HÜSEYİN A. ŞİMŞEK

Kıymet bilmek başka, vermek başka

Birçok sözcüğü, deyimi aynı anlamda kullanırız. Yerine, bağlamına göre doğrudur da bu. Ama aslında, sık sık ya da arada bir aynı anlamda kullandığımız o sözcük ve deyimleri hakkıyla incelediğimizde, genellikle farklı anlamlara geldiklerini göreceğimiz, gördüğümüz de bir o kadar doğrudur.

“Kıymet bilmek” ile “kıymet vermek” deyimi üzerinde bunu irdeleyelim. “Bilmek” ile “vermek” fiili arasındaki anlam farkı, bu fiiller “kıymet” (değer) ile birlikte kullanıldığında da devam eder aslında. Bilme (burada “öğrenme”), kişinin kendine doğru, kendine yöneliktir. Verme ise kendi dışındakilere yönelik, kendi dışına doğru.

Bilme, bir öğrenme ve eğitim süreci sonucu oluşur; farkında olmaya, farkına varmaya yol açar. Bu sürecin nasıl yaşandığı çok önemli elbette. Zira, bu süreçte sağlanan bilgilenme oranında verme imkânı olacaktır kişinin.

Öğrenme ve eğitim süreci, farklı bir deyişle, kişinin bir şeyler alması sürecidir. Dolayısıyla, “bilme” ya da “bilir olma”nın da bir “alma” eylemi olduğunu -bu bağlamda- söylemek yanlış sayılmaz. Öyleyse, birinin kıymetini bilmek, o kişiye dair bitimsiz bir öğrenmeye de tekabül eder. Buradaki öğrenmenin kaynakları sizin dışınızdadır esasen; kişinin kendisi, çevresi, ilgili belgelerdir vs.

Kıymet vermek, bir kişiye ya da bir şeye dair öğrenme sürecinde aldıklarınızı iade ya da teslim etme eylemimizdir. (Bir şeyin bilgisine sahip olmadan o şeye kıymet vermenin bir kıymet-i harbiyesi olmayacağında anlaştığımızı varsayıyoruz burada.) Kıymet vermede, (‘kıymet bilme’dekinden çok daha fazla bir oranda) inisiyatif bizdedir. Şartlı, hesaplı davranma olasılığımız her zaman daha yüksektir. Çıkarlarımız, göreceğimiz fayda, beklentilerimiz, mecburiyetlerimiz vb ziyadesiyle girer işin içine.

Bir kişinin ya da şeyin kıymetini bilmek, o kişi ya da şey hakkında bir farkındalığa sahip olmak ise, kıymet vermek, o farkındalığı işlevsel kılıp kılmama eylemimizdir. Bilme, bilgilenme, öğrenme süreci sonucu, bir kişi ya da şeydeki “kıymet”i algılar, anlar ve bir anlamda alır, elde ederiz. Ama onu vermeye gelince işin rengi değişebiliyor.

Bilgilenme süreci sonucu ortaya çıkmış bir ‘kıymet’i, ziynet eşyası gibi kullanmayı tercih edebiliriz. Gerekli gördüğümüz zaman, gerekli bulduğumuz kadar ‘takar’ dururuz o ‘kıymet’i. Gerektiğinde işlemeyiz ki pas tutsun, kendinde bir değer olarak atıl kalsın.

“Kıymet verme”yi, birine ya da bir şeye “değer katma” anlamında da kullandığımızı aklımızda (bu yazıda kenarda) tutarak devam edelim.

Günlük hayatımızda, ‘kıymet verme’yi bir teveccüh, bir kıyak, bir beklentiye dayalı övgü ve yatırım aracı gibi kullanabilişimiz de böyle mümkün olmaktadır. “Attan indirip eşeğe bindirmek” ya da tersini yapmakla ilgili deyimleri anımsayalım şöyle bir!

“Sana ne kadar kıymet/değer verdiğimi biliyorsun”, “Sana verdiğim değeri çarçur etmemelisin”, “Sana verdiğim değere yazık”…

Bunların hepsi, aynı zamanda ve önemli ölçüde, kişilere ya da şeylere yaklaşımlarımıza yön verenin, onların değerini öğrenip bilmek, anlamak ve teslim etmek değil; kendimizce “kıymetlendirmek” olduğunun ipuçlarını verir bize. Dolayısıyla verdiğimiz kıymeti hep istim üstünde tutarız, her an geri alacağımız bir an bile akıldan çıkarılsın istemeyiz.

Bir öğrenim ve eğitim sonucu ortaya çıkmış kıymet bilişte ise esas olan bir kişi ya da şeyi keşfetmek, onu ayan beyan etmek, onun kendisine ayan olmasını sağlamaktır. Bilgisine sahip, farkında olduğu, teslim ettiği kıymetle bir paylaşım, bir ‘ortak fayda’ sürecine girmektir.

“Kıymet bilmek” ile “kıymet vermek” deyimlerini, sık sık (hatta çoğu zaman) aynı/bir anlamda kullanıyorsak da bu yazıda denendiği gibi farklı açılardan irdelemek, deşmekte her zaman yarar var bence. Bir kişinin, bir şeyin kıymetini kelimenin gerçek anlamında öğrenip bilmeyi, -gündelik hayatın koşuşturması içinde peydahlanan binbir saikle- ona kendimizce kıymet vermenin gölgesinde tutmamayı başarmalıyız. Bunu başaramadığımız sürece, kıymet vermekten her söz edişimiz, aslında kendimizi “kıymetlendirmek”le aynı kapıya çıkabilir sık sık.

“Kıymet” konusunda abartılar da gereksizdir. Kendimizi helak etmemize de kandırmamıza da gerek yok, bir kişinin ya da şeyin kendisinde varolan kıymetten daha fazlasını veremeyiz ona. Bu yönlü her girişimimiz, sadece bir faraza, bir çarpıtma, bir yanılgı, bir yanlış ya da eksik bilgilenme olarak kalır.

Beri tarafta kıymet/değer, çoğu zaman ve büyük oranda potansiyel haldedir. Farkına varılması, bilinmesi, ortaya çıkarılması, harekete geçirilmesi (değerin değerlendirilmesi) emek isteyen bir süreçtir.

Kıymet verişimizi abartmamalıyız o kadar da, kıymet bilmeye bakmalıyız daha çok. Zira, eşelediğimizde görmekteyiz ki ‘kıymet bilmek’, ‘kıymet vermek’ten evladır en azından.

………………………………………………………………………………………………………….
www.huseyin-şimsek.com
huseyin.şimsek@gmx.at

Vielleicht gefällt dir auch