“Mutlaka bir yol var”, diyerek göç yollarına düşmek

Afganistan’dan sonraki ilk durağı, İran olmuştu. Oradan, Türkiye’ye geçti. Bir süre Van’da kaldı. İş bulamadı. “Bir umut İstanbul”, dedi ama o da olmadı. Avusturya’daydı şimdi.

St. Pölten – Mültecilerden bir mülteciydi o da. Tek bir çocuğu vardı. Onu da yanına alıp Afganistan’dan düşmüştü yollara. Aşağı Avusturya’nın başkenti St. Pölten’de kurulan geçici bir kampta karşılaştım onunla. Büyük ihtimalle, o da diğerleri gibi Traiskirchen’deki ilticacılar merkezine gönderilecekti. Ama henüz kesin değildi bu. Bir tercüman bulup, kendisiyle konuşmaya çalıştım. Tercüman, onun Farsça’yı çok iyi kullandığını ortaya çıkarıverince, bu utangaç ve ürkek göçmenle iletişim kurmamızın önünde hiçbir engel kalmadı.

“Yollarda çok zorluklar çektim. Bir yıldan fazladır yolardaydım”, diyerek başladı anlatmaya. Afganistan’dan sonraki ilk durağı, İran olmuştu. Genç mülteci kadın, İran’ın kendilerine gösterdiği muameleden şikayetçiydi. “İran’da bize hiç insanca davranılmadı. Mültecilere karşı aşırı derecede tepkililer. Küçücük bir değeriniz yok onların gözünde”, dedi ve devam etti: “İran’dan, Türkiye’ye geçtim. Bir süre Van’da kaldım. Orada iş bulamadım. İstanbul yolculuğu başladı bu yüzden. İstanbul’da da umduğumu bulamadım. Tacizlerle karşılaşmaya başladım.”

İki kıtayı, o koca kentte de tutunamayacağını çabuk anlamıştı. İstanbul’un birbirine bağladığı Asya’dan yollara düştüğüne göre, köprü kentin öteki ayağındaki kıtaya, yani Avrupa’ya çevirecekti yönünü. “Avrupa’ya gelmenin yollarını aramaya başladım”, dedi. Bulduğu çözüm, kendisi gibi Afganistan’dan yollara düşen bir grupla şansını denemek oldu. Yol hikâyesini, Avrupa ülkelerinden birine ulaşmak için harekete geçişine kadar aktardı sadece, gerisini anlatmak istemedi.

Farklı platformlarda, farklı vesilelerle sık sık sorulan o soru geldi aklıma. Neden Avrupa? Özellikle de içinde bulunulan dönemde, Avrupa ülkeleri, Müslümanlara karşı kaygı ve kuşku içinde. Bu çerçevede, en hafif deyimiyle “oldukça mesafeli” bir konumdalar. Ülkesini terk etmek zorunda bırakılmış Müslüman bir kadının, tercih edeceği Müslüman bir ülke yok muydu? Afganistanlı genç mülteci kadın, İran ve Türkiye’yi andı bir kere daha. “İran’da çok kötü bir muhamele gördüm. Orada kalamazdım. Türkiye’de ise hem iş bulamadım, hem orada da horlandım. Tacizlerle karşılaştım”, diyerek sıraladı, pusulayı Avrupa’ya çevirişinin gerekçelerini.

Peki, ne umuyordu Avrupa’dan? Zamanla o da görecek ve tanıyacaktı. Ama, kafasındaki resim nasıl bir şeydi Avrupa’ya ve geldiği ülke olarak Avusturya’ya dair? “Her insan, güzel ve iyi bir yaşam sürmek ister”, dedi ve daha çok duyumlarına dayandırarak, kafasındaki Avrupa resmini şöyle çizdi: “Avrupa’da yaşam standartlarının yüksek olduğunu duyuyordum hep. Ben de bunu dikkate aldım. Çocuğumun geleceği için burayı tercih etim.”

Geçici kampta görevli polislerden biri girdi içeri. Genç kadına, Avusturya’da kalacağını bildirdi tercüman aracılıyıyla. Kadın, üzerinde her hangi bir kimlik olmadığının iletilmesini istedi polise. Tercüman aracılığıyla, “biliyoruz” cevabını aldı. Ben, bir fırsatını bulup araya girdim ve polise bir soru yönelttim. Kimliği olmayan bir sığınmacının kim olduğu, nereli olduğu nasıl öğrenilecekti? Polis, “yapacak bir şey yok”, dedi ve ekledi: “Kimliksizse, hangi ismi vermişse ve hangi ülkeden geldiğini söylemişse, o ülkenin dilini de konuşuyorsa, biz de bu sözlü bilgilere göre kimlik verecegiz.”

Tahmin ettiğimiz üzre, Afganistanlı genç kadın, geçici kamptan alındı ve Traiskirchen’deki iltica istasyonuna götürüldü.

info@toterwinkel.at
25.10.2018

Vielleicht gefällt dir auch