Şeker ve hayatta kalma içgüdüsü

Tüm bitkilerin kendi enerji gereksinimleri için ürettikleri nişasta, karbonhidrat ve şeker
içerikleri diğer canlılar için evrimin her zaman diliminde enerji ve yaşam kaynağı olmuş ve olmaya devam etmektedir.

Viyana – Yaşamın oluşabilmesi ve sürdürülebilmesi için enerji en temel gereksinimlerdendir. Tek hücreli yaşam cinslerinden evrendeki en karmaşık olaylara ve canlılara kadar tüm varlıklar için enerji en olmazsa olmazlardandır. Nişastadan basit şekere tüm karbonhidratlar temel enerji kaynaklarımızdandır.

Anne sütü ile beslenen tüm canlılarda yaşamın ilk dakikalarından başlayarak sütün içeriğinde olan laktoz, yani süt şekeri, bebeğin ve yavrunun doyması, rahatlaması ve mutlu olmasını sağlar. Bu sadece öğrenilen bir özellik değil, aynı zamanda yaşamın sürdürülebilmesi için evrimin geliştirdiği genetik bir içgüdüdür.

Evrimde varolmaya devam etmemizi bu içgüdüye mi borçluyuz? Şekere ve tatlıya olan düşkünlüğümüzün nedeni bu içgüdü mü?

Bu soruların yanıtını gelecek yıllarda araştırmalar ortaya çıkaracak, bizler kendi yanıtlarımızı şimdilik kendimiz bulabiliriz. Tüm bitkilerin kendi enerji gereksinimleri için ürettikleri nişasta, karbonhidrat ve şeker içerikleri diğer canlılar için evrimin her zaman diliminde enerji ve yaşam kaynağı olmuş ve olmaya devam etmektedir.

Gezegenimizin bir kesiminde günümüzde besin ve karbonhidrat kaynaklarına erişim son derece basit, aynı zamanda ekonomik olmakla beraber, bu durum önemli bir sorunu beraberinde getirmiştir. Tüketemediğimiz fazla enerji karaciğer ve diğer yağ depolarında toplanarak günümüzün aşırı beslenme ve tüketimden kaynaklanan fazla kilo, obezite, tip 2 diyabet (yani şeker hastalığı), kalp-damar hastalıkları, bazı kanser  türleri gibi hastalıklara yol açmakta, erken ölümlere neden olmakta veya sağlık sistemine ağır ekonomik bir yük getirmektedir.

Özellikle glikoz ve fruktoz gibi basit, yani kana çabuk karışan şekerler içeren gazlı içecekler bu gibi sağlık sorunlarına yol açmaktadır, yüksek kalori ve enerjinin içecekler yolu ile tüketilmesi kısa sürede gereksinimden çok daha fazla enerjinin alınması ve depolanmasını beraberinde getirmektedir.

Şekerli içecek tüketimini en aza indirmek, besinlerimizde rafine basit şeker yerine komleks karbonhidratları tercih ederek fasulye, mercimek, bezelye, nohut gibi baklagiller, beyaz modern buğday unu yerine siyez buğdayı unu, beyaz pirinç pilavı yerine kara buğday ve kızıl buğday pilavı tercih ederek, yani doğaya geri dönerek otantik beslenme kültürümüzle modern çağın hastalıklarından uzak durabiliriz.  

Sağlıklı ve keyifli yaz günleri dileği ile.

………………………………………….………………….
Aile Hekimi & Tıbbi Beslenme Uzmanı 
www.kaynar.at – kaynar@chello.at

Vielleicht gefällt dir auch