Şerafettin Yıldız | “Aşk Yıpranırsa Yırtılırım”

Şair-yazar Şerafettin Yıldız, Temmuz 2019’da yayınlanan “Aşk Yıpranırsa Yırtılırım” adlı yeni şiir kitabında, önce kendini sorgulayarak başlıyor şiirlerine. Kendinden yola çıkıyor ama bu sözü herkesedir.

İstanbul – Şair-yazar Şerafettin Yıldız, Trabzon doğumlu. Ama çocukluğu Samsun’da geçti. Liseye kadarki öğrenimini de orada yaptı. 1977’de, Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi. 1978’den beridir ise Viyana’da yaşıyor. Viyana Üniversitesi’nde master yapan Yıldız, uzun yıllar Viyana Eyaleti Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde göçmenler için eğitim danışmanı olarak çalıştı ve 2018’de emekli oldu. Şerafettin Yıldız’ın kaleme sarılma tutkusu, lise sıralarından beri vardı. İlk kitabını, 1989’da Almanca-Türkçe olmak üzere iki dilli yayınladı: Meine rotzige Hoffnung / Sümüklü Umudum. Onu, 1995’te Almanca yayınlanan gençlik romanı Der himmelblaue Gruss (Gök Mavisi Selam) takip etti. Türkiye’de ve sadece Türkçede çıkan ilk kitabı olan Bir Deniz Boyu Öteden, 1994’de Era Yayıncılık tarafından basıldı. Şiir kitabı Herzfinsternis (Yürek Tutulması), 1998’de Avusturya’da Almanca, 2001’de ise İspanyolcaya çevrilerek Meksika’da yayınlandı. Yıldız’ın 2019’dan önceki son şiir kitabı Im Süden des Lebens (Hayatın Güneyinde) ve son romanı Beistrich (Virgül)2013’te çıktı okur karşısına. Yazarın yedinci kitabı, yine bir şiir dosyası oldu ve birkaç ay önce Aşk Yıpranırsa Yırtılırım adıyla Ekin Sanat Yayınları tarafından basıldı. Virgül (Beistrich) adlı romanının Türkçe baskısı da aynı yayınevi tarafından basıma hazırlanıyor.

Şerafettin Yıldız’ın şiir ve öyküleri, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yayınlanan antolojilerde de yer aldı. 2013’de Avusturya’da üyesi olduğu Podium Yazarlar Birliği (PEN) tarafından yayınlanan Podium Portreat 70adlı seçkinin yazarları arasındaydı. Yazar ayrıca, A.C. Artman ve Allen Ginsberg’le birlikte 1992’de Viyana Şiir Okulu’nu (Schule für Dichtung) yönetti. Bu tür bir çalışmayı, Yunanistan-Zakynthos Yaz Akademisi çatısı altında sürdürüyor. 2010’lu yıllarda iki dönem Avusturya PEN Yönetim Kurulu’nda bulundu.

“Gel otur şöyle ruhumun kıyısına sevgili hayat!”

Yazmak başlı başına bir eylem olduğu gibi bir mesajdır aynı zamanda, muhatabına. Şerafettin Yıldız da kitaba girişteki şiirleriyle öznel bir görünüş sergilese, iletiler verse de daha okur bunu anlamaya kalmadan toplumcu gerçekçiliğin içinde bulur kendini. Şair önce kendini sorgulayarak başlar şiire.

Kimim, neyim, neredeyim bilmem bazen.
Bazen rafta bir kitap üstüne konarım, toz gibi.
Bazen bir çalı süpürge gibi yaslanırım avluda duvara.

Şair, “Hayatta önemsiz ayrıntılardan başka bir şey değilim” derken kendinden yola çıkıyor ama bu sözü herkesedir.

Siz gidin, beni merak etmeyin!
Ben burada benimleyim, yalnız değilim.
Oturur göğsüme kervansaraylar yontarım.

Bu dizeler, insanın kendinden öte gidilecek bir yerinin olmadığını bir kez daha vurgular bize; yalnızlığımız ve çokluğumuzu düşündürerek… Kitabın sayfalarını çevirdikçe ve şiirin derinliğine vardıkça, şairin kendini içinde erittiği bir ‘aşk’ın kendisi ya da böyle bir ‘aşk’ın özlemi içinde olduğu anlaşılmaya başlar. Sevgiyi olduğu gibi acıyı da duyumsayarak yaşadığını… İnsan olmanın halleriyle kavrulduğunu…

Göğsüme kaya mezarları oyarım.
Leş gibi kokarım vicdanımda.
Acımam, sürerim Tanrıları mayın tarlalarına!

Yazar ve şair, içinden geçtiği çağın tanığıdır. Yıldız, “Küresel Cinnet” şiirinde bunu açıkça dile getirir.

Evet, şu sokak sokak, şu insan insan cinnetin çocuğuyum.
Şu hayat heyelanına tutunamayan üç günlük sakal benim.
Ruhumdaki yırtıkları börtü böcek leşleriyle yamayan benim.
Benim aklın eteklerindeki çağdaşınız şu sefil alçak!

Şerafettin Yıldız, kendine özgü bir dille yazdığı şiirlerinde “kelimenin tam anlamıyla felsefe de yapıyor” diyebiliriz.

Gel otur şöyle ruhumun kıyısına sevgili hayat!
Bilgeliğine götür beni.
Susmalarını duymak istiyorum.
Anlat bana, bilgelik nereden gelir nereye gider?
Söyle, kim bu her daim yolumu kesen Şaman büyüler?

“İnsan ne ararsa kendi içinde bulmalı” diyen şair, dayatılan yaşamlara isyan bayrağını çektiğini de belirtir dizelerinde.

Kendime ait dumanım, sisim, rüzgârım; soğuğum var.
Değiştirin boylamların yerini.
Umurumda değil bu verili dünya.

“Aşk Yıpranırsa Yırtılırım” adlı bu kitaptaki şiirleri okurken herhangi bir şiir kitabı okumadığınızı, imgenin gücüyle çarpıldığınızı da anlayacaksınız.

Masalların ölülerini gömüyorum sevap olsun diye.
Tanrıların urbalarını çalıyorum tapınaklardan.
Vaftiz olmaya giden karıncaların yollarını değiştiriyorum, muziplik olsun diye.

Cüce bir eşkiyayım.
Kımıldayan bütün anıları eziyorum.
Sıçanların düğünlerini dağıtıyorum mahzenlerde.
Kaldırıma atılmış teneke kutularda öfkemi besteliyorum.

İç çatışkılar, sorgulamalar, aşk, sevgi, zaman kavramı, kadın ve kırmızı derken bir işkencede kesiliyor soluğunuz. Ki bir işkence başka nasıl anlatılabilirdi?

Dilinde dışkı tadı, teninde küflü bir mahzen kokusu,
Bir sigara dumanında bu hayattan çekip gitmek vardı.
Yağmur damlalarına yere düşmeden acıyı ezberletmek vardı.


Bir böcek korkusuzca dolaşıyordu göğsünün üstünde.
Arayışı nafileydi, bulamazdı artık kendi ellerini.
Ayakları uyuşmuştu duvarın dibinde çiftleşen iki sıçanı seyrederken.

Bir tek kalbiydi şimdilik ona vefada kusur etmeyen,
bir de ağzının kenarında betona sızan kan.
Bilmiyorum insanlığın yerini, tırnaklarımı geri verin,
diyebilmişti, hepsi o kadar.

Bazen yaşadığı kent Viyana’ya, bazen oğluna, bazen de kızına en sıcak, en samimi haliyle seslenen ve seslenirken, anne ve baba olmanın, koşulsuz sevgi, koşulsuz şefkatini ve çocuklar için duyduğumuz endişeleri duyumsatan şair;  “Git Artık”, “Sen Varsın Diye”, “Aşkımı Alır Giderim” gibi şiirleriyle, okuruna şiirimsi bir mektup tadını da birlikte yaşatıyor.

Şair olmanın farkındalığıdır umut; yaşamı zorlaştıran iktidarların bütün kötülüğüne rağmen umudun tükenmediğini anlatır.

Belleğimin mişli geçmişinde büyümeyi unutmuş bir çocuğum ben.
Kurutulmuş ateşlerle oynar, ıslak güneşlerde serinlerim.
Ruhumdaki yaralar yetişemez bana, pes eder sağalırlar.

Yaşamdan yokluğa evriliş yok artık.
Karanlığımız bile ışık bundan böyle.
Şimdi her şeyiz, her yeriz biz.
Ölüm bile varlığımızın yanında koskoca bir hiç!

Şeraffettin Yıldız, bu dizelerle koyar son noktasını. Bu kitaptaki şiirlerin her bir dizesine bir öykü, bir roman yazılabileceği kanısındayım. Yıldız’ın kalemine sağlık diyor, yeni şiirler, yeni kitaplar beklediğimizi belirtmek istiyorum.

………………………………………………………………….
Şerafettin Yıldız, Aşk Yıpranırsa Yırtılırım
Ekin Sanat Yayınları, Temmuz 2019

Vielleicht gefällt dir auch