Katolik Kilisesi’nin tavrındaki çelişki ve açmazlar

Katolik Kilisesi’nin Kurtuluş Teolojisi’yle ilişkisi çelişkiler ve açmazlarla yüklüdür. Ama Kilise’nin varlığı salt dışarıdan değil, içeriden de güçlü bir şekilde sorgulanmaya başlanmışken kayıtsız da kalamamıştır.

İstanbul – Katolik Kilisesi’nin Kurtuluş Teolojisi’yle ilişkisi çelişkiler ve açmazlarla yüklüdür. Kentleşme ve modern yaşam, kiliseye ilgiyi tarihinde görmediği ölçüde azaltmıştır. Kan kaybını önlemesi için söylemini değiştirmesi, çekim merkezi olması şarttır. Bunun için göklerden yere iner, bu dünyanın sorunlarıyla ilgilenir. Bu süreçte, Kurtuluş Teolojisi gibi hiç beklemediği bir sorunla karşılaşır. Kilisenin varlığı salt dışarıdan değil, içeriden de güçlü bir şekilde sorgulanmaya başlanmıştır. II. Vatikan Konsili ve Medellin Konferansı, Kurtuluş Teolojisi’ne giden yolda en önemli kilometre taşlarıdır.

II. Vatikan Konsili

II. Vatikan Konsili, Papa Jean XXIII’ün girişimiyle 1962-1965 yılları arasında toplandı. Konsil, sonuç metni olan Gaudium et Spes’in girişinde de belirtildiği gibi bu çağın işaretlerini kavrama ihtiyacını karşılamak için düzenlenmiştir. Aynı metinde, bu işaretlerin Kilise için en kaygı vericisi, “artan sayıda insanın dini pratikten kopuyor oluşu” diye tarif edilir.(1) II. Vatikan Konsili’nin, Kilise tarihi içinde başta “Yoksulların Kilisesi” olma gibi o güne kadar rastlanmayan ölçüde reformcu kararlara imza atmasının altında yatan bu kaygıdır.

Yine bu metnin pasajları arasında, İsa’nın mesajını insanlara ulaştırabilmek için farklı kültürlerle canlı bir alışveriş kurulacağı, bunun için de inanmayan insanlara bile ihtiyaç duyulduğu vurgulanır. Nitekim Konsil, “güncel görevlerini ihmal eden Hıristiyan, komşusuna ve hatta Tanrı’ya karşı görevlerini ihmal etmekte ve edebi kurtuluşunu tehlikeye atmaktadır” diyerek toplumsal eylemi ve modern hayata aktif katılımı dinin gereklerinden biri olarak tanımlamıştır.(2)

Bu kararlar, Kurtuluş Teolojisi’ne esin kaynağı olmuştur, ama Latin Amerikalı Kurtuluş teologları ile Konsil arasındaki ilişki yolunda değildir. Vatikan, Marksist hareketlerle temas eden hatta İncil yorumlarına Marksizm’in kavram setiyle yaklaşan bu ‘türedi’ harekete karşı fazlasıyla kuşkucu olmuştur. Ancak askeri yönetimler, yoksulluk ve giderek derinleşen eşitsizlikler konusunda bir şeyler yapılmadığı takdirde, bu türden hareketlerin güçleneceği gerçeğinin de farkındadır. Papa VI. Paul, II. Vatikan Konsil’inin sonuna doğru, Medellin Konferansı’ndan birkaç yıl önce, Latin Amerikalı piskoposlara ilettiği bir mektupta, zengin ile yoksul arasındaki uçurumun iyice açıldığına dikkat çekmiş ve Katoliklerin toplumsal adalete daha duyarlı olmaları gerektiğini, aksi takdirde ‘toplumsal Mesihçilik’ olarak adlandırdığı Marksizm’in şiddete dayalı devrim fikrini daha cazip hale getireceğini yazmıştır.(3)

Azınlıkta olsalar da, II. Vatikan Konsili’ne katılan rahipler arasında Konsil’in kararlarını toplumsal adaletsizlik ve azgelişmişlik konusunda yetersiz bulanlar da vardır. Bunlardan biri olan Brezilya Başpiskoposu Helder Camera, Konsil toplantılarının sonunda Afrikalı, Asyalı ve Latin Amerikalı toplam 15 piskoposla birlikte “Üçüncü Dünya Halklarına Mesaj” adlı bildiriyi yayınlar. İçinde, “Üçüncü Dünya halkları, bugünkü insanlığın proleterleridir” ya da “İncil her şeyden önce radikal bir devrim emreder” veya “zenginlik herkesçe paylaşılmalıdır” gibi ifadelerin yer aldığı bildiride, ‘hakiki’ sosyalizmin Hıristiyanlık olduğu ileri sürülmektedir.(4)

Medellin Konferansı

1968 yılında, “Latin Amerika (Roma Katolik) Piskoposlar Konferansı” (CELAM), II. Vatikan Konsil’inin kararlarını Latin Amerika kıtasına nasıl uygulanacağını tartışıp kararlar almak üzere Kolombiya’nın Medellin kentinde toplandı. Toplantı sonrası yapılan açıklamanın başlığı “Vatikan Konsilinin Işığında, Latin Amerika’nın Değişiminde Kilise” idi. Konferans katılımcılarının çalışmalarına temel olmak üzere hazırlanan hazırlık belgesinde şu ifadeler yer almaktaydı:

“Kilise, sefalet ve adaletsizlik durumu karşısında adaletsizlikleri mahkum etmek ve gerekli değişimleri desteklemekten ibaret olan vahiy rolünü istenen aciliyette gerçekleştirememiş, sıklıkla, kutsalmışçasına toplumsal düzenle özdeşleşmiştir.”(5)

Görüldüğü gibi, henüz konferans başlamadan, Latin Amerika’da en üst düzeyde yetkili olan Katolik din adamları, yöneticisi oldukları Kilisenin rolünü eleştiriyordu. Belgede anılan toplumsal düzenin, Latin Amerika’nın faşist dikta rejimleri olduğu açıktır. Daha hazırlık belgesinde, Kilise bu rejimlerle özdeşleşmiş yapısını sorguluyor, artık yeni bir rol üstlenmek zorunda olduğunu vurguluyordu. 

Konferans, görünüşte Vatikan Konsili’nin kararlarını uygulayabilmek için toplanmıştı ama o noktada durmadı; Latin Amerika’nın geleceğine ve kendi kurumsal yapısına ilişkin çok önemli kararlar aldı. Bu kararlar, Latin Amerika’da Kilisenin artık geleneksel yapısını terk edeceğinin Hıristiyanlığın başka bir şekilde ele alınıp yaşanacağının işaretiydi.

Konferans Nihai Belgesi, “yoksullar lehine tercih” seçeneğini vurguluyordu. Bu, İncil mesajının yeniden formulasyonuna dayandığı ölçüde kendi başına devrimci bir edim değildi. Ancak Medellin’deki gerçek kopuş, Latin Amerika piskoposlarının ezilenlerin “bütünsel kurtuluşu” projesine destek vermeleriyle gerçekleşecekti: “siyasal ve iktisadi tahakküm yapılarının, militarizmin, giderek kapitalizmin mahkum edilişi, kitlelerin bilinçlenmesi ve Latin Amerika toplumlarının radikal dönüşümü çağrısı” yapıldı.(6)

“İlk kez sadece var olan yapıların adaletsizliğini mahkum edip halkın temel haklarının ihlalini ve ‘kurumsal şiddeti’ şiddetle eleştirmekle yetinmeyen, aksine belli koşullar altında devrimci başkaldırının meşruluğunu kabul eden ve halkın ‘her türlü kölelikten’ kurtuluş özlemleriyle dayanışmalarını ifade eden yeni kararlar alındı.”(7)

Medellin’in ardından yayınlanan çağrı metninin şu parçası, Latin Amerikalı din adamına biçilen misyonu göstermesi açısından önemlidir:

“Latin Amerikalı piskoposlar, [kıtada] var olan ve halklarımızın çoğunluğunu […] kasvetli bir sefaletin pençesinde tutan muazzam toplumsal adaletsizliklere kayıtsız kalamaz. Milyonlarca insanın boğazından sağır edici bir çığlık yükselmektedir: Papazlardan, kendilerine başka hiçbir yerden gelmeyecek olan kurtuluşu isteyenlerin [çığlığı].”(8)

Medellin Konferansı, Kurtuluş Teolojisi için tarihsel önemde bir toplantıdır. Burada alınan kararlar Kurtuluş teologlarına, Kurtuluş Teolojisi’ni kilisenin değişme ve yoksulların yanında olma çabalarının bir parçası olarak sunabilme olanağı sağlamıştır. (Devam edecek)

……………………………………………………
Bölümün Kaynakları:
1) Akdal, a.g.e., s. 25.
2) A.g.e. 26-27.
3) A.g.e. 26.
4) A.g.e. 30.
5) Özbudun, a.g.m.
6) A.g.m.
7) Löwy, Marksizm…, s. 55.
8) Akdal, a.g.e., s. 30.

Vielleicht gefällt dir auch