“Sokak kitapları”, bu kez buzdolabına sığındı!

Bir açıdan azad edilmek, bir açıdan sokağa atılmaktır „sokak kitabı“ olmak. Küçük bir raf, telefon kulübesi derken, şimdi buzdolabında “sokak kitapları”. Kitabın girmediği yer var mı?

Viyana – Yüzyıllardır kitap yazılır, basılır, okunur. İnsan topluluklarının bilgi hazinesinin temel taşıyıcılarından olageldi kitap. Hâlâ öyle. Ama matbu kitaba eşlik eden, bir de e-kitap var şimdi. Bu ikincisi, ele alınmayan bir kitap çeşidi. Ya da ele alınışı biraz dolaylı. Bir dizi başka işimize de yarayan, envaitürlü şeyler yükleyebildiğimiz gereçlerin (telefonların, bilgisayarların) içinde. Özellikle de son on yılda girilen atmosferde, matbu (kâğıda basılı) kitabın papucunun dama atılmakta olduğunu söyleyebiliriz. (Kiz siz, bu yazıyı da matbu olmayan bir gazetede okumaktasınız.)

Binlerce kitap, tek bir kitap büyüklüğündeki bir gerece sığdırılmışken, bazı kitapseverler evdeki rafların yetmez olduğu matbu kitaplardan kurtulmaya aklını yatırır hale geldi. Ya da “ben bir daha okumayacaksam neden evimde hapsedeyim onu, başkaları da okuyabilsin diye azad etmenin bir yolunu bulayım”, demeye başladı. Bir açıdan baktığınızda, kitapların özgür bırakılması söz konusu. Başka bir açıdan, “sokağa atılmak” şeklinde tanımlanabilecek iç acıtıcı bir hal ve hareket.

İkinci el satış yapan ilgili esnafa ucuza vermek, isteyen arkadaşlarına bedava dağıtmak, kimi kurumlara bağışlamak… Kitabın, satın alıp okuyanın evinden uzaklaştırılmasının ya da serbest bırakılmasının ilk yol ve yöntemleriydi bunlar. Derken, evde barındırılamaz olan kitaplardan kurtulmanın bir yolu daha bulundu. Parklara, meydanlara, sokaklara bırakmak! Böylece kitaplar sokağa düştü. Farklı bir deyimle, artık hayatımızda “sokak kitapları” vardı. Kitaplar yazıp yayınlamış biri olarak, buradan „büyük bir trajedi“ çıkarmaya meyledebilirim etmesine ama, bu yazı yeri değil.

Aslında, yukarıda sıraladığım olup bitenlerde şaşılacak bir durum yok bir açıdan da. İnsanın başına ne geldiyse, kitap bunların birçoğundan muaf olamadı. İnsan nereye girdi ya da sokulduysa, kitap da o yolları arşınladı, o mekânları boyladı. Okullara, kütüphanelere, kitapevlerine, sahaflara değil sadece; hapisanelere, karakollara, hücrelere, toplu mezarlara, mahkeme salonlarına… İnsanın insan olduğuna pişman edildiği yer ve zamanlarda, kitap da kitap olduğuna bin kere pişman edilegeldi. Basılması engellendi, basılan toplatıldı, toplatılan yakıldı ya da kağıt hamuruna çevrildi vs. Şimdi de insanların ardı sıra parklara, caddelere, sokaklara dadanıyor ya da bırakılıyordu!

Fotograflarda gördüğünüz gibi, kitaplar bu kez Liesing Belediyesi’ndeki Breitenfurter adlı caddede, buzdolabında bekliyor okurlarını.

Telefon kulübeleri kitaplara sığınak oluyor

Viyana’da ilk sokak kitaplarına, Anton-Baumann Parkı’nda rastladım ben. U6 metrosunun Michaelbeuern-AKH İstasyonu’nda inip üstgeçidi tırmandığınızda, sola dönerseniz hastaneye (AKH’ya) çıkar yolunuz. Sağa devam eder ve dosdoğru ilerlerseniz, Michaelbeuern Steg’ten Anton-Baumann Parkı’nı tam ortasından kat edersiniz. İşte oralarda, parkın ortasına doğru, küçük bir kitap dolabı var. “Cami önüne bırakılmış bebekler” gibi başına geleceklerden bihaber kitaplar çıkar karşınıza.

Derken, kimi telefon kulübelerinin, evlerde tutunamaz olan kitaplara sığınak olarak düzenlenmesi fikri atıldı ortaya. Viyana Eyalet Hükümeti İmar Bakanlığı’na bağlı çalışan Viyana Konut Servisi (Wiener Wohn Service) sorumluğu altında çalışan Viyana Konut Partneri (Wohnpartner Wien) adlı kurum hayata geçirdi ilk iki projeyi. İlk kitap kabini, 2011 yılı içinde Simmering Belediyesi’nin Leberberg adlı alanda açıldı. Üç yıl kadar sonra, 12 Mayıs 2014 günü Ottakring Belediyesi’ndeki Matteottiplatz Kitap Kabini’nin açılışı yapıldı.

Ne kadar meyilli olursam olayım, bu çalışmalardan da kitap adına trajedi çıkaramıyorum tabii. Düşünsenize, telefon kulübeleri “kitap kabini” olarak düzenleniyor ve her yaştan kitap meraklısı için bir buluşma noktası haline geliyor! Kulübelerin içine raflar yapılmış, dış yüzeyine kitaplar ve okumakla ilgili başlıklar yazılmış. İsteyen kitapsever bu kabinden kitap alabilir, kendisine ait kitaplardan bırakabilir ya da bir kitabı alıp okuyup tekrar kabine geri bırakabilir. Yani, paralı alışveriş değil, değiştokuş söz konusu. Bu projelerin en önemli ve belirgin bir diğer özelliği, kitap kulübelerine çok dilden kitapların konulması.

Ve kitaplar buzdolabında

Toter Wilkel’de haber ve yazılarını okuduğunuz Resmiye Aslan, burada kullanılan fotograflarla çıkagelince, böyle bir yazı yazmak kaçınılmaz oldu. Fotograflarda gördüğünüz gibi, kitaplar bu kez Liesing Belediyesi’ndeki Breitenfurter adlı caddede, kültür merkezine çevrilmiş bir fabrika binasının önündeki buzdolabında bekliyor okurlarını. Soğuk bir gereç olan buzdolabı, dış yüzeyi boyanarak sıcak, sevimli bir havaya sokulmuş. Önüne sandalye, tabure, sehpa bırakılmış. En derin, çapraşık konuları işleyen kitaplar, derin dondurucu bölümünde olmalı. Kitabın erken ve geç bozulanı olmaz ki oysa! Olur mu yoksa? İyi de hangi kriterlerle ayırt edilecek bu?

Bu soruların sonu gelmez. Her birine net ve kesin bir cevap vermek de kolay değil. Ama kesin olan bir şey var, o da şu: Ne zaman bir yere bir kitap girse, orada hemen “sessiz bir ses” büyür. Parktaki küçük rafta da, o telefon kulübelerinde de, o buzdolabında da kulak vermenizi bekleyen “sessiz bir ses” yükselir biteviye.

Fotograflar: Resmiye ASLAN
27-12-2018

Vielleicht gefällt dir auch