EMİNE BAŞA

Mağarada ip bükmek | Kendircilik

Teknolojinin ilerlemesiyle, eski pek çok meslek ne yazık ki yokolmaya yüz tuttu. Babadan, dededen kalma yöntemlerle o meslekleri yürütmeye çalışanlar var, ancak direnebilmeleri zor görünüyor. Çünkü ustalar, bildiklerini aktarabilecek genç bulamıyor. Son ustalar da ölünce, aktarılamayan meslek yokoluyor.

Kendircilik, kenevir bitkisi liflerinin, insan eliyle bükülerek işlenmesinin adı. Sicim, urgan, halat, hamak, file ipliği gibi birbirinden farklı pek çok alanda kullanılıyor. Halk dlinde kendir olarak bilinen kenevir bitkisi, Türkiye’de izinli olmak koşuluyla Amasya, Antalya, Burdur, Bartın, Çorum, İzmir, Karabük, Kastamonu, Kayseri, Kütahya, Malatya, Ordu, Rize, Samsun, Sinop, Tokat, Uşak, Yozgat, Zonguldak başta olmak üzere 19 ilde üretiliyor. Varolan yönetmeliğe göre, kenevir yetiştirecek üreticilerin ilgili bakanlıktan izin alması ve yalnızca izin verilen bölgelerde ekilen ürünlerin de yine ilgili bakanlık personelince ayda bir denetlenmesi gerekiyor. Çünkü kenevirden uyuşturucu da üretilebiliyor.

Kenevirden uyuşturucu da üretilebiliyor olması nedeniyle, dünyanın birçok ülkesi gibi, Türkiye’de de kenevir üretimi yıllarca yasaktı. Bu yasak, 1940’lı yıllarda ‘uyuşturucu’ bahane edilerek ABD tarafından Türkiye’ye dayatıldı. Aslında, büyük Amerikan şirketlerinin, pek çok kullanım alanı olan kendiri kendi tekellerine almak istemelerinden başka bir şey değildi bu dayatma. 1974’te iktidara gelen Bülent Ecevit, bu yasağı tanımadığını açıkladı ve kısıtlı da olsa ekimine izin verdi. ABD bu durumu önce kınadı, ardından Türkiye’ye ambargo uyguladı. Yani kenevir bir anlamda politik bir bitkidir de.

Şimdilerde ekim kapsamının genişletilmesi düşünülüyor. Çünkü , insanlık tarihinin en eski bitkisel hammadde kaynaklarından biri olarak bilinen kenevir, akla uyuşturucu yapımı ile gelse de, sağlık (ilaç) başta olmak üzere birçok alanda kendine kullanım alanı buluyor. Saplarında bulunan lifler iplik, dokuma ve kumaş, hamurlu kısmı ise kâğıt yapımında kullanılıyor. Yakıt olarak da değerlendirilebiliyor.

Kenevir liflerinin mağara serüveni

Az güneşli veya yağmurlu bölgelerde yetişen kendir lifleri sertleşmiyor ve kolay işleniyor. İlginç olansa nemli ve karanlık olduğu için kendir liflerinin mağaralarda ip haline dönüştürülmesi. Çünkü büküm işleminin yapılabilmesi için ortamın nemli olması gerekiyor. Ortam nemli olmazsa, sicimi oluşturan kendir lifleri büküldükleri şekli alamadan dağılıyor ki bu tercih edilen bir şey değil. Nemli bükülen sicim kuruduğunda büküldüğü şekilde kalıyor. Fabrikalarda yapılan naylon halat ve ipler, kendir elyafından yapılanların yerini asla tutmuyor.

Bir asırlık geçmişi bulunan kendircilik, daha çok doğu ve güneydoğudaki illerde yapılıyor. Şanlıurfa ve Gaziantep bu illerin başında geliyor. Kastamonu ve Rize’de de az olmakla birlikte görülüyor. Yalnız bu bölgelerde bol yağış olduğundan, burada yetiştirilen kendir liflerinden ancak ince bezler dokunuyor. Kastamonu’da yetiştirilen kendirden dokuma yapılmasına rağmen sicim ve halat da yapılıyor. Yeni yeni Hatay, Antakya bölgelerinde de yapılmaya başlanmış. Mesleğin yapıldığı en yaygın il olarak Gaziantep gösteriliyor. Çünkü bu ildeki mağaraların fazlalığı, kendirciliğin burada yoğunlaşmasına yol açmış. Fakat şimdilerde bitmeye yüz tutmuş! Çünkü bilinçsiz yönetimler, bırakın kendirciliği, ülkede önemli bir yer tutan mağara turizmini dahi düşünmeden, bu mağaraları doldurup imara açmışlar. Yani, kanser gibi ülkenin her yerini sarmış olan inşaattan rant elde etme kültürü, maalesef Gaziantep’i de vurmuş! İlde bugünlerde, kendirciliğin yapılabildiği sadece bir-iki mağara kalmış.

Günde 50 km koşmak!

Bu meslekbitmeden gidip görmek, fotoğraflamak için grubumuzla birlikte Gaziantep’in yolunu tutuyoruz. Kendirciliği gözlemleyeceğimiz, fotoğraflayacağımız için heyecanlıyız. Çünkü biliyoruz ki, bir süre sonra çektiğimiz fotoğraflar belgesel niteliğine erişecek. Aldığımız duyuma göre gideceğimiz mağara kentsel dönüşüme girmişti ve yıkılacaktı! Bu nedenle bir yandan da üzüntülüyüz elbette. Her şeyin değiştiği, dönüştüğü bir dünyada, yokolanlarla birlikte çocukluğumuzdan, geçmişimizden, güzelliklerden de bir şeyler gidiyor ve eksiliyoruz sürekli olarak. Bunu duyumsamak gerçekten de ağır geliyor insana.

Gaziantep’in yoksul bir arka mahallesinde aracımızdan iniyoruz. Fotoğraf grubu olarak kalabalığız. Kendirciliğin yapıldığı mağaraya doğru, rehberimiz eşliğinde dar sokaklarda ilerliyoruz. Bir bahçe kapısından giriyor, bahçeyi de geçiyoruz. Sonra yeniden daracık bir sokağa giriyoruz. Etrafımızdaki gecekonduların bir çoğu yıkılmış. Kentsel dönüşümün izleri her yerde! Gecekonduların arasında bir mağaranın olabileceğini bir türlü gözümüzde canlandıramıyoruz. Bir bahçeyi daha geçtikten sonra engebeli bir bayırdan aşağıya iniyoruz. Ve işte karşımızda kocaman bir mağara! Şaşırıp kalıyoruz!

Dik yamaçtan zor bela inip içeriye giriyoruz. Serinlik ve nem hemen yüzümüzü yalıyor. Gözlerimiz karanlığa alıştıktan sonra, bir uçtan bir uca, ellerinde iplerle koşturan çocuklara, gençlere ilişiyor gözlerimiz. Upuzun ipler… Açılıyor, geriliyor, bükülüyor… İyice büküldüğünden emin olunanlar yumaklara sarılıyor. Hiç durmadan aynı ritüel tekrarlanıyor. Fotoğraf makinalarımızın deklanşörüne arka arkaya basıyoruz.

Bu çarkın adı “Kabiye”

Mağaranın başında, adının ‘Kabiye’ olduğunu öğrendiğimiz kocaman bir çark var. Bu çarkın başında da bir ustabaşı…  Büyük bir gayretle çarkı hiç durmadan çeviriyor ve çocukları yönlendiriyor. Elbette çocukların çalıştırılması karşısında şaşkınlık yaşıyoruz. Mağaranın ustabaşısı Ramazan ustaya soruyoruz. Gülüyor.

Onların çoğu akraba” diyor. “Mesleği öğretmeye çalışıyoruz. Ayrıca, kolay değil günde nereden baksan 50 km koşuluyor. Çocuklar daha hızlı koşuyor ve daha az yoruluyor bu işte.” Sonra birden hüzünleniyor.

“Aslında artık bir önemi de kalmadı. Yakında yıkacaklar burayı. İşsiz kalacağız çoğumuz”, diyor. Yüz yıllık bir geçmişi olan kendirciliğin, giderek azaldığına dikkat çekiyor. Bundan 10 yıl önce çok daha fazla insanın bu işle uğraştığını söyleyen Ramazan usta,“Şimdi  bütün Gaziantep’te 50-60 kişi ancak kaldık” diye devam ediyor. Bu mağarada günde yaklaşık 100 kg. civarında ip üretildiğini söylüyor. Hala kendir ipine rağbetin çok fazla olduğunu, mesleği sürdürmek için yeni mağara arayışlarının olduğunu söylüyor.

Böylesine nemli bir ortamda çalışmanın sağlıkları açısından bir risk taşıyıp taşımadığını soruyoruz.  ”Hayır” diyor Ramazan usta. “Babadan, hatta dededen kalma sürdürülüyor bu meslek. Hiç de öyle mağara yüzünden erken ölene rastlamadım ben. Alışıyor insan herhalde”,diyor. Elleri iplerden kararmış, nasırlaşmış… Belli ki çok uzun yıllardır bu işi yapıyor.

Çocuklardan gözümü alamıyorum. Aralarında oldukça küçükler var. Konuşmuyorlar bizimle. Sorularımıza yanıt vermiyorlar. Tembih edilmişler belli ki. Durmadan koşturuyorlar iki yaka arasında. Daha büyükçe, 17-18 yaşlarındaki gençlerden daha hızlı koştukları kesin. Ama bu koşturmanın onların sağlıkları üzerinde olumsuz etkilerinin olduğuna eminim. “Suriyeli var mı aralarında” diyorum. Duymamazlığa geliyor Ramazan usta. Ah ülkem ah! Çocuğundan büyüğüne, ucuz işgücü deposu olarak görülüyor Suriyeliler ne yazık ki!

Bu mesleğin beton yığınlarına kurban edilmesine mi üzülelim, yoksa küçük çocukların çalıştırılmasıına mı hayıflanalım, bilemedik. Deklanşörümüzde çocukların fotoğrafları, gözlerimizde upuzun ipler, yüreğimizde burukluk kaldı… Karışık duygularla oradan ayrıldık.

eylulguz@gmail.com

…………………………..
Bol fotograflı ve videolu versiyon için tıklayın:
http://www.toterwinkel.at/%ef%bb%bfmagarada-ip-buekmek-kendircilik/

Vielleicht gefällt dir auch