Öykü } Rüzgâr, taş ve çiçek

Kız, sessiz kaldı. Telefonun sesi kesildi. Adam çiçeğe baktı. Başka birine telefon açmak istiyordu. Bulutlar her tarafı sarmıştı. Bulutlara baktı.

İzmir – Heyecanla sarıldı cep telefonuna; selamsız, kelamsız, hiçbir güne benzemeyen bir ses tonuyla, konuştu:

“Kâğıtsız ve kalemsizim, lütfen söyleyeceklerimi yazıya dök. Bir ilki yaşıyorum; beyinde yazılmadan önce, kâğıda yazılması gereken ilk öyküm olacak.”

Telefondaki kız, onu iyi tanıyordu. Sorgulamadan, denileni yapacaktı. Sormak zorunda olduğu soruyu yöneltti sadece:

“Hangi dille konuşacaksın?”

“Kürtçe.”

“Kürtçe yazmayı bilmediğimi hatırlatmama gerek var mı?”

“Kürtçe düşüneceğim. Aynı anda Türkçe’ye çevireyim. Bu öykü kısa olacak. Birazdan gün batmış olacak.”

“Peki. Söyle, yazayım.”

“Bir problem var.”

“Problem olan nedir?”

“Renk! Renklere dair ifade ve tasvirleri aynı anda çeviremem… Şimdilik kalsın, sonra ekleyebilirim.”

“Neden?”

“Renkler, senin yabancısı olduğun yaşamları hatırlatır bana. Çevirileri kısa sürede zordur.”

“Yine de söylemeni istiyorum.”

“Yüksek bulutlar bir kadının entarisini hatırlatır. Işık hüzmelerine durmuş bulut, menenjit olmuş bir çocuğun yüzüne benzer. Suyun rengi, bir bakirenin gerdanındaki damar gibidir. Gün, bulut parçalarının arasından gelir; şu anda yapraklarda tatlılaşıyor ışıklar. Küçük bir yamaçtayım. Yamaçta bir çiçek. Köklerinin bir kısmı dışarda. Rüzgâr esiyor. Rüzgâr vurdukça direniyor. İşte, çiçeğin yanında oturdum. Köklerini toprağa gömesim gelir, yapmıyorum. Rüzgâr vuruyor ve o direnmek istiyor. Çiçeğin üst tarafında bir taş var. Kimseler burdan yürümezse, taşın yuvarlanma ihtimali yok. Bir ihtimal biri orda yürür de taş yuvarlanırsa, çiçeği ezmiş olacak. Taş, çiçeği ezecek büyüklükte. Taşı elledim. Şanssızlık, çiçek şanssız! Taşın altında bir ot tanesi yeşermiş. Taşı alıp başka yere bıraksam, otun yaşamını tehlikeye atmış olurum. Biri yürüse oradan, ot tanesi ayağının altında kalsa, yeşeremez bir daha…”

Kız, telefonda dolmuştu. Tutamadı kendini; içli, kızgın, garip bir sesle konuştu:

“Mecbur değilsin!”

“Anlamadım.”

“Anladığımı biliyorsun, kaçmanın bir anlamı var mı?”

Erkek, sessiz kaldı. Ah çekerek, kızı dinlemeye devam etti. Kız sürdürdü konuşmasını:

“İki kişiyi seviyorsun. İki aşk da tehlikede. Çiçek, diğer sevdiğindir aslında. Ben, taşın altındaki otum. Uyarmıştım seni, kadınlarla derin sohbetlerin olmasın diye! Yüreğin ve sohbetin etkiliyor, etkinde kalıyorlar, anla artık! Yeter! Sana âşık olanların, yaşamları içlerinde, üstü örtük. Dokunuyorsun yaşamlarına, sen de onlara âşık oluyorsun. Bu türden aşklar acıya dönüşür, bilirsin. Yıllardır yüreğimde yer etmişsin. Ben de senin yüreğinde! Bir kez olsun bedeninin sıcaklığını hissetmedim. Bu hal ve bu yaşam uyumsuzdur.”

“Onlarcasına, ‘sizi seviyorum’ desem, neresi kötü bunun? Mutlu olacaklar, inanıyorum. Cevaben diyecekler, ‘ben de seni seviyorum’! Bu kötü değil, biliyorum, yine de demiyorum. Onlar da demiyorlar. Belki de bu saygıdır, aşk değildir. Hallerini anlıyorum belki de, bunun hatırınadır sevgileri.”

“Yüreğin onca aşkı nasıl kaldırıyor?”

“Yüreğim aşkları kaldıramaz, yüzlerce yüreği kaldırabilir.”

Kız bu sözlerden sonra, hafif gülerek tatlı bir renk verdi sesine:

“Önemli değil, yüreğimin bir parçası hep seninle.”

“Hatırlatmana gerek yok.”

“Dün misafirim vardı, Kenan. Kırmızı şarap getirmişti. Geceyarısına kadar sohbet ettik… Ne güzel gözleri var, bir bilsen!”

“Senin için güzel bir geceymiş?!”

“Hayır be çocuk, onun gözleri güzel, yakışıklıdır… Ben, senin sohbetini arıyordum.”

“Yaşam, keşkelerle olmuyor. Her şeyi birlikte birinde bulamazsın. Yakışıklıdır kimileri, kimileri sohbetleriyle farkına vardırıyor…”

“Şanslıyımdır!”

Adam katıla katıla güldü. Devam etti konuşmasına:

“Belki de en şanssızı benim, hepiniz daha şanslısınız… Bu bir şakadır, şans meselesi değildir, tercih meselesidir. İnsanın yüreğinde olanlar sürekli insanla birliktedir.”

Kız, sessiz kaldı. Telefonun sesi kesildi. Adam çiçeğe baktı. Başka birine telefon açmak istiyordu. Bulutlar her tarafı sarmıştı. Bulutlara baktı.

………………………………………
* Bu öykü daha önce, Kürtçe olarak ve “Ewrên Bilind” ismiyle yayımlandı.

cihanroj@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch