İttihat ve Terakki’nin Alevi araştırmaları

Jön Türkler, Bektaşilik için kadrolar görevlendirip araştırmalar yaptırmışlardır. Baha Said Bey, Alevi zümrelerin araştırılması için Alevi yerleşim bölgelerine gönderilmiştir.

İstanbul – Jön Türkler, Bektaşileri ‘Gerçek Türk/Saf Türk’ olarak görmüş, Bektaşiliği anlayabilmek için kadrolar görevlendirip araştırmalar yaptırmışlardır. Talat Paşa, 1914 yılında Ziya Gökalp’in tavsiyelerine uyarak, Baha Said Bey’i Anadolu’da tarikatların ve Alevi zümrelerin araştırılması için Alevi yerleşim bölgelerine gönderir. Ziya Gökalp gibi İttihat ve Terakki Fırkası Merkez Komite üyesi olan Baha Sait Bey 1916 ve 1917 yıllarında Türk Ocağı ile Milli Türk Talebe Cemiyeti’nde verdiği bir dizi konferansla araştırma sonuçlarını anlatır. Baha Said bu araştırmalarında Alevilerin Türk olduğunu ısrarlı bir şekilde belirtmektedir. Bir diğer tespiti de “Anadolu Türklerinin en az üçte birinin Bektaşi-Kızılbaş” olduğudur.[1]

Baha Sait’in yöntemi, katılımcı gözlem ile alan araştırması yapmaya dayanır. Araştırdığı Alevi-Bektaşilerle birlikte yaşamış, görüşmeler yürütmüştür. Baha Sait Bey’e daha sonra Milli Mücadele yıllarında Mustafa Kemal tarafından Aydınlanma Kurulları yani İrşad Heyeti’nde görev verilmiş “Milli Mücadele”ye halkın desteğini kazanmak için Anadolu’yu dolaşmıştır. Alevilikle ilgili saha çalışmalarını Cumhuriyet idaresinde de sürdürmüş, daha önce yayınlanmayan yazılarını Türk Yurdu dergisinde 1926-7 yıllarında dağınık bir şekilde yayınlamıştır.[2] Bu yazılarda Bektaşilikle ile ilgili Türkçülük vurgusu aşırı bir şekilde yapılmış, doğru olmayan bir şekilde “tek amaç” olarak gösterilmiştir:

 “1926’da Türk Ocağı denilen Milli Kültür Cemiyeti’nin resmi yayın organında bir Türk araştırmacısı, Türk ulusal idealinin Arap enternasyonalizminde kendi ifadesini bulamayacağını, bu ifadeyi Bektaşiler ve onlarla bağlantılı köy gruplarının temel örneklerini oluşturduğu Alevi dergahları odalarında ya da tekkelerde bulduğunu yazıyordu. ‘Ulusal Özgürlük’ yalnızca bu dinsel grupların gizli pratiklerinde bulunacaktı. Tek amaçları diye yazıyor, bu grupların kurucularının tek amaçları, Türk dili, ırkı ve kanını korumaktı.”[3]

Baha Sait’in yazılarının birçoğu önce Nejat Birdoğan tarafından yayınlanmış; daha sonra İsmail Görkem bu yazıların tamamını yayınlamıştır.[4] Baha Sait Bey dışında da Alevilik araştırmaları için görevlendirmeler yapılmıştır. 1918 yılında Dahiliye Nezareti tarafından Adana valisine verilen görevle Adana il sınırları içinde yaşayan Tahtacı Aleviler üzerine de bir rapor hazırlanmıştır. Bu raporda da Alevilerin Türk olma özelliğine vurgu yapılmıştır.[5]

Saray ve Jön Türkler arasındaki Bektaşiler

Tarihte yer etmiş bazı şahsiyetlerin Bektaşi oldukları genellikle Bektaşi ya da yabancı yazarlar tarafından gündeme getirilmiş, ama bu durum Bektaşi olmayan yazarlarca şüpheli bulunmuştur. Şeyhülislam Musa Kazım Efendi örneğinde olduğu gibi yanlış anlamaya kurban gittiğine dair açıklamalar yapılmıştır. Hülya Küçük, Bezmi Alem Valide Sultan (vefat 1853) zamanında Bektaşiliğin etkinleştiğini bildirip (bkz. 12. dipnot) bu konuda başka bir yorum yapmamıştır. Buna karşılık ünlü tarihçi John Kingsley Birge,[6] Valide Sultan’ın bu makama gelmesini Merdivenköy’deki Bektaşi Tekkesi’ndeki dilek taşına çıkmasına bağladığını, bu nedenle de Bektaşileri desteklediğini bildirmektedir.[7]

Abdülaziz‚in annesi Pertevniyal Valide Sultan’ın (1812-1883) Bektaşiliği kabul ettiği, Edirnekapı Dergâhı’nda Emin Baba’ya ikrar verdiği çeşitli yazarlarca dile getirilmiştir. Ama bu konuda asıl kaynak, Bektaşilik çalışmaları İkinci Dünya Savaşı öncesine dayanan Birge’dir. Yazar, 1867’den itibaren Bektaşilerin birçok kitabı yasal olarak basıp yayınlayabilmelerini bu desteğe bağlar.[8] II. Abdülhamit döneminde (1876-1909) ise hiçbir Alevi-Bektaşi yayını yapılmaz.[9]

Jön Türkler arasında da birçok Bektaşi vardır. Bunlardan en ünlüsü İttihat Terakki’nin liderlerinden Talat Paşa’dır. Hülya Küçük, Talat Paşa’nın Bektaşiliğini Cemal Kutay’a dayandırmaktadır.[10] Bunların dışında Namık Kemal, İbrahim Temo, Resneli Niyazi Bey, Rıza Tevfik (Bölükbaşı) gibi şahısların Bektaşi olduklarına dair kanıtlar ileri sürülmektedir. Rıza Tevfik, Ramsaur’un kitabına aldığı bir mektubunda kendisi ve Talat Paşa dışında birkaç vezir, bir elçi, birçok hâkim ve şair Bektaşi’yi bizzat tanıdığını, hatta tanıdıkları arasında iki tane de Bektaşi Şeyhülislam olduğunu iddia eder. Bunlardan birinin adı Musa Kazım Efendi’dir. Bunlar kendi gibi, Talat Paşa gibi aynı zamanda “Mason Üstadı”dır.[11]

Buna karşılık H. Küçük, Şeyhülislam Musa Kazım Efendi’nin İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin İlmiye Grubu’nda olduğunu, İttihatçı olduğu için farmasonlukla itham edildiğini kendisinin Nakşi olduğunu, asla Farmason olmadığını beyan ettiğini belirtmektedir. Yazara göre, 1826 yılında Bektaşi tekkelere Nakşi şeyhlerinin atanması nedeniyle Bektaşilerle karıştırılmış olabilir. “Musa Kazım Efendi de böyle bir durumun kurbanı (abç.) olabilir pekâlâ.”[12]

Akademisyen, tıp doktoru, araştırmacı yazar ve Bektaşilikte en üst ünvanlardan biri olan “Dedebaba” gibi birçok ünvana sahip Bedri Noyan da birçok başka isme ilaveten “..Talat Paşa, Şeyhül İslam Musa Kazım Efendi, Şeyhül İslam Hayri (Ürgüplü) Efendi, Süleyman Askeri Bey, Vehip Paşa, Seyfi Paşa, Kolağası Meşhur Resneli Niyazi Bey, Akif Paşa, Celal Paşa, Seyfi Paşa, Kazım Karabekir Paşa da Bektaşi idiler” diyerek Musa Kazım Efendi dışında daha birçok kişinin Bektaşi yolunda olduğunu bildirmektedir.[13]

Cemal Şener de Namık Kemal, Ziya Paşa, Mithat Paşa, Talat Paşa, Yahya Kemal, Tevfik Fikret, Rıza Tevfik, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ruşen Eşref Ünaydın’ın Bektaşi olduğunu belirterek, buradan anlamlı bir tablonun ortaya çıktığını ifade etmektedir.[14] Yukardaki isimlerin Bektaşi olduklarını zikreden araştırmacılar buna ilişkin birtakım kanıtlar da ileri sürmektedir. Musa Kazım Efendi’nin Bektaşi olarak nitelendirildiği için (Küçük’ün ifadesiyle) kurban olup olmadığını bilemiyoruz. O ve onun gibi önemli şahsiyetlerin Bektaşi olup olmadıklarını da çok önemli görmüyoruz. Bu konuda yürütülecek tartışmalar, Bektaşilerin işgal ettikleri mevkiler itibarıyla, tarihsel süreçlerde oynadıkları rolü açığa çıkartıp, tarihe ışık tutuyorsa anlamlı olabilir. Aksi takdirde bu tartışmaların hiçbir akademik değeri olmayacaktır.

Tarihsel olarak bu tablo, Bektaşilerin, 19. Yüzyıl’da yok oluşun eşiğine gelmelerine rağmen kısa bir süre içinde en üst mevkilere ulaşmalarını ve Jön Türk hareketi içinde de etkin bir şekilde yer almalarını göstermesi bakımından önemlidir. Bu olgu, bir katliamlar tarihi olarak da adlandırılabilecek Alevi-Bektaşi tarihinin süreç içinde katliamlara karşı geliştirdiği direnme refleksi ve kendini yeniden var edebilme yeteneği ile açıklanabilir.

Sonuç

Osmanlı’yı kurtarmak isteyen Jön Türklerle, Osmanlı’dan kurtulmak isteyen Bektaşilerin yolları paradoksal bir şekilde kesişmiştir. Bağnazlıktan uzak, liberal karakterde, inançlarını özgürce gerçekleştirmek isteyen Bektaşiler; adalet, eşitlik, özgürlük düşüncesiyle yola çıkan Jön Türkleri desteklemiş, destekten de öteye giderek bu harekete katılmış, yönetici mevkilerde görev almıştır.

Görece kısa sürse de Türkiye tarihinde çok önemli kalıcı etkiler yaratan Jön Türklerin tarihi, Bektaşilerle ilişkileri göz ardı edilerek yazılamaz. Ayni durum Bektaşilik tarihi için de geçerlidir. Bu konuda yapılacak çalışmalar, Bektaşilik-Alevilik, Kent-Kır Aleviliği üzerinden gelişen tartışmalara da belirli açılımlar getirebilir.

Son olarak; Osmanlı’yı kurtarmak için yola çıkan Jön Türk kuşağının Osmanlı İmparatorluğu’nu batırdığı ve bu topraklarda izleri bugüne kadar gelen pek çok acının da sorumlusu olduğu iddiaları bilinmektedir. Bu doğruysa sorumluluğun bir kısmı da onları destekleyen Bektaşilerindir. (Bitti)


[1] Necdet Saraç, Alevilerin Siyasal Tarihi 1300-1971, 4. bs. (İstanbul: Cem Yayınevi, 2011), 141-144.

[2] Öz, age, 230-234.

[3] Baha Sait, “Türkiye’de Alevi Zümreleri”, Türk Yurdu, s 21 (Eylül 1926): 204 ve 207’den aktaran Birge, age, 13, 14.

[4] Birdoğan, age; İsmail Görkem, Baha Said Bey Türkiye’de Alevi-Bektaşi, Ahi ve Nusayri Zümreleri, (Ankara: Kültür Bakanlığı, 2000).

[5] Giyasettin Aytaş, “İttihat ve Terakki Döneminde Adana Valiliği Tarafından Tahtacı Yörükler Hakkında Hazırlanan Bir Rapor”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, s. 63 (Güz 2012): 60.

[6] Ramsaur, Birge’ye verdiği önemi kitabının giriş bölümünde özellikle belirtmektedir. Ramsaur, age, 16.

[7] Birge, age, 93.

[8] age, 94.

[9] Küçük, age,137.

[10] age, 245.

[11] Ramsaur, age, 136.

[12] Küçük, age, 138.

[13] Bedri Noyan, Alevilik Bektaşilik Nedir?. (Ankara: basımevi yok, 1987), 380-389’ dan aktaran Cemal Şener, Atatürk ve Aleviler (Kurtuluş Savaşında Aleviler Bektaşiler) 15. bs. (İstanbul: Etik Yayınları, 2008), 213.

[14] Şener, age, 101

semihsavasal@yahoo.de

Vielleicht gefällt dir auch