Pınar Aydınlar | Sanat ve sanatçı özgür olmalı

Pınar Aydınlar: “Sanat, dünyadaki tüm haksızlıklara, tüm zulüm politikalarına karşı tohumlar yeşertmektir. Sanatı engellemeye kimsenin gücü yetmez. Bir söz var, ‘bir ülkenin yasalarını yapanlar, türküleri yakanlardan korksunlar’, diye.”

Viyana – Halk müziği sanatçısı Pınar Aydınlar, 25 Aralık günü St. Pöten AABF Bileşenleri tarafından Aşağı Avusturya (Niederösterreich) eyaletinin başkenti St. Pöten’de organize edilen “Maraş Katliamı’nın 41. Yıldönümü” etkinliğinde yer alan müzisyenlerden biriydi. Etkinlikten sonra, sanatçı Aydınlar’la bir görüşme yaptık.

Öncelikle kısaca kendinizi tanıtır mısınız biraz?

Pınar Aydınlar: 1979, İstanbul doğumluyum. Aslen, Erzurum-Aşkale’ye dayanmakta aile geçmişim. 13 yaşında bağlama kursuna başladım. Halk müziği, yaşamıma kattığım en güzel değer. Onu bu kadar sahiplenmemin nedeni, mazlumun dili olmasıdır. 1995’te, İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı’na girdim. Mezun oldum. Pir Sultan Abdal adıyla faaliyette olan derneklerde, halk eğitim merkezlerinde gönüllü (ücretsiz) öğretmenlik yaptım. Binlerce öğrenci yetiştirdim. Bu arada evlendim, ikizlerim var: Turna ve Toprak. Sivas Katliamı’nın yapıldığı gün doğmuşlardı. Şu anda 15 yaşındalar.

Sanatçılığınızın yanı sıra, politikada da oldukça aktifsiniz. Politik çalışmalarınızdan da biraz söz eder misiniz?

Elbette ki benim de inandım bir politik mücadelem, kavgam var. Siyasette aktif roller aldım. Kuruluşundan itibaren HDP’de iki dönem parti meclis üyeliği yaptım. Sırrı Süreyya Önder ile beraber İstanbul Belediyesi için eş başkan adayı oldum. 7 Haziran seçimlerinde ise, İzmir 1. Bölge’den yine aynı partiden milletvekili adayıydım. Sonraki süreçlerde, pek çok kadın çalışmasına katıldım, görev aldım. Cizre, Şırnak, Roboski, Nusaybin gibi Kürt illerinde çalışmalar yaptım. Her daim, elimden geldiğince mazlumların yanındayım. Hem siyaset hem de sanat alanında.

Konserlerinizde ne gibi sorunlar ve zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Ülkemde yasaklıyım. Birçok yere çıkamıyorum. Çok fazla kurum da beni çağırmıyor. Çünkü bana konulan yasaklarla onlar da muhatap olacaklar. Ülkede bir dosyam var: Maraş dosyası. Biliyorsunuz, Aşağı Terolar’da IŞİD kampı kurulmasına karşı bir mücadele yürüttük. Şimdi o dosyadan dolayı, 33 kişi ile birlikte yargılanıyorum. Yurt dışında da yaşadığım sıkıntılar oluyor. Sizin de bir şekilde haberdar olduğunuz, özellikle Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu içinde bir sıkıntı yaşadım. Ama bugün görüyorsunuz, Avusturya Alevi birlikleri Federasyonu’nun bileşenlerinin etkinliğindeyim. Tek adam zihniyetine karşıyım ben. Konserlerimde “Saray”dan yıllık alımlar yapan bir sanatçı değilim. Düşüncelerimden asla ödün vermem. Yılmaz Güney’in bir ardılı olarak, halkının sanatçısı olmak gerektiğine inanan biriyim. Bu yüzden, konserlerinde çok sıkıntılar yaşıyorum. Gözaltına alınıyorum. “Herne Pêş”i seslendirdiğim için sahneden indirildim Bingöl’de ve gözaltına alındım. Bir sürü şey yaşadım. Taviz vermeyi asla düşünmüyorum. Kaypakkaya’nın, ser verip sır vermeyen bir yiğidin yoldaşıyım ben. Doğal olarak mücadele, benim için olmazsa olmazdır.

Kadın cinayetleri konusunda ne düşünüyorsunuz? Ne yapmalı sizce?

Kadın cinayetlerinin bugün bu kadar çok olmasının ana sebebi şudur: Yasalar, tecavüzcüleri ve katilleri korumaya alıyor. Koruduğu için de kimse cinayet işlemekten, tecavüz etmekten, çocuk pedofili dolayısıyla cezalandırılmaktan korkmuyor. Yozlaşma var, gericilik var. “Din” adı altında, özgürlükleri baskılayan yasakçı bir zihniyete sahip bir sistem içinde yaşam mücadelesi vermeye çalışıyoruz. Cinayetlerin son bulması, bu erkek sistemin dayatmalarına karşı çıkmaya bağlı.

Halk müziği sanatçısı Pınar Aydınlar, Toter Winkel St. Pölten temsilcisi Elbeyi Akpolatın sorularını yanıtladı.

Hem sanat hem siyaset alanında bu kadar aktifsiniz, özel yaşamınızı nasıl etkiliyor bu?

Ben bir anneyim her şeyden önce. Çocuklarım liseye başladı. Hem onları büyütmeye çalışıyorum, hem dostlarım, yoldaşlarım, sevdiklerim var ve inanın her boş vaktimde evim hep tıklım tıklım olur. Benim sofram hep kalabalıktır. Çünkü ben, görüşmenin ve o kolektif yaşamın verdiği mutluluğa inanan biriyim. Bunu aynı şekilde, hapishane sürecinde de yaşadım. Biliyorsunuz, geçen yıl 4 aylık bir hapishane deneyimim oldu. Milletvekili adayıyken yaptığım konuşmalardan dolayı.

Çok kısa ve öz olarak, sizce sanat nedir?

Sanat, dünyadaki tüm haksızlıklara, tüm zulüm politikalarına karşı tohum yeşertmektir. Tohumu yeşertmek; yeri gelir bir notla, yeri gelir bir çizimle, yeri gelir bir sahne oyunuyla ifade edilebilir. Tek bir çerçeve verilmemeli. Eğer sanat, bir çerçeveye yerleştirilirse, sanat olmaz bence. Sanatın özgür bırakılması gerektiğine inanıyorum. İnanın, hiç kimsenin gücü yetmez sanatı engellemeye. Çok güzel bir söz var, bilirsiniz: “Bir ülkenin yasalarını yapanlar, türküleri yakanlardan korksunlar!”

Son dönemlerde Dersim kökenli sanatçılarına yönelik gözaltı ve tutuklamalar var. Neler oluyor sizce?

Şöyle bir gerçek var: Dersim’in sanatçılarının politik bir yapıları var. Hem de gözlerini dünyaya açar açmaz! Yani, yaşadıkları coğrafyayla da ilgili bir durum. Dersim, katliamlarla anılan bir coğrafya. Aynı zamanda, direnişte olan bir coğrafya. Yılmaz Çelik, benim yani 20 yıllık aile dostum. Çok değerli bir müzisyen olmanın yanı sıra, abim benim. Yıllardır birlikte çalıştığımız insanlar, arkadaşlarımız. Sanata ve sanatçıya karşı yapılan bu hukuksuz uygulamaları, elbette ki hiçbir şekilde kabul etmiyorum, edemem. Büyük bir oyunun oynandığını düşünüyorum.

info@toterwinkel.at

Vielleicht gefällt dir auch