İstiklâl’den yürünecek Beyoğlu Sineması ve kafesi yok artık

“Bulunduğu ülkenin batışını, şu İstanbul kadar bariz, bu kadar eksiksiz temsil eden başka bir şehir var mıdır yeryüzünde…”

TW – Kadıköy Vapurları ve Eminönü Meydanı’ndan sonra, Emine Başa’nınBeyoğlu ile ilgili bir TimeLapse çalışmasını paylaşıyoruz. Hüseyin A. Şimşek’in “Bu Nasıl İstanbul” adlı romanından ilgili pasajlarla yine.

…………………………….

İstiklâl Caddesi’nden Beyoğlu Sineması’na doğru yürürken, mimar olmadığına şükretti Serhat. Yaşadığı kente aşırı derecede kafayı takan bir mimar, İstanbul’un bu halini hazmedemez, her gününü işkencedeymiş gibi yaşardı…

Trafikteki boğuntuya yetişemeyen kent içi yeni otoyolları, hileli ihaleleri, sonu gelmeyen yıkımları, SİT alanlarında ve ormanlarda yüksek ve yoğun yapılaşmaya izin veren yasaları sıralamıştı mimarlar…

Korunması gereken tarım ve orman alanları, su havzaları, Boğaziçi yamaçları binalarla kaplanmıştı. Bu kentin tarihinden gelen, doğasından güç alan, özgün coğrafyasından kaynaklanan tüm yerel ve evrensel değerlerinin talan hikâyesini, orda otururken bile kendinden bir şeyler yitirmeye başladığını ürpererek dinlemişti Serhat. Gündelik hayatın ıvır zıvırına ayrılmış zamanın en nadide bölümü, bu kentte yaşayanlar tarafından, yaşadıkları kente lanetler yağdırdıkları, beddualar ettikleri minik ama kesinlikle derin izler bırakan bir garip ayine ayrılmıştı sanki…

Serhat bütün bunlardan, demek ki yavaş yavaş bu kentten kopuyorum, sonucunu çıkardı sonra…

Beyoğlu Kafe’deydi. Kafenin sıcak havası ve o andaki tenhalığı, oldukça iyi geldi ona. Tanıdık kimse yoktu henüz. Umudunu sinemadan çıkanlara bağlayıp, papatya çayını yudumladı. İstanbul’un yerlisi olmanın faziletlerini ve bugünkü dramını birbirine kararak, bıkıp usanmadan ama karşısındakinin sabır sınırlarını darma duman ederek anlatan sahaf Nihal hanıma uğramayı düşündü bir an, hemen vazgeçti. Nihal hanım da pekâlâ biliyordu ki bu şehrin ‘yerliler’i, ‘yabancılar’a karşı çoktan yenildi. Fakat Nihal hanım, ‘yabancılar’a boşuna veryansın ediyordu, çünkü aslında kazanan hep ve sadece İstanbul’du…

Çantasından not defterini çıkarıp masaya koydu. Kalemi bir süre aramak zorunda kaldı. Taksim-Maslak güzergâhında edindiği izlenimleri not etmeye başladı. Mekân estetiğinde takıldı. Konuyu dağıtıyor muydu? Kalemi bıraktı. Yazdıklarına baktı, baktı, baktı… Harfler ayaklandı, satırlar dalgalandı, yuvarlandı…

Kafasında uçuşan düşüncelerin hızına ulaşamıyordu. Hiçbirini defterine geçiremedi. Tek bir soruyla yetindi: Bulunduğu ülkenin batışını, şu İstanbul kadar bariz, bu kadar eksiksiz temsil eden başka bir şehir var mıdır yeryüzünde?..

…………………………………………………………
Fotograflar & TimeLapse: Emine Başa
Alıntı pasajlar: Hüseyin Şimşek, Bu Nasıl İstanbul, Peri Yayınları, İstanbul-2005

Vielleicht gefällt dir auch