DENİZ ÖZEN-BAŞARAN

Nefes al nefes ver, nefes al nefes ver-me, kal orada!

Yazlık bir sinema.

Sadece beyaz kirece boyalı yan duvarları dışında, yıldızlara uzanan beyaz bir perde. Film oynuyor. Pek de rahat olmayan sandalyelerinden birinde, salonun tam ortasında oturmuş izliyorum.

Sabah oluyor, akşam oluyor, öğlen oluyor, akşamüzeri, fakat salon hep boş.

Bazen kalkıp ekrana girerek birşeyleri düzeltip, geri yerime oturuyorum. Hem filmdeyim, hem izleyici. Garip bir durum. Çok uzundur yazarların ne yazdığını da tahmin ediyorum. Fakat oyuncular çok vasat. Gerçek oyuncu yok mu bu filmde diye bağırırken uyanıyorum.

Rüyaymış…

Ne acayip bir vasatlık. Bunaldığım doğru. Yazarı çizeri şarkıcısı oyuncusu memuru işçisi öğretmeni öğrencisi… Sanki netlik ayarı kaçmış bir Nordmende’yiz ülkecek. Oysa bir tencere kapağı yeter, balkondaki çamaşır direğine asılıvermiş, çeksin diye. Aa ama gül dudaklıyız ya, hepimize yeter bir ego tatmini nasılsa, değil mi? Burunlarımız kalkık, kaşlarımız dövmeli. Gözaltı morluklarımıza iki tık tık. Çok sağlıklıyız çook. Pırıl pırıl tenlerimiz var sosyal medyada da. Yav ne güzel programlar üretiyor bu yazılımcılar. Vallahi makyajlı bile çıkıyoruz inan ki! Daha ne olsun ki?

Mutsuzluktan ağızları açlık kokan incecik kadınlarımız var bizim. Küçücük kıçımız olsun da gerisi teferruat. Yoga mı, pilates mi? Tatlım matın var mı matın? Aa Reiki mi biliyorsun? Sürrpraayyzz! Hangi tınıdayız?

Bir garip Aziz Nesin hikâyesinde kapalı kalmışım gibi sanki.

Bunlar ordan burdan şurdan yüzüme kulağıma çarpanlar ama bir de gözüme girenler var ki daha vahimi yok. Basın danışmanlığını yaptığım yazar ile medya turları atarken rastladıklarım. En alternatifinden en merkezine. Sunucuların diksiyon bozukluklarını falan es geçiyorum, bari bir açılış kapanış yapsınlar programlarına, razıyım. Yok. Saçma sapan histerik gülüşlerle puskurarak program açan mı dersin, iki soru soramadığı her halinden belli olup zırvalayan mı! Yok yani edebiyat programı olunca sofradaki, tepsinin kallavi olacağını düşlüyorsun. Kendini alemlerin ilahı gören bir arkadaşın reytingi içler acısı gibi mesela. Daha nice örnek. Bir radyom olsa hiçbirine program vermem diyorum, içimden. Bizi bunlara mecbur kılanlar utansın. Bu işin de bir haysiyeti vardı eskiden. Yazara dönüp sendeyim denmez örneğin. İşin cılkı çıkmış en kibar haliyle.

Fakat hepsinden öte yazan çizenlerin hali daha üzücü. Ülkedeki yazar sayısının okur sayısından fazla olduğu bir zaman dilimindeyiz. Herkes yazıyor kardeşim artık, kimse okumuyor fakat. Ülkedeki herkes keçileri kaçırmış bir halde koşturuyor bir uçtan bir uca. Turlar var artık zaten, en çok emekli teyzeler gidiyor.

Ben ise uyanmak istiyorum, rüyaymış diye.

Hayır hayır bilgi birikime değil asla açlığım. Sofrada gerçeklik olsun istiyorum. Üç gerçek yiyecek.

Renk istiyorum. Bir yaz akşamüzerisinde pencereden gelen hafif rüzgârla uçuşan tül perdelere karşı iki saat kalayım istiyorum.

Sonra kalkıp fesleğen kokulu balkonumda yan komşuya gülümseyeyim istiyorum.

Zamanın rengi sarı. Açık yeşile evrilsin diye bekliyorum.

Dursak mı biz bir. Son istasyon neresi?

……………………………………….
d_dalgasi@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch