DENİZ ÖZEN-BAŞARAN

Yasemin kokusu, sokak ve müzik…

Bir çocuk balkon duvarına doğru üfleyivermişti soluğunu. Havalanmıştı yavaşçacık bu sabah çatıdaki martının kanadından kopup gelen tüy. ‘Vals’ diye seslenmişti adını zamana. Tüm gün bu duvarda kalmış, bu esintisiz yaz sıcağında, görebildiği her yüze bakarak öyküsünü dinlemişti zamandan. Bu onun düşme anı biraz da. Uzun süre kalabiliyorsanız düş’te, zamanın sesini de yüzünü de hissetmeye başlıyorsunuz siz de.

Karşı bodrumda yaşayan şişman adam mutsuzluğunu yenmek için taşınmıştı buraya. Tüm kış pencere kenarında oturup zamanla konuşmuş, baharın gelişiyle sokağa bakan duvardaki sarmaşıkların pembe çiçeklerini fark etmeye başlamıştı. Garipsediği bahçesindeki çiçekleri onu gülümsetince, yenilerini eklemiş, hatta bir süre sonra yeni yavrulayan kedinin kızlarından birini bile arkadaş etmişti kendine. Zaman, ‘Animato’ demişti adına. Bodrumda yaşayan bir ‘Animato’.

Günde iki kez sokaktan geçen, ayağı aksak kadını görüyor musun, aynı zamanda felçli de. Bu yüzden çok zor konuşuyor. Tek isteği fark edilmek. O yüzden her gün dört ayaklı bastonuyla bir ayağını sürüyerek karşı caddeye geçip, mutlaka çay ve kek söyler, ardından sigarasını yakıp biraz etrafa gülücük verip markete uğrar ve mutlaka iki parça yiyecek alıp, ayağını sürükleyerek evine döner. Birisi gülümseyerek ‘Merhaba’ derse ondan mutlusu yoktur. Gününü tamamladığını düşünür, evine döner. Fark edilmiştir. Zaman, ona ‘Aleatori’ dediğini söyledi. Her zaman aynı sokaktan geçen bir ‘Aleatori’.

Sonra şu karşı evde sırtı dönük bilgisayarcı çocuk var ya. Hah! O işte. Öyle çok kaçırıyor ki hayatı, ne meltemi bilir, ne de güneşin ne zaman battığını. Gücüm olsa da, döndürüp bu tarafa yüzünü baktırsam bulutlara doğru. Varsa yoksa para, onun için. Fakat çok mutsuz kazanamadığından. İnsan başka bir alem için yaratıyor olsa bile, hangi renk hangi zaman hangi ten, hiç bilmeden olur mu? Dokunmamış daha teni başka bir tene. Yazık! Zaman ona ‘Ellegia’ demiş. Odasında sırtı dönük bir ‘Ellegia’.

Bu ritim yan apartmanda çatı katındaki güneşlenen kızdan geliyor olmalı, mutlaka elinde cep telefonuyla gülümseyerek oturuyordur balkonda. Sürekli coşkuludur, odasından sokağa taşan tutkulu sevişme seslerini gece yarısından sonra tüm sokak duyar ama, duymazdan gelir. Kısa süreli sevgilileri vardır hep, ama vardır! En güzel rengidir bu sokağın. Turuncu saçlısı. Zaman ona ‘Lustig’ demiş. Çatıkatında gülümseyen bir ‘Lustig’.

Ve tam da aşağı da sokakta bisiklet binen şu kıvırcık çocuk. Beş kardeşin ne ilk ikisi ne de son ikisi, tam ortancası. Mimar olsun ister, ilk önce ailesine bir ev yapıp kiradan kurtaracak onları. Mutlaka bahçesi olan bu evde her yılbaşında kardeşleriyle buluşacaklar. Hayal bu ya, zamana çok yalvarmış geçmesin diye sınav geceleri. Çok da çalışkan. Zaman onu çok sever. Herkes uykuduyken dururmuş arada. ‘Sinfonietta’ demiş ona da gülümseyerek. Sen ‘Sinfonietta’sın demiş.

Ben ise ‘uyumayacağım’ diye ağlayan bu beşinci kattaki çocuğun gazabına uğradım. Annesinin kollarından sıyrılıp balkona gelmesiyle ‘off’ diye üflemesi bir oldu. İsmime yakışır bir vals ezgisiyle havalanıp, dansetmeye başladım.

Usul usul aşağıya kayarken, yorgun saçlarını ardında lastik bir tokayla toplayıvermiş kadın pervaza dayayarak dirseklerini, bahçeden gelen yasemin kokusunu çekti içine. İlk kez gördüğüm bu kadının tam kirpiklerinden geçerken elim yanağına değdi hafifçe. Dünyada bu kokudan daha güzeli var mıydı ki? Kirpiklerini alttakilerle iyice kenetledi sımsıkı yumarken gözlerini. Karanlıkta sadece burnuna gelen bu nefis yasemin kokusuyla birlikte sanki bana seslendi: Keşke bu anın fotoğrafını çeksem, içine de kokuyu hapsedip!

Sesi tüm kanatlarıma çarpıp içimi titretti. Havalanıp biraz, yine dansederek düşmeye başladım aşağıya doğru. Sapsarı yaseminden bir halı gibiydi bahçe.

Düşteydim.

Hayat siyahtan sarıya evriliyordu.

……………………………………….
d_dalgasi@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch