Her kitap ya da her metin Türkçeye çevrilemeyebilir

Her kitap ya da her metin Türkçeye çevrilemeyebilir. Öte yandan, Türkçeye çevrilecek bir kitabın da tümü çevrilemeyebilir. Çeviri yapmak zor bir iştir ve bu zorluk hem nitel hem de nicel anlamdadır.

İstanbul – Her kitap ya da her metin Türkçeye çevrilemeyebilir. Örneğin bizim halkımızın yabancısı olduğu Hıristiyan dinsel temalarının ya da bunlara dayalı göndermelerin çok yoğun olduğu edebiyat yapıtlarının çevrilmesiyle çıkan ürünlerin okuyucu tarafından yeterince kavranamaması, sonuç olarak da beğenilmemesi kuvvetle muhtemel. Yahut rugby, beyzbol gibi, bizim hiç bilmediğimiz oyunlara dayalı edebiyat yapıtlarını da çevirmek tatsız bir şey; çünkü nasıl bizde Avrupa futbolundan kaynaklanan bir altkültür ve bunlara dayalı (ofsayta düşmek, doksandan girmek, ters köşeye yatırmak gibi) deyimler varsa Amerikan toplumunda da bunun eşdeğeri bir altkültür ve deyimler var ve bunların yoğun olduğu bir edebiyat metnini layıkıyla çevirmek (yani kullanılan deyimlerin anlam, ima ve çağrışım yönünden eşdeğerini bulmak) çok zor olduğu gibi, sonuç ürünün okuyucuyu sarması da pek olası değil.

Tersinden bakarsak bu durumu daha net görebiliriz. Örneğin ‘pehlivan tefrikası’ denen, “peşrev”, “cazgır”, “karakucak” gibi terimlerle dolu hikayelerin yabancı dile çevrilmesi durumunda bunu okuyan yabancıların bundan zevk yahut heyecan duyacağını ya da Tansu Çiller’in yaptığı yolsuzlukları anlatan bir kitabın yabancılarda bizdeki kadar ilgi uyandıracağını düşünebilir miyiz? Öte yandan, Orhan Kemal gibi, bizim edebiyatımızın bir devi neden yabancı dillere çevrilmiyor? Çünkü bizim Orhan Kemal’de hayran kaldığımız şey onun halkımızı çok iyi gözlemlemiş olması, halktan kişilerin tavırlarını, şivelerini, düşünme tarzlarını, “turnayı gözünden vurmuş” dedirtecek kadar ustaca betimlemesi ve bunların da o kişilerin bizim kafamızdaki imgesine çok güzel bir şekilde denk düşmesidir. Yani Orhan Kemal bizim için çok büyük bir romancıdır ama, tüm dünyaya hitap edebilecek bir evrensellikten yoksundur.

Türkçeye çevrilecek bir kitabın da tümü çevrilemeyebilir

Öte yandan, Türkçeye çevrilecek bir kitabın da tümü çevrilemeyebilir. Örneğin yabancı bir dildeki sözcük yahut ifadelerin bizzat kendisiyle ilgili düşünceler ya da, sözcüklerin benzerlik, eşanlam ve çağrışımlarına dayalı düşünce yahut espriler çevrilemez; çünkü bu sözcüklerin dilimizdeki karşılığının da aynı yapıyı, benzerliği ya da çağrışımı göstermesi hemen hemen olanaksızdır ve bu durumda bu pasajların çevrilmeyip atlanması daha doğrudur.

Örneğin “Sen iskele babası mısın?” deyişi, yani bizim dilimizde, bir çocuğun “baba”sı ile, gemi palamarlarının bağlandığı “baba” arasındaki isim benzerliğine dayalı bu deyiş, aynı isim benzerliği başka dillerde bulunmadığından, aynen çevrilemez. Ama her dilde, çocuklarına karşı sorumsuz babaları kınayıcı deyişler mutlaka vardır ve bunun yerine o tür bir deyiş konarak, ‘palamar bağlanan iskele babası’nın tam karşılığı metinde yer almasa da, anlam ve söylem doğru bir şekilde aktarılır. Ama “Bence ‘iskele babası’ pek uygun bir deyiş değildir, çünkü çocuklarına karşı sorumsuz ve güvenilmez bir babayı, koskoca gemilerin bağlandığı, dolayısıyla, sağlam bir dayanak olan ‘iskele babası’na benzetmek pek isabetli bir saptama değil” şeklindeki bir metni yabancı dile çevirmek olanaksız.

Özellikle edebiyat metinlerinde bu tür deyişlerin ille de çevrilmesinde ısrar edilirse, Türkçe metinde ortaya çıkan anlamsızlığı bir dipnotla açıklamak gerekecek ve “yazarın burada kullandığı sözcük ‘. . .’dır; bu da ‘. . .’ anlamına gelen ‘. . .’ sözcüğüyle çağrışım yapmakta ve. . .” falan gibi, bir edebiyat metnine hiç uygun olmayan, okuyucuya hiçbir şey vermediği gibi, onun yapıta konsantrasyonunu bozmaktan başka bir işe yaramayan gereksiz lafların araya girmesine yol açacaktır. Bir tiyatroya gittiğinizi, oyunun çevirmeninin de seyirciler arasında oturduğunu ve zaman zaman sahneye çıkıp oyunu durdurarak “Bir dakika; yazar aslında burada ‘. . .’ demiş; bu, Fransızcada ‘. . .’ anlamına da gelir, ama ben burada mecburen ‘. . .’ demek zorunda kaldım. Evet, buyurun oyuna devam edin” deyip yerine oturduğunu bir düşünün. . .

Çeviri yapma zorluğunun nitel ve nicel anlamı

Çeviri yapmak zor bir iştir ve bu zorluk hem nitel hem de nicel anlamdadır. Nitel anlamda, daha önce söz ettiğimiz dört aşamanın yahut on basamağın en üstüne dek tırmanmak titizce ve nitelikli bir beyinsel çaba gerektirir. Nicel yönden ise, aylar boyu her gün belli bir miktar sayfanın çevrilmesi, düzeltilmesi çok disiplin gerektiren, uzun süreli, maraton gibi zorlu bir uğraştır ve bu konuda yeterli heyecan duymayan kişilere bıktırıcı gelebilir.

Çeviri yapmanın zorluğundan söz edince hemen akla, buna bir de Türkçenin eklediği zorluklar geliyor elbette. Bu zorluklardan ilki, Türkçenin sözcük sayısının batı dillerinin yaklaşık üçte biri kadar olması. (Benim kanımca bunun nedenlerinden birincisi, Türkçenin göçebelikten yerleşikliğe batılılardan daha geç geçmiş bir halkın dili olması. Dar bir insan çevresinde yaşayan ve hepsi hemen hemen aynı şeylerle karşılaşan bireylerden oluşan göçebelerin dilinde, farklı şeyleri ifade etme, yani yeni sözcükler türetme gereksinimi, yerleşik toplumlara göre daha seyrek ortaya çıkar. İkinci nedense Türkçenin batı dillerine göre daha az yazılmış olması. Türkçede yazılı edebiyat geleneği batıya göre çok yeni.) Sözcük sayısının az olması ifade olanağının kıt olması demek ve batı dillerinden Türkçeye çeviri yapanlar o dillerde ifade edilen şeyleri Türkçeye “sığdırmak” zorunda.

(Devam edecek)

…………………………………………………………
suhaser@gmail.com

Vielleicht gefällt dir auch