Özgür yeleler | Yılkı atları

Türkiye’nin birçok yöresinde, eskisi kadar çok olmasa da yılkı atı bulunuyor. Manisa Spil Dağı, Afyon Sorgun, Karaman, Sinop, Sivas, Kapadokya ve Kayseri… Erciyes’in eteklerinin Hörmetçi Köyü’ndeki sazlıkta yaklaşık 400 at koşturuyor..

İstanbul – Siz hiç özgürlüğün sesini duydunuz mu? Yüzlerce atın dörtnala koşarken toynaklarının toprakta bıraktığı sesle, rüzgârın yelelerden geçerken oluşturduğu sesin karışımı o muazzam melodiyi? Ya, bu melodiye eşlik eden o mağrur başkaldırıyı gördünüz mü? Rüzgâr yelelerini geriye doğru attıkça onlar da başlarını göğe doğru öyle bir kaldırıyor ki, sanırsınız dünya denilen gezegenin tek sahibi onlar ve siz sonradan gelip vatanlarına yerleşmiş birer düş bozguncususunuz! Aslında bir anlamda doğru. Sanayileşmeyle birlikte her şeyde olduğu gibi onların da yaşam alanlarını yok ettik, küçülttük!

Evet onlar, yılkı atları…

Kayseri, Hörmetçi Köyü’ne, yılkı atlarını fotoğraflamaya geldiğimizde hiçbirimiz nasıl olağanüstü bir görüntüye tanık olacağımızı bilmiyorduk. Köydeki yılkı atları çiftliğinin sahibi Ali Kemer’in oğulları ve toparlayıcı kangal köpekler, geniş bir çayırlığın ilerisinde küçücük görünen atları toplamaya gittiklerinde, onları yakından göreceğimiz ve fotoğraflayacağımız için çok heyecanlıydık. İlk defa bu kadar çok atı bir arada görecektik.

İlerde bir hareketlenme olduğunda Ali dayı (Ali Kemer’e herkes öyle diyordu) bize düz bir sıra halinde dizilmemizi, atları ürkütecek hareketlerden kaçınmamızı ve atlar üzerimize doğru gelirken dikkatli olmamızı söyledi.  Çok yakınlarında durmamalıydık. Heyecanla dizildik, fotoğraf makinalarımızı hazırlayıp beklemeye başladık. İlerde bir toz bulutu oluştu. Bulut büyüdükçe ses de büyüdü. Dörtnala üzerimize doğru gelen yaklaşık 400 atın çıkardığı sese, toprağın sarsıntısı eklendi. Ciddi ciddi deprem oluyordu! Yeterince yaklaştıklarına emin olduğumuzda arka arkaya deklanşörlerimize bastık. Kelimelerin anlatmaya yetersiz kalacağı olağanüstü bir andı! Fotoğrafçı olduğuma bir kere daha şükrettim! Tabii kangal köpeklerinin bu görsel şölene olan katkılarını da yabana atmamak gerek. Sürüyü toplama, arada kaçanları yeniden sürüye katmadaki başarıları görülmeye değerdi doğrusu.

Türkiye’nin yılkıları

Yılkı atları doğal ortamda yaşayan, beslenen ve üreyen hayvanlar. Doğanın her türlü şartına alışkınlar. 10-15 attan oluşan gruplar halinde yaşıyorlar. Bu grup, bir erkek ve kısraklardan oluşuyor. Kışın zor şartlarına ve kendilerine saldırmak isteyen kurt gibi hayvanlara karşı böyle mücadele ediyorlar. Grubun başında mutlaka lider olarak bir erkek at bulunuyor ve grubu bu at yönlendiriyor. Dışarıdan başka bir erkek gruba giremiyor. Girmeye kalkarsa iki erkek at arasında çok ciddi kavgalar oluyor. Taylar da grup içinde doğuyor ve büyüyor.

Yılkılar tamamen vahşi olabildiği gibi, sahipleri tarafından yaşlandığı, bakımının zorlaştığı ve işe yaramaz hale geldiği gerekçesiyle doğal ortamlara bırakılan atlardan da oluşuyor.

Türkiye’nin birçok yöresinde, eskisi kadar çok olmasa da yılkı atı bulunuyor. Manisa Spil Dağı, Afyon Sorgun, Karaman, Sinop, Sivas, Kapadokya ve Kayseri… Kayseri Hacılar’a bağlı, Erciyes’in eteklerindeki  Hörmetçi Köyü’ndeki sazlıkta ise yaklaşık 400 at koşturuyor..

Köyün, küçükten büyüğe neredeyse bütün erkekleri atları binek hayvanı olarak yoğun biçimde kullanıyor. Bu atlardan sorumlu çiftliğin sahibi Ali dayı ve oğulları, zaman zaman atları yakalayarak onları evcilleştirip çiftçilere sahiplendiriyorlar. Bu işi 30 yıldır yaptığını söyleyen Ali Kemer, atların sazlıktan toplanması, ahıra getirilmesi esnasında filmlerde rastlanabilecek o görsel şöleni izlemekten hiç bıkmadığını, bu işi çok sevdiğini ve ancak ‘hak ettikleri desteği’ alamadıklarından yakınıyor.

Biz atları çoğaltmaya çalışıyoruz, ama  hayvanların sayısı hızla azalıyor. Çünkü sanayi buralara kadar geldi. Yaşam alanları azaldı. Desteğe ihtiyacımız var. Su içecek yerleri bile yok bu atların. Elimizle su içiriyoruz. Buradaki dereye fabrikalar atık bırakıyor. Devletten destek bekliyoruz.” diyor.

Ali Kemer, bu işi korumanın yanı sıra, ulaşılabilir olmasını sağlamayı ve turizmin bir parçası haline getirmeyi arzuluyor.

Turizmin parçası olmaları ne kadar doğru olur?! Zaten çok az yaşam alanı bıraktığımız bu atların bir de yoğun turizmin hizmetine girecek olması fikri hoş değil elbette. Ancak çuvaldızı kendimize de batırmalıyız. Evet, bu atların yaşamlarının belgelendirilmesi önemli. Fotoğrafçı olarak buna katkıda bulunuyoruz elbette, ama sonuçta bizler de fotoğrafçı olarak bir anlamda bu ‘turizm’ dileğine hizmet etmiyor muyuz?! Turizm demek daha fazla insanın, fotoğrafçının bölgeye gelmesi demek. Atların yaşamına daha fazla müdahale etmek demek. İşte bu da yaman çelişkilerden bir tanesi!

Özgürlük bu atlara çok yakışıyor. Keşke gerçekten öyle olsalar. Keşke hiç insan eli değmese onlara.

04-01-2019

………………………………………………..
Fotoğraflar: Emine Başa
eylulguz@gmail.com

Vielleicht gefällt dir auch