Kokuda kaybolmak | Tabakhaneler

Deri üretimi hâlâ çok ilkel koşullarda ve çok sayıda kimyasalla yapılıyor. Tabakhanelerde çalışan işçiler birçok hastalığın yanında, çoğunlukla koku alma yetilerini de kaybediyorlar.

İstanbul – “Tabakhane” kelimesi, köken olarak Osmanlıca “debbağhane” kelimesinden geliyor. Osmanlıca’da debbağ, ham deriden meşin, kösele yapan; tabakhane de anlam olarak ham derinin meşin, kösele yapıldığı, işlendiği yer anlamına geliyor. Osmanlılar zamanında debbağlığın çok itibarlı, önem arz eden bir zanaat olduğu kaynaklarda belirtiliyor. Ancak günümüzde hiç de öyle itibarlı bir meslek değil. Hâlâ çok ilkel koşullarda deri üretimi yapılıyor. Tabakhanelerde çalışan işçiler birçok hastalığın yanında, çoğunlukla koku alma yetilerini de kaybediyorlar.

Fotoğraf sayesinde tanıdığım zorlu iş kollarından biri de deri tabaklama (işleme) işiydi. Tabakhane denilen fabrikalarda yapılan bu iş hakkında, kitabi bilgilerin dışında daha önceden pek bir bilgim yoktu. Gaziantep fotoğraf gezimizde tanıma fırsatı buldum tabakhaneleri.

Gaziantep, biz fotoğrafçılar için belgesel cenneti!  Sanayileşmenin pek gelişmediği Anadolu kentlerinde, küçük işletmelerde, tamamen el emeğine dayalı üretimler yapılıyor. Tabakçılık da öyle. Gaziantep sanayi bölgesinde irili ufaklı çok fazla tabakhane  var.

Bu tabakhanelerden birinin yolunu tuttuğumuzda, grup liderimiz önceden uyarmıştı: “Yanınıza mutlaka maske alın, eski kıyafetler giyin ve ayağınıza geçirmek üzere naylon torba bulundurun. Çünkü ıslak, boyalı ve çok kötü kokan bir yere gidiyoruz!”

Deri sanayi bölgesine girdiğimizde, daha araçtan inmeden çarptı burnumuza o ağır koku. Maskelerimizi takıp aşağıya indiğimizde, işletmelerde çalışan insanların tuhaf ve gülümseyen

bakışlarıyla karşılaştık doğal olarak. Öyle ya, onlar hiç maskesiz, üstelik bütün gün bu ağır koku altında çalışıyorlardı! Ne yalan söyleyeyim, biraz utandım! Bir otobüs dolusu insan, yüzlerimizde maskelerle, anlaştığımız işletmeye girdik. İşletmenin müdürü Mustafa bey bizi gülerek karşıladı. “Merak etmeyin, birazdan alışırsınız kokuya” dedi. “Biz artık hiç hissetmiyoruz bile. Burunlarımız koku almıyor!”

20 bine yakın işçi çalışıyordu

İlk gözümüze çarpan kocaman kazanlar oldu. Yerler gerçekten de ıslak ve kaygandı. Dikkatli olmamız konusunda uyarıldık ve fabrikanın içine dağıldık. Bir noktada bir grup işçi, üst üste konmuş derilerin üstüne büyük fırçalarla mavi bir sıvı sürerken, başka bir noktada, o büyük kazanların içine işçiler deri parçaları atıyordu. Daha ilerde ise deri germe makinası olduğunu anladığımız büyük bir tezgah vardı. Bir işçi kancalara işlenmiş derileri geçiriyor ve deriyi geriyordu.

Bir süre sonra gerçekten de burnumuz kokuya alıştı. Fakat çeşitli kimyasallarla doluydu ortalık. İşçilerle konuşmaya çalıştığımızda, hep olageldiği gibi ağızlarından laf alamamıştık. Sektör ile ilgili bilgiyi bize rehberimiz araçta kısa da olsa vermişti. 

Dericilik, hemen hemen bütün üretim aşamalarında el emeğinin yoğun olarak kullanıldığı bir sektördü. Dolayısıyla sömürü de bir o kadar yoğundu. Yani tabakhaneler, Türkiye’de “köle” düzeninde işçi çalıştırılan sektörlerin başında geliyordu. 20 bine yakın işçinin çalıştığı

tabakhanelerde, işçilerin çok azı sendikalıydı. Günde on-onbir saat çalışıp asgari ücret alıyorlardı. Öğle yemeklerini evden getiriyorlardı. Çok azı sigortalıydı. Çeşitli kimyasallarla çalıştıkları için solunum yolu, ağır kaldırdıkları için bel fıtığı sorunları vardı. Elli kişi ve üstü işçiye sahip fabrikalarda ‘işçi doktoru’ bulundurmak yasal bir zorunluluktu, ancak çoğunlukla bu sayının altında işçi çalıştırarak bu zorunluluktan kaçıyordu işverenler.  Asit, amonyak ve krom gibi kimyasallar nedeniyle kanser riski ciddi oranlardaydı. Çoğunun yıllık izni bile yoktu.

Bütün bunları duyduktan sonra, bu karanlık, ıslak ve kötü kokulu ortamda, soluk benizli, sönük bakışlı  işçilerin arasında dolaşırken, emeğin ne kadar kutsal ve fakat karşılığının hiç olmadığını bir kere daha anlamış oldum üzülerek.

Tabaklama nasıl yapılır

Fotoğraflarımızı çekip, bir çay içimi soluklandığımızda, Mustafa bey, Gaziantep’teki tabakhaneler hakkında bizi bilgilendirdi. Derilerin çoğunlukla Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinden Gaziantep’e getirildiğini, ham derilerin uzun ve bir o kadar da meşakkatli birçok işlemden geçtiğini anlattı:

Fabrikaya tuzlu bir şekilde gelen deriler, önce yıkanıp yumuşatılıyormuş. Sonra  içerisinde sodyum sülfür ve kireç olan kimyasal bir karışımla boyanıyormuş. Boyanarak sertleştirilen derinin tüyleri alınıyor ve üst üste koyularak bekletiliyormuş. O kocaman, yuvarlak su dolaplarına konan deriler, kimyasal maddelerin giderilmesi için sağa sola çarparak yıkanıyormuş. Ardından, tabaklanıp üzerine talaş dökülüyormuş. İşte bu tabaklanma sırasında kötü koku yayılıyormuş. Traş edilen deri, ürünün türüne göre inceltilip kalınlaştırılarak bitki özleri ile dolduruluyormuş. En son aşamada ise deri boyanıp germe makinalarında gerilerek şekil alıyor ve iplere asılarak kurutuluyormuş. Kurutulan derilerin ayakkabı, elbise ve çanta fabrikalarına gönderilerek piyasaya sunumu gerçekleştiriliyormuş.

Gaziantep’te genelde, işlenen deriler ayakkabıcılık sektöründe kullanılıyormuş. İstanbul’daki ayakkabıcılara da deri gönderdiklerini söyleyen Mustafa bey, yılın 12 ayı çalıştıklarını, günlük olarak 600-700 deri işlediklerini söylüyor. Kurban Bayramı’nda işlerinin biraz daha yoğunlaştığını sözlerine ekleyen Mustafa bey, yaşadıkları sorunlar hakkında ise konuşmaktan çekiniyor.

Tabakhaneden çıktığımızda, çoğumuzun paçaları ıslak ve bazılarımızın boyalıydı. Çoğumuz maskeleri çıkarmıştık ama koku üstümüze sinmişti. Araçlara bindiğimizde, kulağımızda Mustafa beyin söyledikleri, makinamızda ilerdeki kuşaklara kalacak belgesel tadında fotoğraflarımız, aklımızda bu zor işi her gün yapmak zorunda olan işçiler vardı. En çok da kararmış elleri ve fersiz gözleri bizleri etkilemişti.

eylulguz@gmail.com

…………………….
Fotoğraflar: Emine Başa
Daha fazla fotoğraf için:

Vielleicht gefällt dir auch