Mehmet Çapan | Ruhi Su ekolünden gelen biriyim

Dersim doğumlu ressam ve halk ozanı Mehmet Çapan Viyana’da bir dinleti ve sohbete konuk oldu. Şire, Apo Sıleman, Welat gibi ezgilerin ozanıyla bir görüşme gerçekleştirdik.

HÜSEYİN A. ŞİMŞEK

Viyana – Önceki Cumartesi (25 Mayıs) günü Viyana’da bizzat tanışma, dinleme ve sohbet etme fırsatı bulduğum Mehmet Çapan, Dersim doğumlu bir öğretmen, bir ressam ve bir halk ozanı. Viyana’daki Hüseyin Tunç, Feride Türkmen, Mahir Yıldız gibi bir grup Dersim kökenli sanatçı, politikacı, aydın ve aktivist tarafından, Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu’nun (DİDF) organizasyona omuz vermesiyle, bir dinleti ve sohbete konuk oldu. Öğrendik ki aslında Mehmet Çapan’la ilgili asıl organizasyon sonbaharda planlanıyor. 25 Mayıs’taki etkinlik, bir çeşit ön hazırlık, bir nevi duyuru işlevi görsün istenmiş.

Mehmet Çapan da vakti zamanında Sümeyra, Hasan Yükselir gibi, Ruhi Su’nun 70’li yıllarda kurmuş olduğu Dostlar Korosu’nda yer almış. Kendisine ait müzik eserleri büyük bir ağırlıkla Zazaca. Birçok dinleyicisinin onu, “Zazaca söyleyen Ruhi Su” olarak tanımlamasına tanık olursunuz bu sebeple. Çalıp söylerken Türkçe ezgiler, deyişler de girer devreye. Onun o davudî sesine kulak verirken, gerçekten de Ruhi Su aklınızdan çıkmaz, gözünüzün önünde canlanıp durur, bol bol anar, anımsarsınız üstadı dinleti boyunca. Bütün bu belirlemeler, Ruhi Su’nun bir kopyasıyla karşı karşıya olduğunuz anlamına gelmez ama. Mehmet Çapan’nın kendine özgülüğünün üç başlıca dayanağından biri Zazaca-Kırmancça “çığırması” ise, ikincisi kendi anadilinde ve doğup büyüdüğü coğrafyayla ilgili yazdığı sözler (güfteler), üçüncüsü ise öncekilere bağlı olarak Dersim diyarının söyleyiş, seslendiriş tarzı, tavrı ve sadasıdır.

Bugüne kadar birçok konser vermiş, birçok geniş katılımlı konserlerin ozanları arasında yer almış, festivallerde çalıp söylemiş Çapan’nın en tanınan besteleri arasında Şire, Apo Sıleman, Welat gibi ezgiler, ağıtlar yer alır. Ozanın son albümü, “Laç Deresi Destanı) (Destana Deré Laçi) adını taşır. Tamamı Zazaca-Kırmancça ezgilerden oluşan albüm, Türkiye’de Etno Müzik tarafından çıkarılmıştır.

Organizasyona omuz verenlerden Hüseyin Tunç, kısa bir sunuş konuşması yaptı. Sonra, elinde teknesi orta büyüklükte, uzun saplı, belli ki yıllara meydan okumuş bir bağlamayla Mehmet Çapan oturdu katılımcıların karşısına. Mikrofon, ses düzeni telaşını görünce, “mikrofom istemem benim sesim bu salonu çınlatır”, dedi. “Şire” (burada bir kadın ismi) parçasıyla giriş yaptı. Ruhi Su’dan ders alma bahsi, laf-ı güzaf değilmiş. Sahnedeki duruşu, bağlamayı çalış tarzı, sesini ve vücut dilini kullanışı… Ruhi Su’yu bir kez canlı dinleme şansım olmuştu. Sesinin yükselişi, alçalışına; bağlamanın tellerine ve teknesine vuruşuna, parmaklarının teller ve perdeler arasında çıldırayazmasına, bir canlıya dönüşüveren o entrümanın sapını sallayışı ve titreyişine bütün yüz mimikleri, beden dili eşlik ederdi. Mehmet Çapan’ı dinler ve izlerken, Ruhi Su ekolüne ister istemez aklı kayıp duruyor insanın.

Sadece kendi parçalarını çalıp söylemedi Mehmet Çapan. Pir Sultan’dan, Kul Himmet Üstadım’dan, Harabî’den deyişler de okudu. Uzun yıllardan beridir Almanya’da yaşamakta olan Çapan’la bir görüşme gerçekleştirdim.  Sorularım ve Mehmet Çapan’ın yanıtları aşağıdaki gibi oldu.

Ben de Şire, Apo Sıleman, Welat gibi ezgilerinizi yıllar önceden beridir ezbere bilenlerdenim. Ancak sizi yakından tanımak pek mümkün olmadı. Bu fırsatı değerlendirerek, sadece kendim için değil elbette, Toter Winkel okurları için de Mehmet Çapan bir birey, bir ressam, bir müzisyen olarak çok daha yakinen bilinir kılmak isterim. Bize, çocukluğunuzdan söz eder misiniz kısaca?

Mehmet Çapan: Ben Mazgirt’in Kalaycı Köyü’nde dünyaya geldim. Topraksız bir ailenin çocuğuydum. Kalaycı Köyü’nün sahibi olan kişi, bizim akrabamızdı. Annemin öz dayısıydı. Babam, ona ait toprakları ekip biçti. Annemin dayısı bakıyor babam topraksız, “gel” demiş, “toprak burada işte, çalış”.

Eğitim çağınız geldiğinde nerelerde devam etti hayat?

Mazgirt’in ilçe merkezine gönderildim. İlkokulu oradan okudum. Daha sonra, babamın sağlık sorunlarından dolayı Tunceli merkezine gittik. Babam, hem çocukluğunda geçirdiği bir hastalık hem de sigaradan dolayı ciğerlerinden rahatsızdı. Babamın bakımını, tedavisini orada organize ettiler. Bir han vardı orada. Hani hayvanlar bağlanıyor ya. O zamanlar öyle araba falan yoktu. Yolculuklar, taşımacılık eşekler, katırlar, atlarla yapılırdı. İl merkezine günlük gelip dönerdi çoğu ziyaretçiler. Ama bazıları da kalırdı orada. İşte o gelip aynı gün dönemeyenler, handa kalıyorlardı. Ben o handa kalarak okumaya devam ettim. Lise okuma fırsatını bu şekilde buldum.

Müziğe ilgi duymanız hangi yaşlarınıza rastlar?

Türkü meselesi, çok eski bir hikâye. Çocukluğumdan beri türkü söylemeye, saz çalmaya yönelik hevesim vardı. Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Karacaoğlan’dan türküler söylemeye başladım. Sonra kendi dilimde, kendim türkü sözü yazar hale geldim. Ben Ruhi Su ekolünden gelen biriyim. Türkü söylemeyi ondan öğrendim.

Duvarda asılı, masalarda serili birçok tablonuz duruyor şu anda. Kart ebatında basılmış eserleriniz var. Biraz da ressamlığınızdan söz eder misiniz?

Resim yapmak, bende doğuştan gelen bir yetenek. Hevesim vardı resim yapmaya. Resimle müzik arasında gidip geliyordum. Ama iksinden de ayrılmadım. İkisini de birlikte yürütmeye çalışıyorum. Vaktim olduğu sürece ya resim yapıyorum, ya da müzik.

İstanbul’a gidişinizi, Ruhi Su’nun öğrencileri arasına katılışınızı açar mısınız biraz?

1968’de İstanbul’daydım. O dönemde katıldım Ruhi Su’nun öğrencileri arasına. Kısa bir süre devam edebildim o çalışmaya. Bir yandan da üniversite okumaya çalışıyordum çünkü. Ama sonra köy öğretmenliğine geçtim. Bu arada, İstanbul’dan bir bayanla evlenmiştim. Öğretmenliğimi Karadeniz köylerinde yaptım. Bir yirmi sene kadar sürdü öğretmenliğim.

Avrupa’ya çıkış ne zaman gündeme geldi?

Evliliğim bozuldu. Ben de kendi yoluma gittim. Önce Yunanistan’a geldim. Yaklaşık üç sene kadar Atina’da yaşadım. Yunanistan’dan da Almanya’ya. Orada, Stuttgart kentinde yaşıyorum.

Peki Almanya’ya yerleştikten sonra, orada yaşamınızı bir sanatçı olarak mı idame ettiniz?

Hayır hayır, çalıştım ben. Bir işçiydim, emekçiydim. Tam 17 yıl sürdü Almaya’daki çalışma hayatım. Şimdi emekliyim.

Halen söz yazmaya bugün de devam ediyor musunuz?

Tabi tabi, yazıyorum. Bir tanesini, ilk kez burada çalıp söyledim.

Dinletiye “Şire” ezgisiyle başladınız. Klasik bir konser değildi bu. “Sohbetle, dinleyicilerle birebir diyaloglarla karılmış bir dinleti”, demek yanlış olmaz sanırım. Viyana’da neler hissettiniz?

Kim derdi ki bir gün Viyana’ya gelip türkülerimizi söyleyeceğim. Halkların sanatçılara ihtiyacı var. Halk güçlüdür. Dolu bir nehirdir. O nehir hep akar. Sanatın, sanatçının birleştirici bir rolü var. Bunu unutmamak lazım. Öte yandan, tabii ki mecbur kaldık buralara geldik. Memleketimizin taşını, toprağını bırakmazdık yoksa.

Her parçanızın bir hikâyesi olduğu kesin. Bir tanesinin yazılış hikâyesi anlatır mısınız?

Çapan’ın çizimlerinden.

Daye Daye (anne anne) parçasının hikâyesini anlatayım o zaman. Babamı kaybedince, annem İstanbul’a yanıma geldi. Apartmanda yaşıyoruz. Her taraf beton, asfalt. Geliniyle de pek geçinemediler. Tekrar dönmek istedi memlekete. Ama bende biletini alacak para yok. Bu yüzden, her gün bir bahaneyle erteliyorum. Sonra bir gün eve döndüğümde, çıkıp gittiğini söyledi eşim. Çıktım hemen, aldım yalvar yakar geri getirdim. Ben de görüyordum, kent hayatına alışacak gibi değildi. Arkadaşlar kendi aralarında para toplamışlar, o şekilde biletini aldım ve memlekete yolcu ettim. Gün geldi, ölüm haberini aldım. Bu türküyü o zaman, annem için yazmıştım.

Apo Sılaman’ı da Sılo Qıc Almanya’ya geldiğinde, onunla görüştüğümüzde yazmıştım. Memleket hasretini, Avrupa’da kendi anadilimizde inleyişimizi anlatmaya çalıştım o parçada.

Sonbaharda organize edilecek ve çok sayıda başka sanatçının da size eşlik edeceği, sahne alacağı, dayanışmada bulunacağı konserde tekrar buluşmak üzere vedalaşırken, son sorum şu olsun: Memleketinizin halini, gidişatını nasıl görüyor, değerlendiriyorsunuz?

Ben kavgaya karşıyım. Kavga bizden hep götürdü. Gençlerimizi yaktı, yok etti. Bu çağımızda artık kavga olmasın. Birarada, dostça, kardeşçe yaşamasını öğrenmeliyiz. Dersim güç durumda. Bu düğümü ancak düşünceyle çözebiliriz. Ben barıştan yanayım. Yoksa çok Seyid Rızalar gider. Welat, kırk yıllık bir türkü. Sizi, kavgaya çağırmak için söylemiyorum ben o türküyü. Öyle bir şey tekrarlanmasın.

info@toterwinkel.at

Vielleicht gefällt dir auch