Klasik müziğin ’soylu‘ aileli, dernekli ve devletli gelişim süreçleri

Soylu ailelerin açtığı salonlar… Dernek, kulüp, orkestra dönemleri… Devletin “ulusallaştırma” girişimleri… Klasik müziğin dinleyici kaybı… Başka müzik türlerinin Viyana’ya girişi, yayılışı…

Viyana – Klasik müziğin Avrupa’da ve Avusturya’da ortaya çıkışı, geçtiği evreleri ve bugünkü durumunu ortaya koyan derlemelerime, “Viyana = klasik müzik | Sektörel bir tanıtım sloganı artık” başlıklı yazıyla başlamış,“Müzisyenlerin aristokratlar ve burjuvaziyle imtihanı” başlıklı yazımla devam etmiştim. Okumakta olduğunuz ise, üçlü bir seri şeklinde planladığım bu derlemelerin sonuncusu. Bu yazıya, klasik müziğin “Aydınlanma Dönemi” sonrasındaki gidişatıyla başlamak istiyorum. Konuyu somutlayacağımız iki ülke, Avusturya ve Almanya.

Gösteri salonlarında “soylu aileler” dönemi

Bir zamanlar, “asiller”in çok güçlü rolleri vardı sanat üzerinde. Bunlar, kendi sarayları ve şatolarında davetler veren kraliyet “soylular”ı, senyörler, aristokratlar, akademikerlerdi. Hasburg Hanedanlığı’nın sınırları içinde, ilk sanatsal etkinlik ve gösteri salonu 1780’de, Arnstein Ailesi tarafından faaliyete geçirilmişti. Bu alana el atan erken dönem diğer ailelerin başında Genzinger, Keess ve Auenbrugger aileleri yer almıştır. Öte yandan, ev konserleri organizde eden aileler girer devreye. Zizius, Sonnleithner, Kiesewetter aileleri gibi. Graz’da, Pachler Ailesi salon konserleri düzenler. Viyana’da Brahms ve arkadaşı Billroth’un salonları açılır. Ev ve oda müziği için küçük salonlar çoğalır.

“Soylu aileler”in bu baskın konumunun yanı sıra, kamusal müzik yaşamı, daha o günlerden itibaren günümüzde devam eden haline benzer bir şekilde düzenlenmiştir. Örneğin, 1770 -1780 yılları aralığında Viyana, Graz, Innsbruck, Klagenfurt’da uygun ücret karşılığında “halk konserleri” düzenlenir. Konserlerin yapıldığı mekânlar yerine göre oyun salonları, balo salonları, kahveler, kumarhaneler, restoranlar ve parklardır. Başkent Viyana’da Wiener Prater ve Augarten gibi.

“Müzik dostları” derneklerinden “Wiener Philharmoniker”nın kurulmasına

Yukarıda sözünü ettiğim konserlerin programları başlangıçta hem çok renkli, hem de oldukça abartılıdır. Konserleri, profesyonel organizatörlerin yanı sıra besteciler, müzik kulüpleri ve çeşitli alan dernekleri de düzenlemektedir. Üniversite ve fakülte, dul ve yetim, savaş ve afet mağdurları lehine yardım konserleri yapılır. Özellikle müzik kulüpleri ve profesyonel organizatörler, akşam eğlencelerine yönelik özel konserler de organize ederler. Kulüp üyelerinin ortak müzik zevkine uygun düzenlenen bu konserler, yeni yeni kulüplerin kuruluşunu da tetikler.

18. Yüzyıl’ın sonlarında kurulan bazı kısa süreli ücretsiz derneklerin ardından, ilk müzik kulüpleri 1794’te Ljubljana’da, ardından 1808’de Prag’da, 1812’de Viyana’da (Müzik Dostları Derneği), 1815’te Graz’da (Steiermark Müzik Kulübü), 1817’de St. Pölten ve Innsbruck’ta, 1821’de Linz’de,  1827’de Zagreb’te, 1828’de Klagenfurt’ta, 1841’de Salzburg’da kurulur. Aynı dönemde, birkaç küçük kasabada da benzer derneklerin kurulduğunu görürüz. 19. Yüzyıl’ın ortasına kadar süren bu gelişmeler, Avusturya’nın profesyonel orkestrası “Wiener Philharmoniker”nın kurulmasını sağlamıştır ve bu oluşum, ilk konserini 28 Mart 1842 günü vermiştir.

Viyana Opera binasının iç görünümünden bir kare. (Foto: Aylin M. Badem)

Sürekli yeni müzik okullarının, konservatuarların açıldığı; örgütsel konserlere yönelinen, müzikli yaşamın profesyonelleşmesine doğru büyük ilerlemelerin yaşandığı bu dönemin kimi özelliklerini sıralamak gerekirse: Aristokratik kültürle burjuva kültürü arasında kesin bir ayrım yapabilmek kolay değildir. Burjuva ve aristokrat sınıf, Napolyon Savaşları sırasında “ortak bir vatanseverlik hedefi” tanımlamış ve biraraya gelmiştir. Böylece, bu iki kesim arasındaki “Aydınlanma Dönemi”nin sert sınırları yumuşamıştır ve bu gidişat müzikte de etkili olmuştur. Burjuvazinin kamusal müzik yaşamının itici (egemen) gücü olmasına geçiş, bu temelde sağlanmıştır.

“Erkek Şarkı Dernekleri” dönemi

Yukarıdaki belirlemeleri örneklerle somutlamaya çalışalım şimdi. “Kendi öz müziğine yönelme”, zamanla ilk dönem müzik kulüplerinin terk edilmesine neden olur. Bu süreçte, 1850’lerin sonuna doğru örneğin Viyana’da kısa adıyla “Koro Derneği” (Singverein der Gesellschaft der Musikfreunde in Wien) kurulur. Bu derneğin üyerinin çoğunluğu, erken dönem müzik kulüplerinden farklı olarak, kendilerini “vatansever Avusturyalılar” şeklinde tanımlar. “Alman-ulusal birlikteliği”ni savunurlar. Bu, sadece erkeklerden oluşuan müzik kulüplerini ortaya çıkarır. “Carinthian MGV”, 1834’de kurulmuştur. Ama asıl çoğalma 1840’lı yıllarda yaşanır. “Erkekler Şarkı Derneği” (Männergesang-Verein) Viyana’da 1843’te, Graz’da 1846’da, Klagenfurt ve Salzburg’da 1847’de, Linz’de 1857’de sahnedeki yerini alır. 1860’lara gelindiğinde sayısız vakıf eklenecektir bu “erkek” kurumlaşmaya. Bu tür büyük çaplı konserlerle birlikte burjuvazi, müzikal anıtlar da diker. 1842’de Salzburg’da “Mozart Anıtı”nın dikilmesi gibi.

Bu arada, Avrupa’da 1848 Devrimi gündeme damgasını vurur. Söz konusu devrimin kıtayı kasıp kavurduğu sırada, yukarıda bazılarını zikrettiğimiz müzik kulüplerinin birçoğunun faaliyetleri, “hükümet karşıtı” denilerek kısıtlanır. Ama Avusturya’da da bir burjuva devrimine, burjuva cumhuriyetine gidiş engellenemez. Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar sürüncemede tutulur sadece.

Kendini “vatansever” tanımlayan müzik dernekleri ve toplulukların organize ettiği konserler, düzenledikleri festivaller ve buralarda söyledikleri şarkılar, Avusturyalıları Almanlarla “kader birliği” havasında biraraya getirmektedir günden güne. Her alanda olduğu gibi, müzikte de “Alman-Avusturya” kimliği baskın bir konum kazanır. Bu kimlik tanımlaması, Avusturya Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecine de damgasını vuracaktır. Söz konusu “kader birliği”ni engelleyecek olan, Versay Anlaşması’nın şartları olur. İlk başlarda kurulan Alman-Avusturya Cumhuriyeti’nin sadece bir yıl kadar bir ömrü olur. Almanya ile birleşme planları da suya düşer. “Avusturya Federal Cumhuriyeti” kurulur söz konusu anlaşma gereği. Bu cumhuriyetin, Almanya ile birleşme yasağı vardır.

Viyana Opera binasının dışarıdan görünümü. (Foto: Aylin M. Badem)

“Biedermeier” ve “Vormärz” dönemine ayrıca bakmak

Almanya ve Avusturya’da, 1815-1848 yılları arasında aynı zaman diliminde ortaya çıkıp etkin olmuş, ama politik tutum ve tarzları temelinde farklılık gösteren, “Biedermeier” ve “Vormärz” olarak adlandırılan sanat akımları vardı. Her biri için daha net bir zaman dilimi belirlemesi yapacak olursak, durum şöyle: “Biedermeier” tanımlamasının siyasi tarihle olan bağı,“Napolyon dönemi”nin bitişi, devletin siyasi gelişimini ifade eden restorasyonun başlamasıdır. 1815’te gerçekleştirilen Viyana Kongresi’nden, “Alman Konfederasyonu ülkeleri”nde 1848’de burjuva devriminin başlangıcına kadarki dönemi işaret eder. Bu dönemde, çok sayıda kültür ve sanat derneği kurulmuştur.

Vormärz” ise, restorasyonu değil, siyasal olarak devrimci bir değişimi talep eden çıkıştır. “Restoratif zulüm ve baskı politikası”na tepkidir. Ki restorasyon eğiliminin en güçlü kalkanı, önemli ve etkin “eski güçler”den Prusya, Rusya ve Avusturya’nın “Kutsal İttifakı”dır. Bu döneme, “Metternich Dönemi” de denir.

Edebi cepheden Georg Büchner ve Heinrich Heine gibi şahsiyetlerin öne çıktığı “Vormärz”in etkin olduğu kesin zaman dilimi hakkında iki farklı yaklaşım söz konusu. Yaygın kabul, bu dönemin 1830 Temmuz Devrimi ile 1848/1849 Mart Devrimi arasını kapsadığı yönündedir. Ancak, bazı tarihçiler dönemi biraz daha ileri götürür ve 1815 Viyana Kongresi’yle başlatır. Böylece, “Biedermeier” ile “Vormärz” tam anlamıyla “zamandaş” sayılır. “Vormärz” siyasi hayattaki katılım eksikliğine vurgu yapıp, iş ve eğlence arasındaki uçurumun büyümesine dikkat çeker. Aynı zamanda, hümanist bir eğitimi, çeşitli dillerin ustaca kullanımını, edebiyatı, tiyatro ve sanatın diğer alanlarını esas alır.

1900’lü yılların yeni kurumları

1900’lü yıllar, bütün alanlarda olduğu gibi müzikte de çok büyük gelişmelere sahne olur. 1800’lü yılların dernekleri, kulüpleri, orkestraları müzik alanındaki belirleyici rollerini kaybederler ve yenileri kurulur. 1900’de, Müzik Dosları Derneği Orkestrası (Konzertvereins-Orchester) kurulur. “Viyana Ses Sanatcıları Orkestrası” ile birleşme yaşanır ve “Viyana Senfoni Orkestrası” doğar. 1909’da konservatuarların ulusallaştırılmasına gidilir. 1913’te ise, “Viyana Senfoni Orkestrası” ile Viyana Konser Salonu (Wiener Konzerthaus) birleşir.

Müzik alanındaki faaliyetlerde, tek tek ya da topluluk halindeki burjuva girişimler, artan bir şekilde yerini devletin belirleyici konumuna bırakır. Müzik kurumları, yaygın bir ölçüde devletin himayesine alınır. 20. Yüzyıl’ın sonlarına doğru, bu kez gelişen teknoloji, yeni medya (radyo, televizyon, reklam sektörü, internet gibi) müziğin ifa ve ifade ediliş biçimini değiştirir. Klasik müzik türü ile diğer türler arasında varolan talep farkı ortadan kalkar. Klasik müzik, diğer müzik türleri kadar göz önüne çıkar ve ulaşılabilir hale gelir. Pahalı, görkemli tarihi konser salonlarında “elit sınıf”ın müziği olarak varolmaya devam etse de artık herkesin ulaşabileceği müzik türüdür o da.

Ki bu dönemde, tanınmış klasik müzik konser salonları, bir krizle de tanışır. Dinleyici sayısı oldukça azalmıştır. Dinleyicilerin önemli bir kesimi, diğer müzik türlerine de ilgi göstermeye başlamıştır. Linz’de bir kamuoyu araştırması yapan IMAS adlı ajansın, 2015 yılı anket sonuçlarına göre, her beş kişiden sadece bir kişi klasik müzik dinliyordu. Bu klasik müzik dinleyicilerinin çoğunluğu da 60 yaşın üzerinde olan insanlardır.

“Viyana her türden müziğin başkenti”

Viyana’da, Viyana Festival Haftası (Wiener Festwoche) kapsamında her yıl Mayıs-Haziran aylarında, klasik müzik de dahil her türden müzikle ilgili açık hava konserleri düzenlenir. Viyana’daki Schönbrunn Sarayı’nda her yıl düzenlenen “Wiener Philharmoniker”nın açık hava  konserine ilgi çok yoğundur. Açık havada, doğayla başbaşa klasik müzik dinlemenin tadını bir başka güzel bulur insanlar.

Öte yandan, birçoğu sanatçıların, aydınların inisiyatifindeki sosyal mücadeleler sonunda açılmış sanat ve kültür merkezleri de var Viyana’da. Oralarda, herkesin bütçesine uygun pop, caz, klasik müzik de dahil çok sayıda konserler organize edilir. Arena, WUK, Amerlinghaus, Ankabrot, Sargfabrik… Bunlar, ilk aklıma gelenler. Viyana’daki göçmenlere ait dernekler de içinde olmak üzere, adı çok da duyulmamış kültür ve sanat merkezlerinin müzik faaliyetlerini katarak söylersek, “Viyana her türden müziğin başkenti” demek pek da yanlış olmaz. İster Amadeus Mozart dinleyin, ister Neşet Ertaş; her iki sanatçı da kendi alanında artık birer klasiktir.

Bir serinin son halkası olan bu yazımı, müziğin ekonomi-politiğini inceleyen “Gürültüden Müziğe” kitabının yazarı Jacques Attali’nin sözüyle bitirmek istiyorum:

“Müzik bir ayna, bir kristal küre, insanoğlunun yaptıklarını kaydeden bir yüzey, bir eksikliğin işareti, bir ütopya parçası, her dinleyicinin kendi duygularını kaydettiği hususi bellek, bir anamnez, düzenin ve soyağacının ortak hafızasıdır; ne özerk bir etkinlik, ne de ekonomik altyapının bir ürünüdür. O, halkların ve sanatçıların, insanların ve tanrıların, şenliklerin ve duaların ürünüdür.”

………………………………………………..
Kaynaklar:
– www.wienerzeitung.at
– www.sosyalarastirmalar.com
– www.contextxxi.at
– www.aeiou.at/aeiou.music

resmiye.aslan1511@gmail.com

Vielleicht gefällt dir auch