Şiir | Yeni düş ile eskimiş gerçeğin artistik patinajı

Bu şiir, 2009 yılında İstanbul, Kartal’da polis arabasının mavili kırmızılı ışıklarına bakılıp yazıldı. Esin kaynağı, sık sık gözaltına alınan Ali Haydar adlı devrimci bir işçidir.

İzmir“Yeni Düş ile Eskimiş Gerçeğin Artistik Patinajı” adlı bu şiiri 2009 yılında İstanbul, Kartal’da yazmıştım. Karşı binamızda Ali Haydar adlı devrimci bir işçi oturuyordu. Evliydi, çocukları yoktu. 2-3 ayda bir polis arabaları gelir, onu götürürlerdi. Ertesi günü serbest bırakılırdı. Bir gün ona sormuştum:

“Seni niye götürüyorlar Ali Haydar?”

“Kendi korkularıyla beni korkutmaya çalışıyorlar ağabey” demişti, “ceketimi hep kolayda tutarım, ne zaman mavili kırmızılı bir ışık görsem, hemen hazırlanırım.”

Sık olmasa da görüşürdük Ali Haydar’la… Lisedeki edebiyat öğretmeninden etkilenerek Shakespeare ve Homeros okuduğunu söylemişti… Grevlerde, her türlü işçi eyleminde destek amacıyla yer alırdı. Bir gece yine geldi polis… Mavili kırmızılı ışıklara bakıp bu şiiri yazmıştım… (Benim bütün şiirlerim nesnel bir olgu ya da gerçeklik üzerine kotarılmıştır. Aslında şiirin başka nasıl yazılacağını da bilmiyorum doğrusu…)

YENİ DÜŞ İLE ESKİMİŞ GERÇEĞİN
ARTİSTİK PATİNAJI

kapı çaldı gecenin bir vakti
korktu Ali Haydar, yine mi polis
‘kim o?’ diye sordu tedirginlikle
kendi bile tanıyamadı sesini

‘lütfen açar mısınız’ diyen bir mırıltı
‘ben’ diyordu, ‘kraliçe Elizabeth’
kapının deliğinden baktı iki kadın
biri yaşlı biri çok genç

sınırdan sınıra geçti korkusu
açtı kapıyı en şaşkın haliyle
baktı tebdil-i kıyafet Elizabeth
yanında bir kız görkemli güzelliğiyle

‘Juliet için geldik’ dedi kraliçe, eli kızın omzunda
‘televizyon haberlerini izlerken’
‘ülkenizdeki bir yürüyüşte görmüş sizi’
Shakespeare’le bana ‘işte Romeo bu, beni ona götürün’ dedi

merdivende karaltılar vardı, korkuyla baktı
biri Shakespeare’di, diğerleri kraliçenin korumaları
karabasan mı halüsinasyon mu, kendini çimdikledi
değişen bir şey olmadı

‘hanımefendi’ dedi sinirlenerek ‘ben bir işçiyim’
‘adım Romeo değil Ali Haydar, uyumam gerek’
‘sabah erken vakit işe gideceğim’
‘çıldırmadan çekilir misiniz kapıdan’

sızlandı kraliçe yalvardı içeri girmek için
‘bir kahve içimi’ dedi ‘hadi cancağızım’
akıl hastası mıydı bunlar kendilerini İngiliz sanan
‘gitmezseniz dedi polisinize şikâyet edeceğim’

sızlanarak indiler merdivenlerden
geldikleri gibi gittiler
heyecanlı, öfkeli, tersi yüzüne karışmış Ali Haydar
ilk kez üç yerinden kilitledi kapıyı

salona koştu, perdeyi sıyırıp sokağa baktı
eskortlar aristokrat arabalar ardında korumalar
kuyruğu tamamlayan sanat flamalı karavanlar
gerçektiler görüyordu oradaydılar

döndü oturma odasına
nazlı eşi yorgun yâri Asyagül
nasırlı eli çenesinin altında
uyukluyordu reklamı kendinden uzun bir kanal karşısında

üstüne bir battaniye örttü
saçlarını kokladı nasırlarını okşadı
yarım uyandı Asyagül sordu ‘zil mi çaldı?’
‘evet’ dedi Ali Haydar, ‘gelen tuhaf bir saltanattı’

oturdu ter içinde, çevirdi haber kanallarından birini
Türkiye saatiyle… İstanbul’a… İngiltere Kraliçesi…
Juliet de görüntüde, arkalarında Shakespeare
anladı, yeni düşle eskimiş gerçeğin artistik patinaj yapabileceğini

‘ben Ali Haydar’ dedi mırıldanarak, ‘elleri nasırlı Asyagül’ün’
‘emekçi Romeo’su, kraliçeyi kovdum, “veni vidi vici” diyemedi’
‘küçümseyemedi dişi Sezar yeni senatomun sevda gerçeğini’
‘genç Juliet’e üzüldüm, daha çok izleyecek uzun yürüyüşlerimizi’

…………………………………………………..
azizkemalhiziroglu@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch