Küba hayallerim ve görüp gözlemlediklerim

Küba’yı görmek, hayalerimin en büyüğüydü. Sonunda, bu hayalimi gerçekleştirdim. Hayalimdeki Küba ne yazık ki yıkıldı. Tamamen değişime uğramadan, görmek isteyen acele etsin!

“Devrim“ diyoruz hayalimizde. Güzel ve eşit yaşamanın özlemi ve isteği hep kabarmıştır hayalimde. Dünyayı sarsan ve dünyada etkisi hâlâ süren o devrimci efsanenin ülkesine gitmek, hayalerimin en büyüğüydü. Bir kadın olarak istediğim yerde özgürce dans etmekti. Sokaklarda, caddelerde, mekânlarda ve Che’nin yaratığı o efsane devrim meydanında özgür bir birey olarak haykırmaktı, türkü söylemekti, ıslık çalarak hayallerime yürümekti. Ölmeden bu hayalimi gerçekleştirmeli, gerçeklerle hayalimi bütünleştirmeli, yani Küba’ya gitmeliydim.

“Sana geleceğim Küba, sana geleceğim Che, sana geleceğim dünyayı sarsan devrim! Hayallerimi o devrim caddelerine, sokaklarına ve dağlarına serpmek için, sana mutlaka geleceğim! Bir puro yakıp, kadın olma ruhunda özgürce dans edip içeceğim o devrim meydanında”, diyordum. Küba hayallerim, mütevazi ve renkliydi. Ölmeden önce, bir gün de olsa o “sosyalizm”i görmek ve yaşamak! Lakin benim gibi işçi olanlar için, Küba yolculuğu pahalı ve külfetliydi. Ama gidecektim, ne yapıp ne edip gidecektim.

Gittim! En sonunda, bu hayalimi gerçekleştirdim. On günlük bir turla, Küba rüyalarımı gerçekleştirdim. Gitmeden önce, aklımda Küba’yla ilgili hiçbir soru ve önyargı yoktu. O on günlük geziyi yaptıktan sonra, şimdi aklımda çok fazla soru var. On gün değil, bir yıl da yaşasam bazı soruların yanıtlarını bulabilir miyim, bilemiyorum! Şurası net: Küba, büyük bir değişime uğramış. Bunu kimse dillendirmemiş. Dillendirmişlerse de ben okumamışım. Benim hayalimde, aklımda  “Che’nin Kübası” vardı. Şimdi o Küba hayalimde yok artık. Yani, gördükten sonra, hayalimdeki Küba ne yazık ki yıkıldı. “Küba değişiyor”, diyenler, çok haklı. Hâlâ eskiye dair motifler var. Bu motifler tam değişime uğramadan, Küba’yı görmek isteyen acele etsin. Beş yıl sonra geç kalmış olabilirsiniz. Devrime ait hiçbir şeyi görmiyebilirsiniz. (Heykel, isim ve yazılı dökümanlar hariç.)

Çok pahlı bir Küba gördüm

Küba’da iki ayrı para var. Küba halkının kulandığı para, “peso”dur. Turistler için basılan diğer paraya “cuc” deniyor. Yani, Küba’ya giden yabancılar, “cuc” kulanmak zorunda. Bu da şu demektir: Örneğin, bir birayı, bir Kübalıyla aynı fiyata içemiyorsun; Che şapkasını, aynı fiyata alamıyorsun. Bir Kübalının aldığı bir şeyi, bizler en az on katı pahalıya alabiliyoruz. Yani, Küba’ya gitmek, işçilerin kullanabileceği bir hak ve özgürlük değil. Ancak zenginler gidebilir. Küba’daki sistem bunu kabul etmiş.

 “Sosyalist“ bir ülkede bunları görmek gerçekten de şaşırttıcı oldu. Che yaşasaydı, Küba’nın bu durumu için ne derdi, bilemiyorum? Ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor ülke. Her yerde bunu görmek, halktan duymak mümkün. Açıkça, sevgi göstermeyi, tebessüm etmeyi bile ancak para karşılığı yapacaklarını söyleyebiliyorlar. Tüm bunlar yaşanırken, hiç değişmemiş ve azalmamış biri şu: Devrimin en önemli isimlerinden Che Guevara’ya olan sevgi!

Her şeye rağmen olumlu şeyler de mevcut

Bütün o olumsuzluklara rağmen, Küba’nın hâlâ olumlu yanları da var. Bu olumlu yanlar da ülke ve toplum açısından önemli bir yere sahip. Örneğin, “dünyanın en güvenilir ülkelerinden biri” olduğu duygusu yarattı bende. Her cadde ve sokakta, bir kadın dans edip özgürce, huzur içinde dolaşarak keyfini çıkarabiliyor. Kapısı açık evleri görebilirsiniz. Müzik ise her yerde! Yokluğun içinde, doyasıya eğlence var; kulaklarda Buena Vista Social Club, bedenlerde salsa (eğlenceli dans). Bunları her yerde görmek ve dinlemek mümkün. Doğa çok güzel korunmuş. Doğa henüz yıkıma uğramamış. Yeşillik muhteşem!

Havana’nın turistik bölgelerindeki caddeler, sokakların dolu, kalabalık; yüksek binlar oldukça fazla. Burda kapitalizmin yüzü açıkça görünüyor. Bölge sakinlerinin yaşadığı sokaklar ise daha tenha. Tek katlı eski evler duruyor hâlâ ve orjinalliklerini koruyorlar.

Yanınıza gelip bir şeyler satmak isteyenlere ya da sizden para talep edenlere şaşırmayın. (Ben şaşırdım.) Özellikle Havana’da dolaşırken, sürekli puro satmak isteyenlere rastlayacaksınız. Sokakta ucuza satılan o puroların çoğu sahtedir. Siz siz olun, her şeyin sahtesine dikkat edin Küba’da. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, her ürünün sahtesi Küba’da da mevcut.

Che, Puro ve Santa Clara

Kitaplardan okuduğumuz, belgeselerden izlediğimiz ya da dilden dile duyduğumuz Che ve Küba efsanesinin en önemli yerlerindendir Santa Clara. Che’nin devrim için silahlı mücadele verdiği yıllarda Santa Clara’da geçen en önemli olayı hatırlayacaksınız: Batista yönetiminin silahlarının bulunduğu trene el koydukları Santa Clara! Che’nin en sevdiği yerlerden biriymiş burası. Bu nedenle, 39 yaşında Bolivya’da öldürülen Che’nin mezarı, Santa Clara’ya getirilmiştir. Mozolenin bulunduğu yerde Che’nin bazı özel eşyaları da var. Metal yıldızlı beresi, tabancası, ‘Zenit’ marka fotoğraf makinesi, “astım hastalığımı unutturuyor, sinekleri de uzaklaştırıyor” dediği purosuyla sıradışı bazı fotoğrafları burada görebilirsiniz.

Che’nin mezarında duygulanmamak elde değil. Ben duygulandım, gözlerim dolu dolu oldu. Bu büyük devrimcinin önünde saygıyla dururken, ona olan sevgimle gözlerim doldu. Tüm benliğimle, ezilenler için özgürlük mücadelesi verdiği için ona minettar hislerle ağladım. O büyük devrimciyi sevgi, saygı ve özlemle andım, anıyorum. Dünyanın bugün Che ve Che gibilere ne kadar ihtiyacı olduğunu düşünerek ayrıldım mezardan. Che ve devrim artık ayrı bir yerde, Küba başka bir yerde duruyorsa da ayrılırken bu büyük devrimcinin dünyaya bıraktığı o güzel güneşli gülüşleri için, güzel duygularla gülümsedim.

Vielleicht gefällt dir auch