Müzisyenlerin, aristokratlar ve burjuvaziyle imtihanı

Belediye binalarında, tiyatro ve konser salonlarında, ücreti verilerek icra edilmektedir müzik. Pahalı bir gösteri haline getirilmiştir. Müzisyenler, soyluların şatolarından kurtarılmış, ama başka bir yere, gösteri sektörünün mekânlarına hapsedilmiştir.

Viyana – Klasik müzik, çıkışı itibariyle Orta Çağ’da ve Batı Avrupa’da oluşmuş bir türdür. Türün hem oluşmasında ve hem değişiminde kilise, soylular, burjuvazi; demokratik dönüşümler ve devrimler etkilidir. Orta Çağ’ın hakimi konumundaki kilise, inandırmak ve susturmak için, “Tanrı”ya adanmış kutsal dua işlevi yüklemekteydi müziğe. Kiliseye hizmet edenler dışındaki bütün müzikal etkinlikler yasaklanmıştı o dönemlerde. Müzik, “dünyevi zevk” olmamalıydı. Ne de olsa kilisenin etkinliği ve selameti, insanları dünyevi zevklerden uzaklaştırmaya, onların kendilerini ve çevrelerini tanıma özgürlüğünü ellerinden almaya dayanıyordu.

Sonraki çağlarda, iktidarı krallarla paylaştığı dönemlerde, kilise, “düzeni ve adaleti sağlama” iddiasını tam olarak bırakmaz bir kenara, ama ağırlıkla toplumun ve insanların “ruhsal dünyası”yla ilgilidir. İşte bu dönemin şövalyeleri, savaş için gittikleri bölgelerde, ülkelerde; kaldıkları, konakladıkları kale, konak ve şatolarda ezgiler söylemeye başlarlar. Teması, bireysel duygu ve düşünceler, kurulan dostluklar, yaşamın değeri olan ezgilerdir bunlar. Şövalyeler, seslendirdikleri o ezgilerle dinleyicilerine yeni bir dünyanın kapılarını açarlar. Dönemin bilimum çalgıcıları, geleneksel saz şairleri, gezgin şarkıcılar da katılır onlara ve böylece, yasaklara rağmen kilise müziğinin karşısına halk müzikleri çıkmaya başlar.

Andığımız o şövalyelere, saz şairlerine ve gezgin şarkıcılara, “Troubadour” adı verilmişti. Müziği, kiliseden şatolara taşıyanlardı bu “Troubadour”lar. Müzik aristokrasi, müzisyenler aristokratlarla buluşmuştur artık. Bu aşamada, müziğin sanatsal değerinin önplana çıktığı söylenemez henüz. Zira aristokratlar için önemli olan, en iyi müzisyenleri kendi himayesi altında bulundurma, eser sipariş etme yarışıdır. Himaye edilen müziyenlerin ortaya çıkardığı her yeni eser, aristokratik prestij savaşında kazanılmış yeni bir mevzidir. Böyle bir ortamda, müzisyenler kaçınılmaz olarak onur kırıcı davranışlara maruz kalırlar sık sık. Bu durum, modernite dönemine kadar sürer.

Gezgin ozanlar dernekleşiyor

Erken modern dönemde, gezgin ozanlar kalıcı bir ev edinerek yerleşik hayata geçmek, vatandaşlık hakları elde etmek, toplumda saygınlık kazanmak için harekete geçerler. Farklı bir deyimle, “burjuva erdemlerine sahip olma” yönelimidir bu. Uygun görülen yol ve yöntem ise dernekleşmektir. Habsburg hanedanlığının sınırları içinde, bu türden bilinen en eski dernek, “Aziz Nicolai Kardeşliği”dir. Bu dernek adını, Aziz Micheal Kilisesi’nden almıştır. Kurucuları, bu kilisenin cemaatindendir aynı zamanda. Ailelerini de korumak amaçlı, bir sosyal dayanışma organizasyonu amaçlamışlardır.

Yine aynı dönemde Schwaz, Steyr, Wels, Eferding gibi yerleşim yerlerindeki ozanlar da güçlerini birleştirme yoluna giderler. Kentsel, burjuva yaşama tutunmak, dahil olmak isterler. Müzikleri, öncelikle danslı partilerde, düğünlerde yaygınlık kazanır. Bu müzisyenler zamanla, kilise cemaatinin ve kentlilerin müzik eğitiminde de önemli rol oynamaya başlarlar. Bu süreç, “sanat müziği”ninin erken dönemidir ve 18. Yüzyıl’a kadar, yani mülkiyet sahibi ve eğitimli burjuvazinin ortaya çıkmasına kadar sürer.

Burjuvazi, müziği kilise ve şatolardan çıkarıyor ama

Fransız Devrimi (1789-99) gerçekleşir. “Tanrı merkezli toplumsal düzen”, “laik ve aklı esas alan” bir toplum, devlet yapısına bırakır yerini. Çağın yeni ve yükselip güçlenen hakim sınıfı burjuvazi, eğemenliğini kesin olarak ilan eder. İşte bu dönemde müzik, kilise ve şatolardan taşar, hayatın çok farklı alanlarına doğru yayılır. Müziğin de müzisyenlerin de “yeni efendi”si, artık burjuvazidir. Başlangıçda yaşanan aristokrasi-burjuvazi rekabeti, sonraları bir uzlaşıya doğru evrilir, “tek bir üst sınıf” olarak birleşilip bütünleşilir.

İşte klasik müzik kategorisi, tam da bu dönemdeki sınıf mücadelesinin seyri içinde, statü kazanma stratejilerinin bir sonucu olarak sahneye çıkar. Müzisyenler, farklı ve yeni bir üretim süreci içindedirler. Eski “efendiler”inden kopar, uzaklaşırlar; piyasa için müzik yapmaya başlarlar. Kapitalist üretimin bir bileşeni olmaktı bu hal. Burjuvazi ve kapitalizm bir özgürleşme sağlamıştır, ama kendine özgü yen bağımlılık ilişkilerini devreye sokmakta gecikmeyecektir. Müzik, popülaritesi olan bir üretim haline geldikçe, müzisyenler bu kez kamuoyunun taleplerine bağımlı hale gelirler.

Müzisyenlerin bir kesimi, bu yeni tarz bağımlılık ilişkisine, piyasanın taleplerinden bağımsızlaşmış bir “yüksek sanat” kategorisiyle karşılık verirler. Bu, halkın beğenisinden bağımsız olarak değer biçilen, yüklenen bu değerinin tartışılması ve sorgulanması engellenen, birçok kurumsal avantaja sahip yeni bir müzik kategorisinin temelinin atılmasıydı. Bu yeni müzik kategorisinin en büyük destekçisi, koruyucusu ise burjuvaziydi. Kendisini kitlelerden ayıran, onlardan ayrıcalıklı kılan statüsünün göstergelerinden biri haline getirecektir onu. Belediye binalarında, tiyatro ve konser salonlarında, ücreti verilerek dinlenilebilecek alanlarda icra edilmektedir bu müzik. Pahalı bir gösteri haline getirilmiştir. Müzisyenler, soyluların şatolarından kurtarılmış, ama başka bir yere, gösteri sektörünün mekânlarına hapsedilmişlerdir.

Sonraki yazımda, bu süreçleri Avusturya’dan somut örnekler vererek yaşadığımız ülke açısından ele alacağım.

…………………………………………………………
Kaynaklar:

  • www.wienerzeitung.at/themen_channel/musik/klassik_oper/812865_Musikland-Oesterreich.
  • www.sosyalarastirmalar.com
  • www.contextxxi.at
  • www.aeiou.at/aeiou.music
  • Feyzan M. Göher, Müziğin Toplumsal İşlevi: Müzik, Din ve Ekonomi

(resmiye.aslan1511@gmail.com)

Vielleicht gefällt dir auch