Hapishaneleri aratmayan okullarda rengini aramak

Şimşek’in Kızılötesi Rengini İsteyen Kız romanı, okuduğum diğer iki romanına göre, okuması daha rahat ve akıcı geldi bana. Fakat daha düz, mekanik bir anlatım. İşlenen konunun, böyle bir anlatımı ne kadar gerekli kıldığı tartışmaya değer bir nokta.

İzmirKızılötesi Rengini İsteyen Kız romanı, Hüseyin A. Şimşek’in okuduğum üçüncü romanı oldu. Roman, baba otoritesinden kaçabilmek için yatılı bir okulu kurtuluş olarak gören, çok geçmeden orada daha büyük bir otoritenin ağlarına takıldığını fark eden Nurdem’in ve bir grup arkadaşının hikâyesini anlatıyor.

Yatılı okullarda yaşanan sorunların ilk sıralarında yer alan, toplumsal alanların tümünde de yaşanan bir sorundur aslında. Resmî kabul gören bir düşünüş, bir görüşün dışında bir dünya algısı benimsiyorsanız, mümkün olan en kısa sürede ötekileştirilirsiniz. Kızılötesi Rengini İsteyen Kız romanı da yatılı okul gibi mekânlarda, insanların, hizaya çekilme amacıyla ne tür bastırma ve ceza uygulamarıyla karşılaştığının romanı. Yaşamımın 50 yılı, benzer mekânlarda ve büyük bir bölümü öğretmen olarak geçti. Bu yüzden, konunun yabancısı değil, yakın tanığıyım.

Fakat, Şimşek’in bu romanının, okuduğum diğer iki romanı (Ayrımı Bol Bir Yoldu Metris ve Bu Nasıl İstanbul) kadar beni sarmalayamadığını belirtmeliyim. Bir yandan, bana göre okuması daha rahat ve akıcı olan da bu romandı. Öte yandan, diğer ikisiyle karşılaştırdığımda daha düz, hatta mekanik bir anlatımı var. Bunu, bir “olumsuzluk” olarak değerlendiriyor değilim. Nereye oturtulacağı konusu, biraz tartışmalı. Yeni bir biçim arayışıyla böyle yazılmış olabileceği gibi; konunun içeriği, böyle bir anlatımı gerekli kılmış olabilir.

“Konunun içeriği, böyle bir anlatımı gerekli kılmış olabilir”, tanımlamamdan devam etmek istiyorum. Kitabı okurken, Foucault’nun “iktidar” kavramını açıklamaya çalışırken, okullar ve hastaneleri, hapishanelerle bir tutuşu aklıma geldi. “Biçimi bu belirlemiş olabilir” diye düşünmek, bana göre daha doğru bir belirleme sanki.

Ana karakter konumundaki Nurdem, mezun olduktan sonra, yatılı okulun son iki yılında “Hiçkimse”ye yazdığı ve doğal olarak kimseye göndermediği mektuplardan kurtulmak ister. Onları ne yapacağına dair, fikir değiştirip durur bir süre. Sonunda bu mektupları, diğer önemli bir karakter olan Kenan’a vermekte karar kılar. Ne de olsa bir gazetecidir Kenan, ilerde bir roman, bir senaryo, bir oyun yazmaya yeltenebilir ve bu mektuplar çok işine yarayabilir.

Tahmine dayalı bir belirlemem de Kızılötesi Rengini İsteyen Kız romanının üstteki paragrafta çok kısaca aktardığım finaliyle ilgili oldu. Belki yazarımız da bir vefa duygusuyla kendisine verilen mektupları toparlayarak bu romanı oluşturmuş olabilir!

Vielleicht gefällt dir auch