya-Çek sınırındaki gümrük memurlarına dert anlatmak zorunda kaldığımız zamanlardı. Jiri Amca, bu garabet dönemimizde elimiz, ayağımız olmuştu. Bir taraftan sosyalizm ve geriye dönüş muhabbeti yaparken, bir taraftan da ticari sorunlarımızı aşmaya, işlerimizi büyütmeye çalışıyorduk, onun da çok yardımını görüyorduk.

Yaptığı işler karşılığında, „biliyorsunuz benim paraya ihtiyacım yok, yapacak işim de yok, canım sıkıldığı için geliyorum“, diyerek para da kabul etmiyordu. Bizim bir misyon için değil, para kazanmak için orada olduğumuzdan, bedava çalışırsa emek sömürücüsü vahşi bir kapitalistten hiçbir farkımız kalmayacağından dem vurarak yaptığı işler için en azından belli bir saat ücreti almasını zar zor kabullendirdik. Daha sonra da utana, sıkıla „hadi 40 kron (o dönemki karşılığıyla 2 Mark) hesaplayın bakalım“ demiş, ortakların itirazına rağmen o komik saat ücretini 100 krona çıkarmıştım.

Jiri Amca, prostat hastasıydı. Viyana’dan ilaç niyetine Kürbiskernöl (kabak çekirdiği yağı) getirirdim. Her seferinde tartışma olurdu aramızda, bedelini ödemeye kalktığı için. “Başarılı işçiler sosyalizmde ödüllendirilmiş, bu yağ da senin ödülün”, deyip takılırdım ona. Jiri Amca, “İstanbul’daki çakallardan mal alıp, Prag’taki çakallara mal satıyoruz”, diye küçümsediğim ticari faaliyetimizi bir üst seviyeye çıkartıp, Çek Cumhuriyeti’nde üretilen bazı sanayi ürünlerinin Türkiye’ye pazarlanması yolunda inanılmaz bağlantılar kurmuştu bize. Ama önce Türkiye ayağımızla yaşadığımız sorunlar, sonra da sonuçlarını halen yaşadığım o uğursuz kazanın beni oyun dışı bırakması nedeniyle, Prag maceramız hazin sonuçlandı.

Zengin olamadık, üstüne üstlük bir de kaportayı yamultup döndük Viyana’ya. “Prag’tan ne kaldı”, diye düşündüğümde Onkel Jiri geliyor aklıma. Para ile alınıp, satılamayacak, eksikliği kapatılamayacak değerlerden biri de anılardır. Anılar bizi biz yapar, geçmişimizle bütünleştirir. Dönüp geçmişine bakan bir insanın dillendireceği anıları yoksa, onu ne kadar yaşamış sayabiliriz?

Şair* ne kadar güzel söylemiş:

Deli ırmak gibi akmalı
adına yaşamak dediğimiz
sarsıntılar kalmalı anılar diye
ve ölüm bir gök gürültüsü
gibi gelmeli gelecekse

Sonraki yazımda, dolu ve güzel insanlardan bahsederken aklıma ilk gelenlerden bir diğeri olan Avusturyalı dostum, yoldaşım Erich Pöchlarn’a anlatacağım. Ölüm yıldönümü de yaklaşıyor. Yazının başlığında vurgulanan sıfatları kişiliğinde buluşturan Jiri Amca, Erich Pöchlarn gibi insanları analım ve feyz alalım ki iyimserliğimiz artsın, umutlarımız çoğalsın.

………………………………………….
*Ahmet Telli’nin “Karşılık” şiirinden alıntı.

Vielleicht gefällt dir auch