Sosyal demokratların Birinci Cumhuriyet yılları: SDAP

1918’de, bir cumhuriyetin kuruluşu için öne çıkan iki parti vardı ortada: SDAP ve CSP. Bu iki parti, 21 Ekim’de masaya oturdu. Bir “Geçici Ulusal Meclis” toplamaya karar verdiler. 30 Ekim’de ilk “Geçici Cumhuriyet Hükümeti”ni kurdular.

Viyana – Her iki cumhuriyet tarihi boyunca ve günümüzde de Ulusal Meclis’te her dönem temsil edilen partiler arasında, kuruluş tarihi en eskilere uzananın Sosyal Demokrat İşçi Partisi (Sozialdemokratische Arbeiterpartei –SDAP) olduğunu önceki bölümde ifade etmiş ve ilk partilerin sahneye çıktığı 1890’lar ile 1918 arasının siyasi atmosferini kısaca tarif etmiştik. SDAP, 1889’da kurulmuştu. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun iki başlı monarşi koşullarında ve meşrutiyet mücadelelerinin verildiği bir dönemde. Birinci Dünya Savaşı sona erip, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun yenilen tarafta yer alarak dağıldığı günler, aynı zamanda Birinci Cumhuriyet’in inşa edildiği günlerdi.

Savaşın sona erdiği 1918’de, bir cumhuriyet sisteminin kuruluşu için kolları sıvayan ve öne çıkan iki parti vardı ortada: SDAP ve 1893’te kurulan Hıristiyan Sosyal Parti (Christlich Sozialen Partei) CSP. Bu iki parti, 21 Ekim 1918’de masaya oturdu. Bir “Geçici Ulusal Meclis” toplamaya karar verdiler. Ardından, 30 Ekim 1918’de ilk “Geçici Cumhuriyet Hükümeti”ni kurdular. SDAP, CSP ile geçici hükümeti oluşturacak kadar yol almışken, 3 Kasım 1918’de önemli bir rakiple karşı karşıya kaldı: AlmanAvusturya Komünist Partisi (Kommunistische Partei Deutsch-Österreich-KPDÖ). KPDÖ’nün SDAP için önemli bir engel teşkil etmesi, bupartinin “Sosyalist (Sovyetik) Cumhuriyet” savunuyor olmasıydı. Sosyal demokrat hareket ile komünist hareketin uluslararası alanda saflaştığı bir dönemin bütün yansımaları, yeni kurulmakta olan Avusturya devletinde ve yeni yönetim biçiminde görülecekti kaçınılmaz olarak.

1919’da kurulan Büyük Alman Halk Partisi (Großdeutschen Volks Partei –GDVP), SDAP – CSPtarafından inşa edilmekte olan “Alman-Avusturya Federal Cumhuriyeti” yönetim biçimini destekleyince, bu, SDAP’ın elini güçlendirirken, KPDÖ’nün “Sovyetik Cumhuriyet” tezinin başarı şansını bir hayli zora sokmuştu. Kuruluş sürecinin etkili dört siyasal partisi, “üçe karşı bir” şeklinde cepheleşti. SDAP – CSP Geçici Cumhuriyet Hükümeti, (SDAP’tan Karl Renner’nin başkanlığında) 12 Kasım 1918 günü, planlanmakta olan “Alman-Avusturya Federal Cumhuriyeti”ni ilan etti. Yeni devletin sınırları, Habsburg Hanedanı topraklarının Almanca konuşulan kesimlerini kapsamaktaydı. KPDÖ’nün önderliğinde komünistler, aynı gün kitlesel bir gösteri düzenlediler ama direniş aynı gün bastırıldı. Çok değil, 1919 ortalarında KPDÖ yeni devlet için tehlike olmaktan çıkarıldı.

1917 Devrimi’nin tetiklemesiyle Avusturya’da da sovyetik işçi ve asker konseyleri kurulmuştu. Ancak kesinlikle Almanya ya da Macaristan’daki kadar yaygın ve güçlü değillerdi, sadece Viyana başta olmak üzere bir dizi büyük kentte faaliyetteydiler. SDAP’ın uluslararası alanda da etkili iki siması olan Otto Bauer ve Viktor Adler, bu konseylerden KPDÖ’yi tasfiye etmede büyük rol oynadılar. Sovyetik konseylerin ürünü olan KPDÖ’nün milis gücü Kızıl Muhafızlar’ın önemli bir kesimini, kendi milis güçleri olan “Halkın Bekçileri”ne (Volkswehr) katmayı başardılar. (Daha sonra Cumhuriyetçi Savunma Birlikleri / Republikanischer Schutzbund adını alacak bu silahlı milis gücü.) SDAP-CSP geçici hükümeti, Şubat 1919’da ülkeyi ilk genel seçime götürdü. SDAP 69, CS 63, GDVP 26 temsilci çıkardı. KPDÖ, meclise giremedi. Geçiş döneminin SDAP-CSP koalisyonu, seçilmiş bir hükümet haline geldi.

Avusturya sosyal demokrat hareketi, Almanya’yla birleşmek istiyor

Yukarıda bir cumhuriyetin kuruluşuyla ilgili sıralananlar, “ateş kes” anlaşmasının yön verdiği süreçte yaşandı. Yani, “Alman-Avusturya Federal Cumhuriyeti”, “ateşkes anlaşması” sürecinde kurulmuştu. Ne var ki savaş sonrasının yeni devletlerine şeklini verecek asıl anlaşma, “St. Germain” olacaktı. 10 Eylül 1919’da savaşı resmen bitiren “St. Germain Antlaşması”nın imzalanmasıyla, yeni kurulan genç cumhuriyet bir dönüşüme mecbur edildi. Antlaşma, Ulusal Meclis’te onaylandı. Cumhuriyetin adından “Alman” adı çıkarıldı, “Avusturya Federal Cumhuriyeti” (Republik Österreich) oldu. Galip devletler, Avusturya’nın “Alman Cumhuriyeti’nin tamamlayıcı parçası” olmasına izin vermek istememişti. “Bağımsız bir cumhuriyet” olmaya mecbur edilmişti. “Alman-Avusturya Cumhuriyeti” adı, çok kısa bir dönem için kullanılabilmişti. Bu kısa dönem, sonraki yıllarda “Birinci Cumhuriyet”in içinde ele alınageldi. Günümüzde de cumhuriyetin kuruluş tarihi, Alman-Avusturya Cumhuriyeti’nin ilan edildiği 12 Kasım 1918 kabul edilir.

Sadece muhafazakar CSP ve Alman milliyetçisi GDVP değil, SDAP da konusu anlaşmanın Avusturya-Almanya ilişkileriyle ilgili maddelerine karşıydı aslında. Zamanın Dışişleri Bakanı SDAP’lı Otto Bauer, işbaşındaki koalisyon hükümetinin Almanya ile birleşme (Anschluss) konusunda ısrarlı olduğunu açıkça dillendirmekten çekinmemişti. Almanya’dan kopuş bir mecburiyet, bir dayatma olmuştu bu üç parti için. Peki, sosyal demokrat hareketi Almanya ile birleşmeyi savunmaya iten başlıca nedenler nelerdi?

Her şeyden önce o günlerde, Almanya ile birleşmenin gerçekten bir kitle temeli vardı. Özellikle Batı eyaletlerinde (Vorarlberg ve Tirol’de) yapılan resmi olmayan halkoylamalarında, çoğunluk “birleşme”den yana görüş bildirmişti. Öte yandan, savaştan önceki imparatorluk ortağı Macaristan’da sovyetik devrimci hareketler baskın gelmiş, kısa ömürlü de olsa, Mart 1919’da bir “Sovyet Cumhuriyeti” kurulmuştu. Avusturya, benzer bir sovyetik devrimci dalgadan sıyırmak için, iki görev koymuştu önüne: İçerde, sovyetik cumhuriyet isteyen komünist hareketi etkisiz hale getirmek ve dışarıda kaderini Almanya ile bütünleştirmek. Fakat bu, SDAP ile diğer iki etkili parti olan CSP ve GDVP’nin, Almanya ile bütünleşme konusunda tamamen hemfikir olduğu anlamına gelmiyordu. Sosyal demokrat hareketin kendince farklı nedenleri de vardı.

İmparatorluktan bir cumhuriyetin çıkış sürecine girildiğinde, sosyal demokrat hareketin önerisi, “çok uluslu bir cumhuriyet” idi. Tasarlanan “kültürel özerklik” atmosferinde, her bir ulus eşit ve özgür yaşayacaktı. Rudolf Springer ve Otto Bauer, bu tezin teorisyenleri olarak öne çıkıyorlardı. Fakat, “çok uluslu bir cumhuriyet”e dönüşmesi öngörülen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu 1918’de dağılınca, “Alman-Avusturyalı başat kimliği” tezi güç kazandı. Avusturyalılar, “Almanların bir kolu”ydu. İmparatorluk tarihe karıştığına göre, Avusturya ya Almanya’ya katılacak ya da “ikinci bir Alman devleti” (“Almanlık misyonuna sahip ikinci bir devlet”) olacaktı. Avusturyalı sosyal demokratların, “Alman-Avusturya Cumhuriyeti” tezini bir kenara bırakmaları, faşizmin iktidar yıllarından itibarendir. Bilindiği gibi, 1934’ten itibaren Austro-faşizmi, 1938’den itibaren ise Alman faşizmi ülkede iktidar oldu.

Dahası var, “Alman-Avusturyalı kimlik”, dönemin Rus komünist devrimcileri tarafından da savunuldu. Nedeni, Avusturya’nın hanedan ailesi Habsburgların “Cermen” (German) olmasından dolayı, imparatorluktaki halklar arasında Almanların başrol oynayacağının varsayılmasıydı. “Avusturya’da Almanların politik bakımdan en fazla gelişmiş oldukları görüldü ve Avusturya milliyetlerinin bir devlet biçiminde birleştirilmeleri görevini de bunlar üstlendiler…” (Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu-6. Defter, İnter Yayınları, İstanbul, 1990, s. 25.)

Sosyal demokratlar ile hıristiyan sosyaller yol ayrımında

Cumhuriyetin inşasında başat rol oynamış ilk iki parti olanSDAP-CSP, yapılan seçimlerden sonra da sürekli koalisyon hükümetleri kuran bir konumdaydı, ama bu, işlerin çok da yolunda olduğu anlamına gelmiyordu. Koalisyon hükümetleri uzun ömürlü değildi.1918-20 arasındaki iki yılda, iki koalisyon hükümeti kurulmuş ve yıkılmıştı. Yine SDAP’lı Karl Renner’nin başkanlığındaki ikinci koalisyon hükümeti 1920’de düştü. Üçüncü genel seçimde, CSP ilk kez birinci parti oldu. Sosyal demokratlar da ilk kez ikinci sıraya düştüler. Bu büyük bir kırılmaydı aslında. SDAP, Birinci Cumhuriyet boyunca artık bir daha iktidara gelmemek üzere muhalefete düşmüştü. Sadece, ülke nüfusunun üçte birini barındıran başkent Viyana’da şaşmaz bir çoğunluğa sahip olmayı sürdürebileceklerdi.

1920’de başlayan bütün bu gelişmeler, aynı zamanda sosyal demokratlar ile hıristiyan sosyallerin yol ayrımını işaret ediyordu. Peşpeşe hükümetler kurar konuma gelen CSP, yürütmeyi güçlendiren düzenlemeler içinde oldu sürekli. 1920’de kabul edilmi Avusturya Anayasası’nda, bu düzenlemeler kapsamında 1929’da önemli değişikliklere gidildi. Devlet başkanına, bakanları atama ve olağanüstü hal ilan etme gibi yetkiler tanındı.

SDAP’ın amblemi

Kasım 1930’da gidilen seçimde, SDAP yeniden birinci parti konumuna yerleşti. SDAP 73, CSP 66, GDVP 19, İtalyan modeli bir faşist partiye dönüşmüş “Vatan Savunması” (Heimwehr) ise 8 üye kazanmıştı. Birinci parti olan SDAP, bir koalisyon hükümetinde görev almayı tercih etmedi. 1930’lu yılların ilk hükümeti de CSP tarafından kuruldu. Fakat, uzun ömürlü olamayacaktı. 1903’te Avusturya-Macaristan Alman İşçi Partisi (Deutsche Arbeiterpartei-DAP) adıyla kurulan, 1918’de Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi‘ne (Deutsche Nationalsozialistische ArbeiterparteiDNSAP) dönüşen, üçüncü bir isim değişikliğini ise 1920’de yaşayan Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei-NSDAP), Avusturya kökenli bir Alman olan Adolf Hitler’in önderliğindeki “Almanya Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi“ (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei – NSDAP) tarafından önemli maddi yardımlarla desteklenmeye başlandı.

Bu sayede, 1932’deki eyalet seçimlerinde muhafazakar oyların bir bölümünü ele geçiren Avusturya Nazileri, hemen genel seçimlere gidilmesini istedi. Birinci parti olmalarına rağmen muhalefette kalan sosyal demokratlar, parlamentoda çoğunluğunu elde edebilecekleri umuduyla bu öneriyi desteklediler. Fakat seçimler ne Avusturya Nazileri’ne ne de sosyal demokrat SDAP’a yaradı; CSP’nin bayrağı altında, “Austrofaşizm”in iktidara yürüyüşüne zemin hazırladı.

Austro-faşizmin devletleştiği yıllarda sosyal demokrasi hareketi

1933’te yapılan o kritik genel seçimden sonra, yeni hükümeti yine CSP kurdu. Ne var ki bu, “hayra alamet” bir zafer değildi. Engelbert Dollfuss başkanlığındaki hükümet, sadece “tek oy”luk bir çoğunluğa sahipti. Yani, “güvence”den yoksun bir hükümet! Üstüne üstlük Dollfuss, “burjuva demokrasisi”ni zaten önemsemeyen bir politikacıydı. “Batı tipi parlamenter rejimler, Orta Avrupa hükümetlerine zorla kabul ettirildi” diyor ve devam ediyordu: “Bu rejimler, askeri yenilgilere açık ve sosyalist devrimler karşısında korunaksızdır…”

Ülkede ne kadar irili-ufaklı faşizan fraksiyonlar, paramiliter gruplar varsa, olanca vurucu güçleriyle “siyasal ve toplumsal düzen”i, “otoriter bir rejim”le mümkün gören Dollfuß’un emri altına girmeye başladılar. Bu şekilde Dollfuss’un inşa ettiği “Vatan Cephesi” bileşenleri dışında kalan bütün siyasal yapılanmalar, partiler adım adım kapatılır oldu. Farklı bir deyimle, bu faşist cephe, kendi bileşenleri dışındaki herkese savaş açtı. Almanya’da iktidara gelmiş NSDAP’ın Avusturya kolu olan Nazi yapılanmasına bile!

Mart 1933’deki bir meclis tartışması, Ulusal Meclis başkanı ve iki başkan yardımcısının istifa etmesine neden oldu. Dollfuss, bu gelişmeleri gerekçe göstererek “parlamentonun çalışamaz hale geldiği”ni ilan etti ve ülkeyi “olağanüstü hal kararnameleri”yle yönetmeye başladı. Ulusal Meclis, tamamen devre dışı kaldı. KPDÖ, yeraltına çekildi. Yasaklar sivil, demokratik, meslek örgütlelerine doğru genişledi. 25 Mart 1933’de, sosyal-demokrat SDAP ve yan kurumu “Cumhuriyetçi Savunma Birliği” de yasaklandı. Bunun üzerine, sosyal demokratlar ve komünistler, 12 Şubat 1934’te silahlı bir direniş başlattı. Avusturya, fiili olarak bir içsavaş içindeydi artık. Dollfuß’un önderliğindeki Vatan Cephesi hükümeti, dört gün içinde duruma egemen oldu yeniden. Bu süreçte, yeraltı direnişini örgütlemede etkin rol oynayan KPÖ’nün üye sayısı, önemli oranda sosyal demokratın da katılmasıyla, 4 binden 16 bine yükseldi.

1920 Anayasa’sı ilk önemli budamalara, 1929’da tabi tutulmuştu. Dollfuß, 1 Mayıs 1934’de anayasada çok daha köklü değişiklikler yaptı. Bu değişikliklere göre, Avusturya, artık yasal ve anayasal düzlemde de ‘‘ruhani-otoriter-faşist bir devlet’’ idi. “Avusturya Federal Devleti” adıyla anılacaktı ve “cumhuriyet”in lafzına bile izin yoktu. Yürütme organına, yasama organının üstünde yetkiler tanınmıştı. “Demokratik seçimler”, “insan haklarına anayasal güvence” gibi birçok madde askıya alınmıştı. Böylece, Birinci Cumhuriyet dönemi sona ermiş, bu dönemde kurulan partilerin hemen hepsi kapatılmış ya da yeraltına çekilmek zorunda bırakılmıştı.

Avusturya sosyal demokrasi hareketinin, cumhuriyetin kurucu gücü olmuş ilk partisi SDAP, 1945’e kadar yasaklanmış, yeraltına itilmiş, engellenmiş bir parti oldu. 1945’te ise Avusturya Sosyalist Partisi (SPÖ) adıyla yeniden çıktı sahneye. O tarihten günümüze kadarki süreci, sonraki bölümde irdeleyeceğiz.

(Devam edecek)

………………………………………………………..
Bu bölümde yararlanılan kaynaklar:

  • Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu-6. Defter, İnter Yayınları, İstanbul-1990
  • Hüseyin Şimşek, Türkiye’den Avusturya’ya Göçün 50 Yılı, Belge Yayınları, İstanbul-2014
  • de.wikipedia.org

Vielleicht gefällt dir auch