EMİNE BAŞA

Işığın izinde

Yunanca Photos “ışık” ve Graphos “çizmek” sözcüklerinin birleşmesinden oluşan bir terim olan fotoğrafın/fotoğrafçılığın nasıl başladığı ve nerede bulunduğuna dair kesin bir tarih ve yer yok. 8. Yüzyıl’da Arap kökenli Cabir İbni Hayyam’ın, ‘gümüş nitrat’ın güneş ışığının etkisiyle karardığını bulması ve 15. Yüzyıl’da Leonardo da Vinci’nin karanlık bir odada mevcut olan ufak bir deliğin, odanın dışındaki görüntüleri aksettirmesini bulması ile şekillendiği biliniyor.

Günümüzde ise fotoğraf çok çeşitli yönelimleri olan, kimine göre sadece anı donduran bir görsel, kimine göre tarihe katkı sunan bir belgesel, kimine göre de bir meslek… Bunların hepsi doğru, ama fotoğraf aynı zamanda başka bir âna ve boyuta evrilme potansiyeli de taşıyan, o başka andan bize bir şeyler söyleyen/anlatan bir sanat dalı. Yani sadece pozlama/kompozisyon yaratıcılığının değil, dünya görüşünüz doğrultusunda, düzenleme ve başkalaştırma (manüplasyon) yaratıcılığının da işin içine girdiği, kurgusal da olabilen, soyut ve kavramsal alanlarda dolaşabilen, ışığa hükmetme, ışığı biçimlendirme, ışıktan damıtma sanatı.

Kabaca, kamerayla ışığı buluşturarak bir görüntü elde etme işi olan fotoğrafçılık, içerdiği çeşitlilik ve işlevsellik bakımından bir zanaat olduğu gibi, estetik ve yaratım yönüyle de bir sanat.

Fotoğrafın sanat olup olmadığı halen tartışmalı. Örneğin, Türkiyeli fotoğraf duayeni (bana göre sanatçısı) Ara Güler, “Sanat yalandan doğar. Ama fotoğraf hakikattir. Hakikatin kopyasıdır. Hakikatin parçasıdır, sanat olamaz” derken; Belçikalı fotoğraf sanatçısı Prof. Christine Deboosere, “Fotoğraf, gerçekliği yakalama anından çok daha fazlası haline gelmiştir. Fotoğrafçılığın her zaman gerçeğin yansıması olduğu söylenebilir, fakat bu gerçekliği başlangıç noktası olarak alırsak, gerçekliğin yorumlanmasına dönüştüğü hali sanat olarak tanımlanır” der, ki benim de katıldığım görüş budur.

Yine Türkiyeli gazeteci ve fotoğraf sanatçısı Özcan Yaman, “Herkes fotoğraf çekebilir, hatta robotlar bile. Ama herkes fotoğraf yapamaz. Fotoğraf yapmak gerekli teknik değerleri makineye yüklemenin yanında fikir katmayı ya da fikirden yola çıkarak fotoğrafı oluşturmaktır. Teknik-İçerik ve estetikten oluşan fotoğraf, fotoğraftır” der ve devam eder: “Fotoğrafın oluşturulmasında iki soru karşımıza çıkar. Fotoğrafçının bu sorulara cevap vermesi gerekir. Birincisi, ‘ne diyeceğim?’ Fotoğrafın içerik yanıdır. Ya da sıkça kullandığımız ‘bu fotoğraf ne anlatıyor?’ sorusunun karşılığı. İkincisi, ‘nasıl diyeceğim?’ Fotoğrafın nasıl sunulacağıdır. Biçimle ilgilidir. Estetik ve kompozisyon yani. Eskiden sanatın ne olup olmadığı ‘içerik mi, biçim mi?’ diye tartışılırdı. Yani ikisi de… Biri eksikse fotoğraf olmaz. Ya da kaydedilmiş bir görüntüdür yalnızca. Fotoğraf dünyası düşünen, çalışan ve etkili biçimde derdini anlatmaya çabalayan fotoğrafçılara ihtiyaç duyuyor. Kimi belgesel doğrudan, kimi kavramsal açılardan sorunu çözüyor. Dertler ortak olduktan sonra farklı sunum şekilleri olabilir. Dikkat çekici, hafızada kalıcı, bugünü sorgulayıcı yarını anlatan fotoğraflar tarihsel nitelik kazanır ve kültürel birikim sağlar.”

Özcan Yaman’ın da dediği gibi, “fotoğraf yapmak” bu sanat tanımının içine girer. Bu tür bir fotoğraf, hem teknik hem de yaratıcısının bakış açısına göre şekillenir ve izleyenin zihninde bir yaşantı oluşturup yorum olanağı sunar. Ve evet bu ‘fotoğrafı yapmak’tır. Kompozisyon, ışık ve doğru kadrajla birleşmiş, fotoğrafçının bakış açısıyla/ruhuyla yoğrulmuş bir fotoğraf, ona bakan/izleyen kişinin de o ruhla buluşmasını, dahası kendi ruhunu içine katmasını sağlar. Böylelikle fotoğraf yeniden yeniden yorumlanır. Sanat da buradadır zaten.

Fotoğrafta bir hazırlık sürecinin olması gerektiğine bütün fotoğrafçılar gibi ben de inanırım. Ancak, “rastgele” fotoğrafları da asla küçümsemem. Çünkü fotoğraf her yerdedir. Hiç olmadık bir anda, karşınıza muhteşem bir kompozisyon çıkabilir. Ön araştırma dediğimiz şey aslında sanatçının kafasında olup bitendir. O kompozisyonu öyle böyle çevirmesidir. Onun dışında profesyonel bir yaklaşımda, örneğin spesifik bir albüm-katalog çalışmasında, bir belgeselde elbette ön araştırma gerekir. Nereye gidileceğinin, nerelerde, nasıl ve kimlerle çalışılacağının bilinmesi gerekir. Ama ne kadar ön hazırlık yaparsanız yapın, bütün iş fotoğrafçının dünya görüşünde ve sanat anlayışında gizlidir. Bir sanatçının yaşadığı topluma ve dünyaya da mutlaka bakması gerektiğine inanırım. Didaktik bir bakıştan ve mesajdan bahsetmiyorum. Elbette estetiği önceleyerek…

Hüzün ve acı, hemen hemen bütün sanatların beslendiği ana duygulardan biri. Ben acının gözlerinin ve gösterdiklerinin olduğuna inanırım. Vicdanımızı harekete geçiren en önemli şey acının söyledikleridir. Vicdansa, her ne kadar bireysel gözükse de sömürüye, eşitsizliğe, savaşa vs’ye karşı toplumsal başkaldırımızı örgütleyebildiğimiz en önemli dürtülerden biri. Bu nedenle bazı kareler hafızalarımızdan silinmez. Örneğin, Pulitzer Ödülü almış fotoğrafçı Kevin Carter’in çektiği o başında akbabanın beklediği, açlıktan ölmek üzere olan bebeğin fotoğrafını unutabiliyor muyuz? Acının fotoğrafıydı o! Veya yıllar önce, Saddam’ın kimyasal silahlarıyla katliam yaptığı Halepçe’de, Ramazan Öztürk’ün çektiği, dedesiyle birlikte kaçarken can veren küçük çocuğun fotoğrafı? Ya da Doğan Haber Ajansı muhabiri Nilüfer Demir’in çektiği, Bodrum açıklarında, mültecileri taşıyan botun batması sonucu ölen Aylan bebeğin cesedinin kıyıya vuran görüntüsünü nasıl unutabiliriz?! Yüzlerce örnek var.

Benim fotoğraf serüvenime gelirsek: Yedi-sekiz yıllık bir geçmişle kendimi ancak “ileri amatör” olarak tanımlarım ve hareket alanımın böyle daha fazla olduğuna inanırım. Hâlâ bir öğrenci olarak, portre, belgesel, kurgu, kavramsal, başkalaştırma (manüplasyon) ve Still Life kategorilerinde çalışıyorum. Yoksulluk, ötekilik, yalnızlık, beklemek, terk edilmek, şiddet vs gibi temalarsa çalışmalarımın temelini oluşturuyor.

Kısaca fotoğraf, yaratıcı dürtülerime çok iyi karşılık verdi doğrusu. Bu kışkırtmayla hikayeler anlatmaya, bu hikayelerin insanlarda bir karşılık bulmasına çalışıyorum. Fotoğrafın en önemli öğesi ışıksa, ben o ışığın peşinden gitmeye devam edeceğim.

eylulguz@gmail.com

Vielleicht gefällt dir auch