Üç bin metreyi geçmek

Yüksek irtifaya uyum sağlamamış bir bünye, rakım arttıkça doğrudan yaşam savaşı vermek zorunda kalıyor. Hatırlarsak Güney Tirollü Reinhold Messner ve Avusturyalı Peter Habeler, 8 Mayıs 1978’de, hiçbir oksijen desteği almadan Everest’e çıkana kadar bilim dünyası bunun mümkün olmadığını düşünüyordu.

Viyana – Deniz seviyesinden yukarılara çıktıkça hava basıncının düşmesi ve soluduğumuz oksijen miktarının azalması çeşitli rahatsızlık ve hastalıklara yol açmaktadır. Örneğin iki bin metrenin üzerindeki yüksekliklerde pek çok kişi baş ağrısından yakınır. Dağlara alışkın olsak bile üç bin metreden sonra baş ağrısına mide bulantısı ve göz kararması eşlik edebilir. Benzer şekilde beş bin, altı bin ve tabii ki sekiz bin metreyle birlikte bünyelerimiz ölümcül sınavlardan geçer.

Kitaplar, belgeseller vb. kaynaklar, insan vücudunun yüksek irtifadaki tepkileri üzerine kapsamlı bilgiler sunmaktadır. Ayrıca dağcılık tarihine meraklıysanız, konuyla ilgili çok dramatik hikâyelerle karşılaşabilirsiniz. Elbette evimizin güvenli ortamında okuduğumuz satırlar veya ekrana yansıyan görüntüler, gerçeğin yalnızca bir bölümünü kavramamıza olanak verir. İşin asıl öğretici tarafı kuşkusuz kişisel deneyimde yatmaktadır.

Tanıklıklar

Yaklaşık 11 yıl önce, akciğer zarımda oluşan yırtık nedeniyle ölümden dönmüştüm. Solunum yetmezliğiyle karşı karşıya kalan vücudum, oksijen ihtiyacını gidermek için delicesine çırpınıyordu. Neyse ki tedavi sürecinden sonra herhangi bir problem yaşamadım fakat tanıklık ettiğim iki olay, yüksek irtifada bulunmanın ciddiyetini iyice algılamamı sağladı.

Dağları gerçek anlamda tanımaya başladığım bir dönemde, kalabalık bir ekiple Avusturya-İtalya sınırındaki Ötztal Alplerine gitmiştik. İtalya tatilimizin ilk günleriydi. Teleferiğe binip Avrupa’nın en yüksek rakımlı (3.212 m) oteli Glacier Grawand‚a ulaşmıştık. Ekim ayının sonunda her taraf karla kaplıydı. Pistlerde yüzlerce insan kayıyordu. Çevreye bir göz gezdirmeye fırsat kalmadan, maalesef aramızdan biri kötüleşti. Dağ havası birkaç dakikada etkisini göstermişti. Bölgenin yerlisi olan Güney Tirollü arkadaşımız, tansiyon problemiyle birlikte gözlerinin karardığını söylüyordu. Acilen teleferiğe binip 1.201 metre aşağıdaki istasyona döndü. Yeniden bir araya geldiğimizde, vücudu eski ritmini yakalamıştı.

Buz Adam Ötzi’nin bulunduğu bölgede, 30 Ekim 2016’da şahit olduklarım farklı bir deneyimdi. Güney Tirol gezisi benim açımdan son derece faydalı geçmişti. Belirli bir plan dâhilinde, iki bin metrenin üzerindeki dağlara çıkmayı sürdürdüm. Nihayet 1 Eylül 2019’da, ilk üç binlik zirve göründü. „Alplerin başkenti“ olarak bilinen Innsbruck yakınlarındaki Kühtai isimli köyden yola koyulmuştuk. İki kişiydik. Hava şartları mükemmeldi. Rüzgârsız, yağışsız bir pazar sabahıydı. Sıcaklık Viyana’da 30 derece civarındayken Kühtai’da 5-6 dereceydi.

Sulzkogel rotası üzerindeki Finstertaler Stausee

Belirgin bir zorluk içermeyen Sulzkogel (3.016 m), kendisine yaklaşmamıza hiçbir itirazda bulunmamıştı ya da biz öyle sanıyorduk. Avusturya’daki Stubai Alplerinin sessiz üyesinin oyununu anlamamız uzun sürmedi. Bir insanın ellerinin şişmesine ilk defa tanık oluyordum. Arkadaşım birkaç metrede bir duruyor, nabzı normale dönene kadar dinleniyordu. Zirveyle aramızdaki mesafe azaldıkça uzaklaşıyor gibiydik. İrtifa kazanmak zorlaşmıştı, yol bitmek bilmiyordu. Doruk noktasına ulaşıp köye indiğimizde, baş ağrısı ve bulantının etkisi sürmekteydi. Akşama doğru, Viyana treninde daha yeni kendine gelebilmişti arkadaşım.

Yaşam savaşı ve uyum

Üç bin metreyi geçerek bir eşik değerini aşmak oldukça keyif verici ancak yukarıda kısaca bahsettiğim örnekleri unutmamak gerekiyor. Yüksek irtifaya uyum sağlamamış bir bünye, rakım arttıkça doğrudan yaşam savaşı vermek zorunda kalıyor. Hatırlarsak Güney Tirollü Reinhold Messner ve Avusturyalı Peter Habeler, 8 Mayıs 1978‚de, hiçbir oksijen desteği almadan Everest‚e çıkana kadar bilim dünyası bunun mümkün olmadığını düşünüyordu. Messner ve Habeler, bilinçli bir şekilde hareket edip azimle bir zinciri kırmayı başardılar. Görüldü ki evrim sürecimizin en önemli bileşenlerinden olan uyum, Everest’te de işe yarıyordu.

murat.naroglu@gmail.com

Vielleicht gefällt dir auch