Viyana = klasik müzik | Sektörel bir tanıtım sloganı artık

Viyana, klasik müzikle ne kadar özdeşleştirilse de artık yalnız klasik müziğin değil her türden, her dilden dünya müziklerinin de merkezi. “Viyana denilince akla klasik müzik gelir” şiarı, turizm sektörü için getirisi olan, tanıtım amaçlı bir kullanımdır artık.

Viyana– Bu yazı, konusu klasik müzik, klasik müzik tarihi ve bu müzikle özdeşleştirilmiş Viyana olacak birkaç yazının girişi sayılarak okunabilir. Müzik, bebeklikte söylenen ninnilerden başlayarak, ölümlerden sonra yakılan ağıtlara varıncaya kadar her alanda yaşamımıza eşlik eder. Aşkların, ayrılıkların, ölümlerin, doğumların, savaşın, barışın… Özellikle de duyguların dışa vurumunda en çok kullanılan sanat dalıdır müzik. Yine müziğin en önemli özelliklerinden bir diğeri, kişisel olduğu kadar kültürel ve sosyal olarak hem birleştiren hem de ayrıştıran yönünün olmasıdır. Halk, pop, sanat, caz, klasik… Daha birçok türe ayrılması, toplumların sosyal ve kültürel yaşamının bu müzik türleri içinde (ya da üzerinden) dışavurumunun sonucudur.

Viyana, klasik müzikle ne kadar özdeşleştirilse de artık yalnız klasik müziğin değil her türden, her dilden dünya müziklerinin de merkezidir. Öte yandan, tarihi alt yapısı, gelişim süreci ve bu süreçlerde hitap ettiği toplum kesimleri dolayısıyla “Avrupa kökenli burjuva müziği” olarak tanımlanagelen klasik müzik, diğer müzik türleri gibi herkesin ulaşabildiği bir müzik türü haline gelmiştir. “Viyana denilince akla klasik müzik gelir” şiarı hâlâ ve sıkca kullanılıyor. Ancak bu artık, turizm sektörü için getirisi olan, tanıtım amaçlı bir kullanımdır.

 Mesela, “Viyana” değil de “Yozgat” desem aklınıza ne gelir? Benim aklıma, Orta Anadolu’da yer alan, doğup büğüdüğüm bir şehir ve halk ozanımız Neşet Ertaş gelir. Televizyon kanallarında, radyolarda, otobüslerde, minibüslerde halk, sanat, arabesk, “hafif Batı müziği” vb dinlenen bir ortamdı büyüdüğüm. On sekiz yaşında ayrıldım Yozgat’tan, Viyana’ya geldim ve burada yaşıyorum hâlâ.

Wagner’in “Uçan Hollandalı” operasında

Klasik müzik, bale ve operayla, gerçek anlamda tanışmam 1992’den itibarendir. Arkadaşım Anna, Richard Wagner’in “Uçan Hollandalı” (Der fliegende Holländer) operası için elime bir bilet tutuşturmuştu bir gün. “Bunlar, Viyana Devlet Opera’sı biletleri, birlikte gidiyoruz”, demişti. Yani, benim adıma karar da vermişti. Biletleri, Viyana Devlet Operası’nın (Wiener Staatsoper) sahne arkasında çalışan bir tanıdığından uygun fıyata almıştı. Para biriminin Schilling (Şilin) olduğu yıllar. Biletin bir tanesinin fiyatı, 275 Schilling. Bu haliyle biletler ucuz sayılmasa da Viyana Devlet Operası için uygun bir fiyattı zikrettiğim.

Viyana Devlet Operası binası.

Bu, dünyaca tanınmış Viyana Devlet Operası’na gitme fırsatını kaçıramazdım elbette. Hiç düşünmeden kabul ettim. Fakat iş bilet almakla bitmemişti. Bir de bunun kıyafet sorunu vardı. O yıllarda Viyana’da yaşayanlar bilir, Avusturya’nın oldukca pahalı “Frünzkranz” tekstil mağazalarını. Arkadaşımla Thaliastrasse üzerinde bulunan bir Frünkranz mağazasına gittik. Uygun kıyafetleri aldık. Kıyafetlerin altına bir de uygun ayakkabı alınca, toplam 1,500 Schilling harcadım. Ortalamanın üzerinde kazanıyor olmama rağmen, benim bütçe o ay açık verdi.   Kiramı yatırmak için, babamdan borç almak zorunda kaldım. Aynı yıl Almanya’da, Eskişehir Üniversite’sinin organizasyonuyla liseyi dışarıdan bitirme sınavlarına da katılıyordum. Neyse ki babam sınavları başarıyla verdiğimi duyunca, çok sevindi, verdiği parayı geri almadı da durumu kurtardım.

Viyana Devlet Operası‘na gitmek ve Wagner’in “Uçan Hollandalı” adlı operasının izleyici, dinleyicileri arasında yer almak, bana oldukca pahalıya mal olmuştu. Neler kaldı aklımda o günden? Zaman zaman hatırladığım şunlar: Çok sayıda müzisyen, çok sayıda enstrüman, muhteşem bir sahne ve salon dekoru, gözalıcı ışıklar… Bir de ilk görüşte “üst sınıf”tan oldukları hemen anlaşılan, daha çok da orta yaşın üstünde şık giyimli erkek ve kadınlardan oluşan dinleyiciler. Aralarında, Avusturya’nın “yerli” asgari ücretlileri (işçi ve memurları), hatta küçük esnafları yok gibiydi.

Yukarıda anlattığım, benim Viyana Devlet Operası’na ilk ve son gidişim oldu. Sonraki yıllarda, Viyana’nın tanınmış mekanları olan Viyana Konzerthaus, Raimund Theater ve Volksoper’a birkaç kez gidebildim. Birbirinden güzel konserler, gösteriler izledim ve dinledim. Son tekniğin kullanıldığı salonlardır bunlar. Sahne dekoru, ses düzeni, ışık, kostüm, sanatcıların sergilediği performans mükemmeldi. 2008’de, Raimund Theater’da “We will rock you” müzikalini izleyip dinledim en son.

Neden koptum o mekânlardan? Bilet fiyatları, çok yüksek geliyordu bir kere. Her istediğim zaman gitmem imkânsızdı. Ayrıca, o salonların bana soğuk gelen bir tarafı da vardı. O atmosferde, hep bir eksiklik hissederdim. Araştırdıkça farkına vardım ki benim bu izlenimlerim, klasik müzik ile dalları olan bale ve opera sanatının tarihsel gelişim sürecince doğrulanan nitelikteymiş. Bu yazıyla, konuya bir giriş yapmış oldum. Sonraki yazımda, “Avrupa ve Avusturya’nın müzik tarihi”yle ilgili bir derlememi paylaşacağım.

Ben şimdi, Viyana’nın hemen her bölgesinde sayıları gittikce artan, isimleri çok fazla duyulmamış kültür merkezlerini tercih ediyorum.

……………………………………………………
resmiye.aslan1511@gmail.com

Vielleicht gefällt dir auch