ROHAT MİRAN

Beş psikolojik karakter

Viyana – Psikoloji dendiğinde, daha çok ruhsal hastalıklar, bozukluklar, delilikler, sapkınlıklar, yoldan çıkmışlıklar vs akla geliyor. Evet, bozuk psikolojiler, tedavi edilemeyecek düzeyde ruhsal ve zihinsel dengesi bozulmuş insanlar da var. Şunu özellikle belirtmek istiyorum ki, her psikolojik analiz veya her psikolojik huzursuzluk bir hastalık değildir. Kişi tıkandığı veya çözüm bulamadığı noktada, ruhsal uyumsuzluk yaşayabilir. Ayrıca, kendi ruhsal gelişimleri, kişisel gelişimleri, duyguları, hisleri üzerine hiç düşünmemiş ve bedeninin sinyallerini hiçbir şekilde ciddiye almamış olan insanlar, psikolojiden çok korkarlar. Çünkü başlarına gelen herhangi bir olaydan sonra, ilk kez bedenlerinin sinyallerini ve duygularının öne çıkışlarını hissetmişlerdir. Fakat bunu nasıl anlayacaklarını, nasıl hissedeceklerini, bununla nasıl yaşayacaklarını bilmiyor olabilirler.

Bunları anaokuluna yeni başlayan çocukların, ebeveynlerinden kopma korkusu yaşamalarına benzetiyorum. Ya da batan bir gemiden, düşen bir uçaktan kurtulmuş insanların, daha önce hayal bile edemedikleri bir kara parçasına ulaşmaları gibi. (Tom Hanks’in oynadığı ”Yeni Hayat” filmi bunun için güzel bir örnek.) Ne yapacaklar? Bu beklenmedik yeni hayatı nasıl yaşayacak, nasıl uyum sağlayacaklar? İşte, başlarına bir olay gelmeyene kadar, duygulardan habersiz olan insanların ruh halleri de aynen böyle.

Oysa, başına bir olay gelmeden önce, bir insan kendisine şöyle sorular da sorabilirdi. Acaba benim nasıl bir karakterim var? Evet, ben bir insanım, ama nasıl bir insanım? Birçok kez verdiğim bir örneği burada da yazmak istiyorum. Ağaçlar dendiğinde, nasıl ki tek bir ağaçtan bahsedemiyorsak; örneğin elma ağacı, armut ağacı, kiraz ağacı gibi farklılıklarını net koyabildiğimiz tanımlamalarımız var ise, insan dediğimizde de tek bir insandan bahsedemiyoruz.

Kişi kendisine şu reflektif soruları da sorabilir: Hangi duygularım, hangi karakteristik özelliklerim daha baskın? Ben tamamen toplumun şekillendirdiği bir birey miyim, karakterimin ne kadar farkındayım ve kendi karakteristik özelliklerimin ne kadarını çevreme ve ilişkilerime zarar vermeden yaşayabiliyorum? Beni diğerlerinden ayıran özelliklerim neler?

En az bildiğimiz alan bu. Hatırlayalım, çevremizde en çok sevdiğimiz insan veya arkadaşımız kimdir? Evet, elbette bizi en doğru tanıyan, en doğru anlayan arkadaşımızı çok severiz. Onun gerçek arkadaşımız, dostumuz olduğunu düşünürüz. Böylece arkadaşlıklar, dostluklar arasında farkında olmadan doğal seleksiyon yaparız.

İnsan, pek çok şeyi en detayına kadar biliyor olmasına rağmen, kendisi ve kendi karakteri üzerinde çok daha az bilen bir yapıya da sahip. Kendi karakterini, kendi yapısal özelliklerini anlayabilmesi için birçok olumsuz hayat deneyimi yaşaması gerekiyor. Oldukça sancılı, zor, bedeli ağır bir öğrenme yöntemi.

Bu nedenle, bu yazımdan sonra, yeni bir seriye başlayacağım. Beş farklı karakteri tek tek ele alacağım. Şunun altını özellikle çizmek istiyorum ki bu karakterler, psikolojik hastalık veya bozukluk olarak tanımlanmıyor. Beş başlık altında bir genellemeye ulaşılıyor ve insanların ortak kişilik özellikleri gösterdiği saptanıyor. Ben bunları daha anlaşılır olmaları ve haberdar olmayanlarımızın bilgilenmeleri için tek tek ele alacağım.

Kişiliği araştıran psikolojik alanın 1930’lu yıllardan bu yana iligilendiği, şekillendirdiği, geliştirdiği beş başlık altında topladığı karakterler tipolojisi var. Her bir karakterin kendine has öne çıkan özellikleri var. Henüz daha adlandırılmaları üzerinde bile netlik sağlanabilmiş değil, fakat psikoloji biliminde kabul görmüş bir model. Zamanla yapılan birçok araştırmalar sonucu, standardize olmuş uluslararası bir model olarak kişilik araştırmalarında kullanılıyor.

Bu karakterlerin bilinmesi, aynı zamanda ilişkiler arası çatışmaları da tamamen ortadan kaldırmasa da kişinin anlaşılmasını –hem kendisi ve hem de çevresi açısından– kolaylaştıracaktır.

Diyelim ki dışa dönük karakter, sohbet etmeyi ve eğlenmeyi çok seviyor. Sürekli sohbet edeceği yeni insanlar buluyor, geç saatlere kadar eğlence hayatına dalıyor, yetmedi telefonda uzun zun sohbetler ediyor. Doğal olarak daha yakınında bulunan (eşi, çocuğu, babası, annesi vb) bazı insanlara da zaman ayıramıyor. Dışa dönük kişinin bu karakteri yakınındakiler tarafından anlaşılmadığında veya kendilerine yönelik bir tavır, bir ignore etmek olarak algılandığında, ilişkide gerginlik ve çatışma oluşacaktır. Oysa bir kişinin karakteri bilindiğinde, onun öncelikleri, arkadaşlık sınırları yeniden algılanacak ve onun ihtiyaçları/öncelikleri kabul edilir olabilecektir. Elbette bu tamamlanmış, hazır bir reçete değil, fakat kişiyi diğerlerinden rahatlıkla ayırt etmeyi, ona ihtiyacı doğrulstusunda yaklaşım göstermeyi kolaylaştıracaktır.

Duygusal olarak olgun insan, öncelikle başkalarını değil, kendisini tanıyan, bilen insandır. Kendisini gözlemleyebilen, yaşadıklarını, yaptıklarını reflekte edebilen, yani yaptıklarını, konuştuklarını yeniden değerlendirebilen ve kendisi için yararlı sonuçlara varabilen, kendisine ve çevresine zarar veren özelliklerini ayıklayabilen insandır. Bunları eğer tek başına yapamıyorsa, ki gayet normaldir, bu durumda profesyonel destek almaktan asla çekinmemelidir. Sorunları ve çare bulamadığı gelişmelerden sonra arkadaşlarıyla, ailesiyle, yakınındakilerle çatışacağına, doğrudan psikolojik destek almalıdır.

…………………………………..
Psikolojik Danışman
www.rohatmiran.com

Vielleicht gefällt dir auch